Haber Detayı
ABD / İsrail’in ‘Haçlı’ saldırısına bir de buradan bakın: Selahattin Eyyübi, Müslüman emirlerle neden savaştı...
ABD ve İsrail yöneticileri İran'a saldırılarında 'dini referans' göstermekten çekinmiyor. Haçlı seferlerine atıfta bulunuyorlar, dini semboller üzerinden söylem inşa ediyorlar. Haçlı seferleri uzmanı Dr. Devrim Burçak'a, günümüze yansıması bulunan tarihteki örnekleri ve çıkan dersleri sorduk.
ABD ve İsrail yöneticileri İran'a yönelik saldırılarının gerekçelerini izah etmeye çalışırken sık sık 'dini atıflarda' bulunuyor.
Beyaz Saray'da Trump'ın 'dualarla kutsanmasının' ardından Haçlı söylemi daha fazla göz önüne gelmeye başladı.
Trump'ın Savunma Bakanı Pete Hegseth bu konuda öne çıkan bir isim. 'Amerikan Haçlı Seferi' adlı kitabı ve vücudundaki Haçlı sembolü dövmeleri nedeniyle dikkat çekmişti.
Trump’a yakınlığıyla bilinen Franklin Graham gibi isimler de İran operasyonunu "İran halkının İslam'ın esaretinden kurtarılması" olarak nitelemişti.ABD, şu anda Müslüman bir devlete saldırısını başka Müslüman devletlerin topraklarından yapıyor.
Peki Haçlı seferleri sırasında neler yaşanmıştı.
Günümüze yansıyan tecrübeleri, dersleri neler?
Haçlı seferleri üzerine önemli bir çalışmaya imza atan Dr.
Devrim Burçak'ın yanıtlarındada 'işbirliğinin' sosyo-ekonomik zeminine dair önemli ipuçları var.
KUŞATILAN HAÇLILAR BÖLGEDE NASIL 200 YIL KALDI?- Haçlılar 1096’da ilk seferle birlikte Kudüs’ü ve Doğu Akdeniz’in en önemli liman kentlerini ele geçirerek bölgede varlıklarını iki yüzyıl boyunca sürdürebildi. 200 yıl uzun bir süre.
Bunun en önemli sebebi nedir?Dr.
Devrim Burçak: En önemli sebebi, İslam coğrafyasının siyasal ve mezhepsel olarak parçalanmış olmasıydı.
Bu coğrafyada yaşayan halkların, uzun bir süre boyunca Haçlılara karşı bir İslam davası güttüklerini söylemek çok zordur.
Aslında Haçlıların ele geçirdikleri alan, coğrafyanın tümüne oranla küçük bir bölgeydi ve çevreleri tamamen Müslüman devletlerle kuşatılmıştı.
Ancak bu Müslüman güçlerin bir kısmı, seferler sırasında büyük vahşet gösteren, katliamlar gerçekleştiren ve bölge ticaretini önemli ölçüde ele geçiren Haçlılar yerine birbirlerini düşman olarak görme ve rakiplerini bertaraf edebilmek için Haçlılarla ittifak kurma eğilimindeydiler.
Bu iki yüzyıllık dönem boyunca bu durumun birçok örneği görünür.HAÇLILARLA İTTİFAK YAPAN MÜSLÜMANLAR- Birinci Haçlı seferi sırasında tarif ettiğiniz duruma örnek gösterebilir misiniz?Dr.
Devrim Burçak: Çok sayıda örnek var.
Haçlı ordusu, Anadolu’da Türklere karşı ağır kayıplar verdikten sonra Antakya önlerine geldi.
Selçuklu-Fatımi mücadelesinin yoğun bir şekilde sürdüğü bu dönemde, seferlerin Selçuklu hakimiyetini zayıflatacağı ve bu yolla mücadelede avantaj kazanacağını düşünen Fatımiler, Antakya kuşatmasındaki Haçlılara elçi heyeti göndererek bir anlaşma teklif etmişlerdi.
Buna göre Suriye’nin kuzeyi Haçlılara bırakılacak, Filistin ve kıyı şeridi kendilerinin olacaktı.
Bir diğer ifadeyle Fatımiler Haçlılara Selçuklu topraklarını paylaşma teklifinde bulunuyordu.
Teklife kaçamak bir yanıt veren Haçlılar kuşatmaya devam ederek Antakya’yı ele geçirdiler.
Kenti kurtarmak için yola çıkan ordu ise, yine kendi içlerindeki siyasal çekişmelerden dolayı Haçlılar karşısında bozguna uğradı.KUDÜS YOLUNDA NELER YAŞANDI- Tarih kitapları Fatımilerin Haçlılarla mücadele ettiğini yazıyor ama...
Bu söylediklerinize aykırı bir durum yok mu?Dr.
Devrim Burçak: Başlangıçta bir ittifak girişimleri oldu ancak Haçlıların ilerlemeye devam ederek Kudüs’e doğru geldiklerini fark ettiklerinde durumun ciddiyetini anlayarak mücadeleye başladılar.
Kudüs’ü gayretle müdafaa etmelerine karşın başarılı olamadılar.
Hemen ardından şehri kurtarmak üzere gönderdikleri ordu Askalan’da Haçlılar tarafından mağlup edildi.
Fatımiler denizde de mücadele etmek istediler ancak burada da Haçlılara sürekli askeri ve lojistik destek sağlayan İtalyan deniz devletlerinin donanmalarına mağlup oldular.
Netice olarak Fatımiler Haçlılarla mücadele etmiştir ancak bu mücadelede geç kalmışlardır.
En büyük hataları Haçlıları, başta bir müttefik olarak değerlendirmeleri olmuştur.
Bu da başta Kudüs olmak üzere birçok önemli şehrin kaybedilmesiyle sonuçlanmıştır.HAÇLILARI BIRAKIP BİRBİRLERİYLE SAVAŞANLAR- Fatımilerin ittifak girişimi sınırlı bir zaman diliminde kaldı o zaman?Dr.
Devrim Burçak: Hayır sınırlı değil.
Fatımilerin Haçlılarla ittifak girişimleri, ikinci ve üçüncü Haçlı Seferleri arasındaki dönemde de devam etti.
Fatımi veziri Şaver, Kudüs Krallığı ile Nureddin Mahmud Zengi’nin komutanı Şirkuh’a karşı ittifak kurmuş, Müslüman Fatımi ordusu Haçlılarla birlikte Zengi kuvvetlerine karşı çarpışmıştı.
Ancak bu ittifak başarısız olmuş, Mısır’daki Fatımi hakimiyeti yıkılarak Eyyûbî Devleti kurulmuştu.-Fatımiler dışında Haçlılarla ittifak yapan Müslüman liderler oldu mu Birinci Haçlı Seferi döneminde?Dr.
Devrim Burçak: Evet, özellikle Halep-Dımaşk (Şam)-Musul anlaşmazlığı bazı ittifakları da beraberinde getirdi.
Musul Atabeyi Çavlı Antakya prinkepsi II.
Baudouin ile, Halep meliki Rıdvan ise Urfa kontu Tancred ile ittifak kurarak birbirleriyle savaşmışlardı.
Tell-Başir bölgesinde meydana gelen savaşta Rıdvan-Tancred ittifakı galip gelmişti. 1140 yılında ise Dımaşk’ı ele geçirmek ve bölgeyi tek bir otorite altında birleştirmek isteyen Zengilere karşı Dımaşk-Kudüs ittifakı kurulmuş, bu ittifak şehri Zengilere karşı savunmuştu.İLK TEPKİ: KORKU, ŞAŞKINLIK- Haçlı güzergahı üzerindeki bazı Müslüman emirliklerin Haçlılara yardım etmelerinde ve bazı meydan savaşlarının sayıca azalmış Haçlı ordularına karşı kaybedilmesinde korku faktörü rol oynamış mıdır?Dr.
Devrim Burçak: Haçlılar, fiziksel yapıları, silahları ve savaş yöntemleriyle bölge halklarının o zamana kadar karşılaştıkları hiçbir düşmana benzemiyorlardı.
Sarışın, dev cüsseli, tepeden tırnağa demir zırh içinde, çok büyük ve ağır kılıçlar kullanan, her biri birer seyyar kale gibi olan bu şövalyelerin yarattığı korku, özellikle Birinci Haçlı Seferi sırasında pek çok Müslüman askeri birliğinin savaşların hemen başında dağılmasına yol açtı.
SAVAŞTA KORKU FAKTÖRÜHaçlılarla Kürboğa komutasındaki Müslüman ordusunun Antakya önündeki savaşı, buna iyi bir örnek teşkil eder.
Tarihçi İbn’ül Esir Müslüman ordusunun bu savaştaki bozgunuyla ilgili olarak “Haçlılar bu durumu görünce bunu bir hile zannettiler; çünkü savaş olmadı ki böylesine bir mağlûbiyet görülsün.
Müslümanları takip etmekten korktular.” demektedir.
Birinci Haçlı Seferi liderlerinden Raymond’un 1102 yılında Trablusşam önünde Müslümanlara karşı yaptığı savaş da korku faktörünün ne derece etkili olduğunu göstermesi bakımından önemlidir.HAÇLILAR ANADOLU'DA- Müslümanların şövalyeleri yenebileceklerini anladıkları an ne zaman ve nasıl oldu?Dr.
Devrim Burçak: Aslında Haçlılar Anadolu coğrafyasına girdikleri andan itibaren Türklerin büyük bir direnişiyle karşılaştılar.
Eskişehir yakınlarında büyük bir bozgunun eşiğinden dönen Haçlılar, Anadolu’daki yolculukları boyunca Türkiye Selçuklularının bitmek tükenmek bilmez saldırıları karşısında ağır kayıplar verdiler.
Ancak kesin bir mağlubiyet ve dağılma söz konusu olmadı.
Yukarıda bahsettiğimiz korkunun da sebeplerinden biri budur; zira savaşçı Türkler bile onları durduramamıştır.
Birinci Haçlı Seferi’nin 1101 yılında gerçekleşen ikinci aşamasında ise Haçlı orduları Anadolu Türkleri tarafından tam anlamıyla imha edilmişlerdi.
Yani Anadolu Türkleri açısından herhangi bir korku söz konusu olmadığı gibi Haçlıları yenebileceklerine dair inançları tamdı.
Korku daha ziyade güneye inildikçe artmaya başlamaktadır.
Haçlıların özellikle Maarra kentinde yaptığı katliam, insan eti yemeye kadar vardırdıkları vahşet onlara psikolojik üstünlük de sağladı.
Sonraki dönemde Büyük Selçukluların gönderdikleri orduların ve yine Selçuklulara bağlı Zengi Atabeyliği’nin Haçlılara karşı başarıları, Müslümanların gözündeki yenilmez şövalyeler imajının yıkılmasını sağlamıştı.HAÇLILARA İSTİHBARAT VERENLER- Selçuklu’yu baş tehdit gören Haşhaşiler’in Haçlı Ordusu karşısındaki tavrı nasıldı?Dr.
Devrim Burçak: Haşhaşiler, Selçuklu otoritesini ve ardından Selahaddin Eyyubi’yi en büyük tehdit olarak görüyorlardı.
Bu ortak düşman, onları Haçlılarla yakınlaştırdı.
Öyle ki, Haşhaşi lideri "Dağın Şeyhi" Sinan, Selahaddin’i durdurmak için Haçlılarla istihbarat paylaşımında bulunmuş ve zaman zaman suikastçılarını bu doğrultuda yönlendirmiştir.
Ancak bu ilişkiler her zaman dostane değildi; Tapınak Şövalyeleri, Haşhaşilerden düzenli olarak "koruma haracı" almaktaydı.SELAHATTİN EYYÜBİ MÜSLÜMAN EMİRLERLE DE SAVAŞTI- Selahattin Eyyübi hangi süreç içinde sahneye çıktı?Dr.
Devrim Burçak: Selahaddin Eyyubi, Müslüman dünyasını birleştirme hedefiyle ortaya çıktığında, onun önündeki en büyük engel sadece Haçlılar değil, Haçlılarla ittifak yapan Müslüman emirlerdi.
Selahaddin, Halep ve Musul’u kuşattığında, bu şehirlerin Müslüman yöneticileri Kudüs Krallığı’ndan yardım istemişlerdi.
Selahaddin’in başarısı, bu ittifak zincirini kırmasında yatar.
Eyyubi Devleti’nin Mısır ve Suriye coğrafyasında siyasi bir birlik sağladığı dönemlerde Kudüs yeniden fethedilmiş, Haçlılara büyük darbeler indirilmiştir.
Ancak devlet Eyyubi hanedanı arasında bölüşülünce ittifak girişimleri tekrar başlamıştır.
Buna bazı örnekler verebiliriz.
Eyyûbî hanedanından Mısır hakimi el-Kâmil, Beş ve altıncı Haçlı Seferleri arasında Halep ve Dımaşk’ta hüküm süren kardeşleri el-Muazzam ve Eşref’in Mısır’ı ele geçirme planları olduğunu düşündüğünden, bunlara karşı Alman imparatoru II.
Friedrich’e ittifak teklif etti.
Teklif, Kudüs’ün Haçlılara verilmesini içeriyordu.
Teklifi bölgeye gitmek için bir fırsat olarak değerlendiren Friedrich Altıncı Haçlı Seferi’ne çıkmış, yoğun müzakereler sonucunda Kudüs’ü savaşmadan teslim almıştı.MEMLÜKLER HAÇLI-MÜSLÜMAN İTTİFAKINI YIKTI- Müslümanlar, Haçlılarla işbirliği yapanlardan ve bölünmüşlüklerinden dolayı Kudüs’ü kaybediyorlar.
Tarihi bir ders.
Kudüs bile kaybedildiğine göre tavırlarda değişiklik olmalı… Dr.
Devrim Burçak: Hayır olmadı.
Haçlılar ve Müslümanlar arasında yapılan belki de en güçlü ittifak, 1244’te Eyyûbîlerin Mısır kolunun hakimi Es-Salih’e karşı Dımaşk, Kerek ve Hıms bölgelerinin Akkâ Krallığı ile yaptıkları ittifaktı.
Bu ittifak girişimini ilginç hale getiren, 1229’da Haçlılarla ittifak kurup Kudüs’ü onlara veren El-Kâmil’e en çok tepki göstererek İslam dünyasından olumlu tepkiler alan En-Nâsır’ın bu kez kendisinin ittifakın içinde yer almasıydı.
Bu Haçlı-Müslüman ittifakı, 1244’te Gazze yakınlarında Es-Salih’in ağırlıklı olarak Memlûklerden oluşan ordusu karşısında hezimete uğradı ve dağıldı.ORTAK SİYASİ ZEMİNDE HAÇLILARA KARŞI KOYMAK- Birlikte hareket etmek hangi koşullara bağlıydı.Dr.
Devrim Burçak: Haçlı devletleriyle topyekün mücadele, Nureddin Mahmut Zengi, Selahaddin Eyyûbî ve Memlûkler dönemlerinde olduğu gibi bölge tek bir siyasal yapı altında birleştiği zaman mümkün olabiliyordu.
Diğer dönemlerde ise, Müslümanların bölgedeki Haçlı varlığına alışmaları ve liman şehirlerinde ticari ilişkilere girmeleri, Haçlıların Müslümanların gözünde sürekli savaşılması gereken kafirler değil, bölgedeki diğer devletler gibi zaman zaman savaşılan, zaman zaman ittifak kurulan bir siyasi aktör konumuna gelmelerine neden olmuştu.
Bununla birlikte Batı’dan ne zaman yeni bir askeri sefer gelse Haçlı devletleri Müslümanlara karşı saldırıya geçmekten geri kalmıyorlardı.
Bir diğer ifadeyle kendilerini zayıf hissettikleri dönemlerde Müslümanlarla ticari-siyasi ilişkiler kuruyorlar, Batı’dan askeri destek aldıklarındaysa özellikle bölge ekonomisinin can damarı olan Mısır’a saldırıyorlardı.
Bu duruma 1250 yılında Mısır’daki Eyyubi egemenliğine son vererek iktidarı ele geçiren Memlükler son verecektir.
Memlükler sert askeri disiplinleri ile Haçlılarla aynı dönemde İslam dünyası için büyük bir tehlike oluşturan Moğol saldırılarını durdurmuş, Haçlı kalelerini birer birer yeniden fethederek İslam coğrafyasındaki Haçlı varlığına son darbeyi vurmuşlardır.Odatv.com