Haber Detayı

Kahve ve çay kültürümüz
Yazarlar hurriyet.com.tr
14/03/2026 06:28 (4 saat önce)

Kahve ve çay kültürümüz

Ne kahve ne de çay ilk olarak Anadolu topraklarında yetişmiş ve içilmeye başlanmış olsa da ikisinin de ritüelleri ve hazırlanma yöntemleri tamamen bize özgü ve başka hiçbir ülkeye benzemez.

Kahve ile bu topraklarda ilk tanışma 16’ncı yüzyıl başlarında olur.

Yemen’den gelen kahve, kısa sürede saraylardan evlere kadar ikram edilen en değerli içeceğe dönüşür. 1550’lerden itibaren İstanbul’da kahvehaneler açılmaya başlar, zaman içinde tüm ülkeye yayılır.

Sevinçten hüzne tüm ruh hallerine eşlik etmesinden, dostlukların kurulmasındaki payından, kız istemekten dibinde kalan telvesine bakıp geleceği okumaya uzanan törenselliğiyle bizim vazgeçilmezimiz olmasının yanı sıra uluslararası arenada da tanınırlığı, bilinirliği artar. 40 yıl hatırı olan bir fincan kahve 2013 yılında UNESCO tarafından Somut Olmayan Kültür Mirası listesine girer.Ülkemizin, bir diğer vazgeçilmezimiz çayla tanışmasıysa 19’uncu yüzyıl sonunda olur. 1924’te Doğu Karadeniz’de çay tarımını destekleyen yasanın ardından çay üretimi başlar, fabrikalar kurulur.

İnce belli bardaklarıyla kahvaltıdan başlayarak günün her saatinde içilir.

Dostluk, paylaşım ve sohbetin simgesine dönüşür.

Ve Türkiye kısa sürede dünyada en çok çay içilen ülkeler arasında yerini alır.Ancak son 10 yıl içinde geleneklerinin sürdürülmesinin yanı sıra değişimler de yaşanır.

Deneysel kahveler ve çaylar son yıllarda önemli bir trend haline gelir.

Günümüzde, genç kuşak her ikisini de yaşam tarzı ürünü olarak görüyor, hikâyelerini merak ediyor.

Farklı demleme yöntemlerini deneyimlemek istiyor.

Ben de hafta içinde alanlarının öncülerinden iki yerli markanın yaratıcısı girişimciyle bir araya geldim ve hikâyelerini dinledim.Çay kültürümüzü dünyaya taşımak istiyoruzOrtak bir arkadaşımız geçtiğimiz yıl mayıs ayında raflara çıkan Teakina soğuk çaylarının ilginç hikâyesinden söz edince kurucusu Mehmet Ali Şimşek ile bir araya geldik.Mehmet Ali Bey, Rize kökenli, Ankara’da yaşayan annesi babası dışında tüm aile üyelerinin yeme-içme sektöründe çalıştığı bir ortamda büyümüş.

Kendisi de Hacettepe Üniversitesi’nde Turizm ve Otelcilik eğitimi almış. 2004 yılında da çocukluk hayali olan New York’a yerleşmiş.

Ardından da sıra, “Burada ne yapabilirim”e gelmiş.

İlgisi, hiç bilmediği bir alan olan, aşçılık gibi ama içecekler üzerinden yaratıcılık gerektiren miksolojiye kaymış. 2008 yılında sonradan ortak olduğu arkadaşıyla Türk mezelerinden ilham alan Amerikan tarzı miksoloji odaklı bir yer açmışlar.

Her şey çok güzel giderken, New York Magazine mekânı keşfedip tanınmasını sağlamış.

Ancak bir yandan da olumsuzluklar peşlerini bırakmamış.

Neredeyse her yıl bir doğa afetiyle karşılaşmışlar. 4 yılları açılıp kapanmalarla geçmiş.

Tam “Benim bu işten para kazanma şansım yok” dediği günlerde başka bir arkadaşı “Ben de bu işin içinde olmak istiyorum” diyerek ortak olmuş.

Dekor, menü derken yenilenip mahallenin ev gibi sıcak bir buluşma mekânına dönüşmüşler.

Hatta başlangıçta kim olduğunu bilmedikleri Courtney Love müdavimleri arasına girmiş.

New York Times’ta “Ünlülerin takıldığı mekân” olarak yer almaya başlamışlar. 10 yıl huzurla geçmiş ama yorulunca sağlığı bozulmuş, Türkiye’ye gelip kontrollerini yaptırmış, ardından Los Angeles’ta dinlenmeye karar vermiş.Bu süreçte, ortağıyla çay içerken Rize çayıyla bir şey yapmaya karar vermişler ve babasından organik çay istemiş.

Demledikleri çayı soğuk olarak kavanozda servis etmişler ve ilk denemeleri çok beğenilmiş.

Başlangıçta işler iyi gitmiş ama bir süre sonra ambalaj, tedarik ve lojistik sorunları yaşamış, çalışan bulmakta zorlanmışlar.

Türkiye’de teşviklerden haberdar olunca Çağatay Ulusoy ve Engin Aykanat ortaklığında Teakina markasını kurmuşlar.

Ankara’da üretim hattı oluşturup Rize çayını gerçek bitki ve baharatlarla harmanlamışlar, şimdilik beş farklı çeşit geliştirmişler ve ürünlerini market raflarında satışa sunmuşlar.

Ayrıca bu ürünler miksoloji alanında da kullanılmaya başlanmış.Mehmet Ali Bey, “Amacımız evde içtiğimiz o sade ve gerçek çay deneyimini şişeye taşıyabilmekti, onu gerçekleştirdik.

Sonuçta dünyada ‘Turkish tea’ diye bir kavram var ve biz de bu kültürü daha modern ve katma değerli ürünlerle dünyaya taşımak istiyoruz” diyor...Tarladan fincana kontrol bizdeYıllar önce gıda sektöründe çalıştığı dönemde tanıdığım İbrahim Demir, kendi işini yapmaya karar verince en bildiği alan olan yiyecek-içeceğe yönelmiş.

İlk işleri, çekirdek seçiminden sorumlu olan ortakları ziraat mühendisi Ahmet Tunç’la birlikte Ruanda, Kenya ve Uganda gibi Afrika ülkelerindeki çiftlik ve kooperatifleri ziyaret etmek olmuş.Uzun araştırmalardan sonra kaliteli kahve çekirdeklerini ithal edip modern kahvehane konsepti kurgulamışlar.

Ve ortaya küçük, samimi buluşma noktaları çıkmış. 13 yıl önce Pera’da ilk mekân Noir Pit’i açmışlar.

Bir yandan da kurumsal hayata devam ettiği süreçte en büyük yardımcısı, gıda mühendisi ve iş güvenliği uzmanı olan eşi Tuba Demir markanın operasyonlarını yönetmiş, bugün de yönetimden sorumlu.

Ardından şimdi yenilenme sürecinde olan Göktürk ve Moda mağazaları gelmiş.

İlk şubede geçmişten bugüne kısa bir yolculuk yaptıktan sonra, 3 yıl önce faaliyete geçirdikleri ‘Everbean Coffee Roastery’e gittik.

İbrahim Bey, Noir Pit’in sahip olduğu kavurmahane sayesinde kahve üretiminin her aşamasını tam kontrol altında tuttuklarını söylüyor.

Burada ortaklarından Cihan Demir ve kavurma uzmanı Gökhan Önsoy ile tanıştık.

Etiyopya First Grade kahvenin kavurma sürecini izledim.

Tadımlar yaptım.

Kahve dünyasının en prestijli çeşitleri arasında gösterilen Jamaican Blue Mountain ve Kopi Luwak gibi özel kahvelerin de farklı demleme metotlarıyla hazırlanarak sunulması çok hoştu.

Önümüzdeki dönemde markanın büyüme planları arasında kahveye tutkuyla bağlı, güvenilir kişi ve kuruluşlarla iş birlikleri yaparak yeni Noir Pit Coffee Co. şubeleri açma ve yurtdışında büyüme hedefleri var.

İlgili Sitenin Haberleri