Haber Detayı
Silivri Duruşmaları: Üçüncü göz
Soner Yalçın yazdı...
Michael Stolleis (1941-2021), Avrupa’nın önde gelen hukuk tarihçilerinden biri.
Uzun yıllar Almanya’daki Max Planck Avrupa Hukuk Tarihi Enstitüsü direktörlüğünü yaptı.
Özellikle devletin işleyişini ve kamu düzenini belirleyen hukuk kurallarının tarihi üzerine yaptığı çalışmalarla tanındı.Hukukun yalnızca metinlerden ibaret olmadığını, aynı zamanda imgeler ve sembollerle konuştuğunu söyleyen hukuk tarihçisi Stolleis, “Yasanın Gözü” adlı kitabında dikkat çekici bir sorunun peşine düştü: Yasa gerçekten “görür” mü?Stolleis’e göre hukuk, tarih boyunca kendisini çoğu zaman bir göz ile temsil etti.Antik Mısır’da Horus’un gözü, Avrupa’da kilise kubbelerinde ve eski gravürlerde karşımıza çıkan “her şeyi gören göz”, ABD dolarının üzerindeki piramit tepesindeki göz figürü ya da masonlukta kullanılan aynı sembol… Bugün şehirleri izleyen güvenlik kameraları ve dijital gözetim sistemleri de bu uzun sembol zincirinin modern halkaları…Hepsi düzeni gözeten bir bakışın varlığını hatırlatıyor.Bu yüzden göz figürü yalnızca dini ya da estetik sembol değil, iktidarın ve itibarıyla adaletin en eski metaforu...Ekrem İmamoğlu/İBB davasında “Yasanın Gözü” neyi görüyor, neyi görmüyor?BU GÖZ HERKESİ GÖRMÜYORStolleis dedi ki:-Yasanın gözü herkesi eşit görür mü?
Bazen sadece görmek istediğini mi görür?
Hukukun temel iddiası tarafsızlık.
Yasa, toplumdaki herkese aynı mesafeden bakar ve aynı ölçülerle hüküm verir.
Hukukun meşruiyeti de büyük ölçüde bu eşitlik duygusundan doğar.
İnsanlar, hukukun kişilere göre değişmediğine, gücü elinde bulunduranlarla-muhalifler arasında ayrım yapmadığına inanmak ister.Ne var ki bazı davalar bu inancı tartışmaya açar.
Türkiye’de son yıllarda en çok konuşulan Ekrem İmamoğlu davası da tam bu noktada hukukun “görme biçimi” üzerine yeni sorular doğurdu.
Bir siyasetçi hakkında verilen kararın hukuki gerekçeleri elbette tartışılabilir, ki hukuk zaten yorum ve değerlendirme alanı.
Ancak mesele yalnızca kararın doğruluğu ya da yanlışlığı değil, mesele hukukun herkese aynı mesafede durup durmadığı...Stolleis, “Yasanın Gözü” kitabında hukukun bu sembolik “bakışını” anlatırken dikkat çekici noktaya işaret eder: Yasa, kendisini çoğu zaman her şeyi gören bir göz olarak temsil eder.
Bu göz, düzeni gözeten ve toplumu izleyen otoritenin simgesidir. “Peki” dedi Stolleis, “bu bakış gerçekten tarafsız mı?”Çünkü hukukun gücü yalnızca kararlarından değil, toplumun o kararlara duyduğu güvenden doğuyor.
Eğer toplum, yasa gözünün bazılarını özellikle gördüğünü ama bazılarını görmezden geldiğini düşünmeye başlarsa, sorun artık tek dava olmaktan çıkar!
Tartışılan bir mahkeme değil, hukukun kendisine duyulan güven kaybı olur.Geldik en tehlikeli bölüme:CEZALANDIRMA KİM İÇİN YAPILIYORYasanın gözü yalnızca görmekle kalmaz, cezalandırır!
Tarih boyunca hukuk, düzeni koruyan diye temsil edildi.
Bu bakışın görevi; toplumu gözetmek, kuralları ihlal edenleri tespit etmek ve gerektiğinde yaptırım uygulamak...
Fakat tam da bu noktada önemli soru ortaya çıkıyor: Bu cezalandırma gerçekten toplum adına mı yapılıyor?
Yoksa yasanın gözü, bazen iktidarın kendisini tehdit altında hissettiği anlarda mı devreye giriyor?Stolleis, hukukun kendisini çoğu zaman “her şeyi gören otorite” olarak temsil ettiğini yazdı ama uyardı: -Otoriter bakış, iktidarın görünmez bir aracına dönüşebilir.
Bu yüzden hukukun meşruiyeti yalnızca cezalandırma yetkisinden değil, bu yetkinin nasıl kullanıldığından da doğar!
Eğer toplum, yasa gözünün bazılarını özellikle izlediğini ama bazılarını hiç görmediğini düşünmeye başlarsa, gözetim ile adalet arasındaki çizgi hızla bulanıklaşır…İktidarın nasıl işlediğini anlamak için cezalandırmanın nasıl siyasi araç haline geldiğini görmek gerekir.
Örneğin:Fransız düşünür Michel Foucault, “Hapishanenin Doğuşu” adlı kitabında iktidarın temel mekanizmasını “gözetim ve disiplin” kavramlarıyla açıkladı.
İktidar yalnızca yasa koyarak değil, sürekli izleyerek ve davranışları düzenleyerek çalışır.
Bu nedenle, bazı davalar yalnızca bir hukuki süreç değil, siyasi alanı şekillendiren mesaj olarak da okunmalı.
Ekrem İmamoğlu davasının yarattığı tartışmalar tam bu noktada yoğunlaşıyor: Verilen karar yalnızca hukuki mi, yoksa siyaset alanını düzenleyen müdahale mi?Stolleis’in sorusu benzer: Yasanın gözü gerçekten adaleti mi görür, yoksa gücün görmek istediğini mi?Adalet, her şeyden önce davanın aslına dikkat etme erdemidir…Soner YalçınOdatv.com