Haber Detayı

ANALİZ- İsrail-Hizbullah savaşında yeni aşama ve Lübnan'ın belirsiz geleceği
Güncel haberler.com
13/03/2026 11:43 (1 saat önce)

ANALİZ- İsrail-Hizbullah savaşında yeni aşama ve Lübnan'ın belirsiz geleceği

İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dr. Öğretim Üyesi Tuba Yıldız, İsrail'in Lübnan'a yönelik artan saldırılarının arka planını AA Analiz için kaleme aldı.

İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dr.

Öğretim Üyesi Tuba Yıldız, İsrail'in Lübnan'a yönelik artan saldırılarının arka planını AA Analiz için kaleme aldı.***28 Şubat sabahı İran'a yönelik ABD ve İsrail tarafından başlatılan geniş çaplı hava saldırıları, çatışmanın kısa sürede bölgesel bir nitelik kazanmasına yol açarken Lübnan'da Hizbullah'ın nasıl bir stratejik rota izleyeceği sorusunu da gündeme taşıdı.

Haziran 2025'te gerçekleşen ilk İran-İsrail çatışması sırasında tarafsız kalmayacaklarını ve Tahran'ın en güçlü destekçilerinden biri olacaklarını vurgulayan ancak belirsiz bir fotoğraf sergileyen Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, şubat ayındaki savaşın ilk saatlerinde yaptığı açıklamada da benzer bir üslup kullanarak örgütün angajmanını kontrollü ve sınırlı tutma eğiliminde olduğunu gösterdi.

Bu anlamda Ayetullah Ali Hamaney'e yönelik bir saldırı istisnası dışında İsrail'le savaştan bir süre daha uzak durmayı planlayan Hizbullah, siyasi ve askeri olarak toparlanmak, ayrıca Lübnan'daki iç krizler ile silahsızlanması yönündeki ABD-İsrail tarafından gelen baskıyı yönetmek için ihtiyaç duyduğu süreyi ihtiyatlı yaklaşım çerçevesinde değerlendirmeye çalıştı.

Hizbullah'ın söz konusu toparlanma sürecini tamamlayamadan 2 Mart gecesi bölgesel çatışmaya dahil olması ise savaşı farklı aşamaya taşırken örgütün savaşa katılım kararının arkasındaki dinamiklerin ve karar alma sürecinin yeniden sorgulanmasına yol açtı.Ateşkes sonrası ilk eşik: Stratejik sabrın limitli sonu26 Kasım 2024'te yürürlüğe giren ateşkesten sonraki yaklaşık 15 aylık süreçte İsrail'in örgütün üst düzey isimlerine yönelik suikastlarına devam etmesine ve sivil kayıpların artmasına rağmen Hizbullah, büyük ölçüde stratejik sabır politikasını sürdürdü.

Bu nedenle de Ali Hamaney'in öldürülmesinin ardından kısa süre sonra Güney Lübnan'dan İsrail'e yönelik saldırı başlatılması, Hizbullah'ın Lübnanlı siyasi-askeri aktör kimliği ile İran'ın bölgesel vekil gücü rolü arasındaki gerilimin yeniden görünür hale gelmesindeki dikkat çekici faktörü oluşturdu.

Buna karşın örgütün gerçekleştirdiği saldırının ölçeği ve kapsamı, söz konusu gerilimin tam anlamıyla bir kopuşa dönüşmesini engellemeye yönelik kontrollü angajman niteliği taşıdı.

Nitekim Hizbullah'ın kısıtlı sayıda füze kullanarak saldırıyı sınırlı tutması, esasen sembolik yanıt verilerek daha geniş çaplı tırmanmadan kaçınma eğiliminde olduğuna dair işaretler sundu.

Sınırlı kapasite kullanımı o denli dikkat çekiciydi ki ilk etapta gerek İsrail medyasında gerekse de yerel basında füzelerin örgüt tarafından atılmamış olabileceğine yönelik değerlendirmeler yer almaya başladı.Bu aşamada Hizbullah, Veliyyü'l Fakih'e yapılan saldırı karşısında Şii kimliğini ve İran'a sadakatini düşük ölçekli operasyonla göstermeye çalışırken Naim Kasım'ın 4 marttaki konuşmasında "Bir füze salvosu savaşı hak ediyor mu sanıyorsunuz?" sözleriyle "Küçük eylemler büyük savaşa dönüşmemeli" minvalinde verdiği mesaj, esasen Lübnan savaşında sınırı henüz aşmak istemediği gerçeğini gösteriyordu.

Dolayısıyla her ne kadar İsrail, Lübnan'ın Gazze'ye dönüşeceğine yönelik tehditlerini artırmış olsa da Tel Aviv'in İran savaşına kanalize olmuş olması, Hizbullah'a yönelik operasyonların şimdilik beklenenden daha sınırlı olabileceğine dair izlenimi güçlü kılmıştı.Ancak İsrail'in uzun süredir planladığı Lübnan operasyonunun Hizbullah'ın intikam saldırısıyla fiilen başlamış olması ve savaşın ilk günlerinde Tel Aviv'in agresifliğinin açığa çıkması, Hizbullah'ın denklemi değiştirmesine yol açtı.

İsrail'in Litani Nehri'nin güneyini içeren yaklaşık 1000 kilometrekarelik alanın boşaltılmasına yönelik hedeflerine ek olarak, Beyrut'un Dahiye bölgesinin yoğun bombardımana tutulmasıyla birlikte Hizbullah, kademeli olarak gerilimi artırmaya başladı.

Bununla birlikte İsrail'in karadan Lübnan'a sızması sonrasında sınır noktalarına atılan füzeler, Güney Lübnan'da misillemeden öte savunma hattının oluşması ve Hizbullah'ın saldırıdan önce bölgesel kontrolü güçlendirmeyi hedeflemesi noktasında bir stratejik yöntem oluşturdu.Bu şekilde de 11 Mart'ta İran'la ortak düzenlenen operasyona kadar Hizbullah, güneyde İsrail tanklarını hedefleme, ülkenin doğusunda yer alan Nebi Şit bölgesindeki saldırıları geri püskürtme yoluyla savunma hattında kalmayı tercih etti.

Devam eden süreçte İsrail'in sivil yerleşimleri vurmaya başlaması, Lübnan içindeki tepkilerin artmasının önünü açarken İran'ın savunma stratejisinden saldırıya geçmesi, Hizbullah'a mevcut gücünü etkin biçimde kullanma ve İsrail'e karşı zafer anlatısını sahada inşa etme fırsatı verdi.

Bu durum, Hizbullah'ın kontrollü angajman ile taktiksel esnekliği bir arada yürüttüğünü ortaya koydu ve örgütün çatışmayı kontrol edebilme kapasitesini gözler önüne serdi.Lübnan hükümetinin meşruiyet kriziHizbullah'ın İsrail karşısında sahada ne kazanıp ne kaybedeceği henüz belirsizliğini korusa da Lübnan'daki siyasi elit karşısında şimdiden önemli bir avantaj elde ettiği görülmektedir.

Bu noktada savaşın askeri seyrinden ziyade, hükümetin son bir yılda izlediği politik sürece dikkat çekmek gerekmektedir.

Şubat 2025'te Başbakan Nevvaf Selam liderliğinde kurulan hükümetin ülkenin derinleşen ekonomik ve toplumsal sorunlarını geri plana iterek neredeyse tamamen Hizbullah'ın silahsızlandırılması meselesine odaklanması ancak bu konuda somut bir ilerleme sağlayamaması, dahası ABD ile İsrail'in artan baskısı karşısında giderek daha sıkışmış bir konuma düşmesi, hükümetin toplumsal meşruiyetini zedeleyen başlıca faktörler haline geldi.

Bu çerçevede, Hizbullah'ın herhangi bir çatışmadan uzak kalacağına dair Cumhurbaşkanı Joseph Avn tarafından verilen garantinin 2 Mart gecesi anlamını yitirmesi, örgütün hükümet karşısında hala güçlü bir pozisyonda bulunduğunu göstermektedir.

Mayıs 2026'da yapılması planlanan seçimlerin ertelenmesi ise hükümetin meşruiyetine yönelen son darbe olarak değerlendirilebilir.Lübnan hükümetinin zayıflığını ortaya koyan bir diğer alan ise savaş sonrasında ihtiyaç duyulan sosyal yardımlar konusunda sergilenen yetersizliktir.

Ülkede 700 binden fazla insanın yerinden edilmesiyle ortaya çıkan krizi yönetmekte başarısız kalan Lübnan devleti, gönüllü ağları ve sivil toplum kuruluşlarının dahi gerisinde kalan bir performans sergileyerek devlet kapasitesinin zayıflığını açık biçimde gözler önüne sermiştir.

Dolayısıyla Lübnan'daki siyasi kırılganlığın yarattığı boşluğu doldurmayı başaran Hizbullah, kendi geleceğini risk altına atsa da mevcut hükümetin meşruiyetini aşındıran bir aktör haline gelmiştir.İsrail'in yeni Lübnan çerçevesi2008 yılında İsrailli General Gadi Eizenkot tarafından ortaya konulan, yoğun ve orantısız askeri güç kullanmak kapsamında belirginleşen "Dahiye Doktrini"'nin 2026'da yeniden uygulanması, İsrail'in Lübnan planının İran kriziyle doğrudan bağlantılı olmadığını ancak kaldıraç olarak kullandığını açık biçimde göstermektedir.

Nitekim 2024 yılının başlarından itibaren Hizbullah merkezli çerçevede şekillenen Lübnan savaşında İsrail'in Güney Lübnan'da demografik yapıyı değiştirmeye yönelik politikaları, yalnızca güvenlik eksenli strateji izlemediğini, aynı zamanda daha bölünmüş ve daha dar alana sıkışmış Lübnan tasavvur ettiğini göstermektedir.Bu çerçevede mezhepler arasındaki toplumsal dengeyi bozmayı hedefleyen ve birçok köyün boşaltılmasını öngören planın, İsrail'in kendi güvenlik çıkarlarına uygun yeni bir toplumsal düzen yaratma arayışıyla bağlantılı olduğu görülmektedir.

Nitekim ülke topraklarının yaklaşık yüzde 10'una denk gelen Litani Nehri'nin güneyinin boşaltılmasını öngören proje, fiilen insansız bir tampon bölge oluşturmayı hedeflemektedir.

Bu bağlamda ülkedeki siyasi boşluğu da değerlendiren İsrail açısından iç savaşı tetikleyebilecek herhangi bir kıvılcım, yürütülen stratejiyi kolaylaştırabilecek bir unsur olarak görülmektedir.

İsrail'in Lübnan'a yönelik yaklaşımının uzun vadeli bir plan içerdiğine ve İran'la yürütülen savaş sona erdikten sonra dahi saldırıların uzun süre devam edebileceğine işaret eden gelişmeler, meselenin yalnızca Hizbullah'la sınırlı olmadığını, nihai olarak Lübnan'ın İsrail'in güvenlik önceliklerine uygun biçimde yeniden şekillendirilmesini hedefleyen daha geniş bir stratejinin parçası olduğunu sunmaktadır.Son tahlilde Lübnan, İsrail'in masasında "bitirilmesi gereken bir görev" olarak yer almaktadır.

Ülkedeki kırılgan düzen, ayrıca Hizbullah'ın silahsızlanmasının kısa vadede sonuçsuz kalacak olması, gerilimin artmasına ve Lübnan'ın İsrail merkezli krizlerin ana sahası olmasına yol açmaktadır.

Bölgesel anlamda dikkatlerin yeteri kadar Lübnan'a verilmemesi ise ülkenin dış müdahalelere daha açık hale gelmesine ve kalıcı bir kriz coğrafyası olarak konumlanmasına yol açmaktadır.[Dr.

Tuba Yıldız, İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesidir.]Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.

İlgili Sitenin Haberleri