Haber Detayı

Oruç bize konuk olur
Yaşam yeniasir.com.tr
15/03/2026 06:50 (3 saat önce)

Oruç bize konuk olur

Merhum Sezai Karakoç’un metinlerinde oruç, pasif bir ibadet değil; eve gelen, evi dönüştüren, insanı baştan aşağı yenileyen bir konuktur. Her yıl kapımızı çalan bu konuk, kahve içip dinlenmez; kollarını sıvar ve işe koyulur. Çünkü o, kutsallığın işçisidir.

PROF.

DR.

TAHSİN KOÇYİĞİT YAZDI...

RAMAZAN geldiğinde hayatımızda bir sarsıntı başlar.

Bu sarsıntı yıkıcı değil; arındırıcıdır.

Bacalarda birikmiş kurumlar dökülür gibi, ruhumuzda biriken tortular silkinir.

Alışkanlıkların gevşettiği sıvalar düşer.

Hareketsizliğin ördüğü örümcek ağları yırtılır.

İnsan, kendi içindeki ihmali fark eder.

Oruç, beden evimizi yoklar; nereye dokunması gerektiğini bilir.

Bu metaforik mimarlık yalnız ruhla sınırlı değildir.

Oruç, hücrelere kadar iner.

Modern tıbbın 'yenilenme' dediği süreci, Karakoç bir diriliş olarak anlatır.

Her hücre ölümün kireç zarını kırar; tazelenir.

Gün içinde daralan, gece açılan bir kalp gibi atmaya başlar.

Bu, yalnız biyolojik değil; varoluşsal bir yenilenmedir.

İnsan, hayat akışına yeniden katılır.

Ama asıl büyük onarım ruhta gerçekleşir.

Oruç, ruhun kulelerine sızan bir sabah ışığı gibidir.

Önce ince bir çizgi hâlinde girer; sonra çoğalır; nihayet kuleyi yıkacak bir güneşe dönüşür.

SOFRANIN BEREKETİ Ruh, kendi içine kapanma tehlikesinden kurtulur.

Zekâ aydınlanır, hafıza arınır, bilinçaltı düğümleri çözülür.

Kalbi kiralayan geçici duygular kovulur.

İnsan, eşyaya daha berrak bir gözle bakar.

Ramazan'ın getirdiği bu arınma, yalnız bireysel değildir; toplumsaldır da.

Sofralar kutsallaşır.

Bir bardak su, bir dilim ekmek sıradan olmaktan çıkar.

Sanki gökten inmiş bir 'maide' sofrasına dönüşür.

Bu noktada Kur'an'ın ev içindeki yankısı belirleyicidir.

Tilavet edilen ayetler, evin duvarlarını birer kubbeye çevirir.

İftar, sadece açlığın bitişi değil; sabrın zaferidir.

Çay saatleri ise Ramazan'ın en özel anlarıdır.

Günün yorgunluğu çekilmiş; sofranın bereketi paylaşılmıştır.

Lamba ışığında kurulan aile tablosu sonsuzlaşır.

Sanki komşu evler, komşu şehirler, hatta komşu gezegenler bu tabloyu izlemektedir.

O an, zaman genişler.

İnsan, tarihin derinliklerine doğru bir yolculuğa çıkar.

Bir bakarsınız kendinizi Hira Mağarası'nın eteklerinde hissedersiniz.

Vahyin ilk nefesini taşıyan rüzgârı duyarsınız.

Bir başka akşam, tufanın ortasında bir geminin güvertesindesinizdir; Nuh'un sabrını düşünürsünüz.

Ya da İbrahim ile İsmail arasındaki o büyük imtihanın eşiğinde kalbiniz titrer.

Oruç, kulaklarımızı keskinleştirir; tarihî ve kutsal anları bugüne taşır.

Bazen de kendimizi Ashab-ı Kehf'in mağarasında buluruz.

Uykularında bile geleceği mayalayan o gençlerin sabrını hissederiz.

Oruç, geçmişle bugün arasında görünmez bir köprü kurar.

İnsan, yalnız yaşadığını sanırken aslında büyük bir hikâyenin parçası olduğunu fark eder.

KURULAN İLİŞKİLER RAMAZAN'IN en etkileyici taraflarından biri de çocuklarla kurduğu ilişkidir.

İlk oruç, bir çocuğun ilk büyük sınavıdır.

Başardığında omuzlara alınır; hediyeler verilir.

Ama asıl ödül, içindeki diriliş duygusudur.

Çocuk, sabretmenin mümkün olduğunu öğrenir.

Ölüm provasını küçük bir zaferle taçlandırır.

Oruç, ona hayatın geçiciliğini ama anlamlılığını öğretir.

Bu konuk, yalnız iç dünyamızı değil; ülkeyi de güvenli bir ülke hâline getirir.

Sokaklarda daha yumuşak bir hava eser.

İnsanlar birbirine daha dikkatli davranır.

İhtiyaç sahipleri hatırlanır.

Zenginlik dalgalı bir akıma dönüşür; paylaşım artar.

Açlık ve susuzluk, insanı metafizik bir plana çeker.

Sözler savrulmaz; bir harman gibi devşirilir.

Önce göklerin hakkı ayrılır; sonra insanın payı.

Fakat her konuk gibi Ramazan'ın da uğurlanacağı gün gelir.

Alışmışızdır; gitmesine inanmak istemeyiz.

Bayram sabahı mahşerî bir kalabalık içinde sevinçle kucaklaşırız.

Çocuklar en süslü elbiseleriyle meydandadır.

Herkes konuktan söz eder.

Ama konuk, sessiz ve gösterişsiz bir şekilde çoktan gitmiştir.

Geride ne kalır?

Eğer gerçekten misafir ettiysek onu, yenilenmiş bir ruh, arınmış bir bilinç ve güçlenmiş bir irade kalır.

Eğer sadece takvim gereği yaşadıysak, birkaç güzel hatıra ve fotoğraf...

Asıl mesele, konuk gittikten sonra evin hâlidir.

Perdeler yine kapanacak mı?

Bacalarda kurum birikecek mi?

Örümcek ağları yeniden mi gerilecek?

Yoksa orucun açtığı pencereleri açık tutabilecek miyiz?

Ramazan bize her yıl aynı soruyu sorar: 'Yenilenmeye hazır mısun?' O, bir ay boyunca evimizi onarır; ama kalıcı bir mimarlık bizim irademize bağlıdır.

Konuğu gerçekten ağırlayanlar için oruç, geçici bir misafir değil; kalıcı bir diriliş ustasıdır.

İlgili Sitenin Haberleri