Haber Detayı
ANALİZ- ABD-İsrail ve İran savaşında Kürt meselesinin boyutları
İran Araştırmaları Merkezi (İRAM) Araştırmacısı Dr. Çağatay Balcı, 28 Şubat'ta ABD-İsrail ve İran arasında başlayan savaşın ardından İran'daki Kürtlerin durumunu AA Analiz için kaleme aldı.
İran Araştırmaları Merkezi (İRAM) Araştırmacısı Dr.
Çağatay Balcı, 28 Şubat'ta ABD-İsrail ve İran arasında başlayan savaşın ardından İran'daki Kürtlerin durumunu AA Analiz için kaleme aldı.***28 Şubat 2026'da başlayan ve ABD ile İsrail'in İran'a yönelik koordineli hava harekatlarıyla açık bir savaş boyutu kazanan mevcut çatışma, ABD Başkanı Donald Trump'ın söylemleriyle birlikte İran odaklı Kürt meselesini de tartışmaların merkezine taşımıştır.
Nitekim tarihsel örüntüler, bu meseleyi çok daha karmaşık bir yapısal sorun olarak tanımlamayı mümkün kılıyor.İran açısından Kürt meselesi, 28 Şubat'la birlikte aniden beliren yeni bir olgu değil.
Tersine, İran'ın iç güvenlik mimarisi bu riski tarihsel deneyimlere dayalı bir kodlama sistemi çerçevesinde öngörmüş ve kurumsal tepki mekanizmalarını buna göre yapılandırmıştır.
Dolayısıyla mevcut savaş konjonktürü, var olan Kürt dinamiğini aktive etmeye çalışan bir dış baskı olarak değerlendirilmeli, İran'ın bu baskıya verdiği yanıt ise tarihsel belleğe dayalı güvenlik reflekslerinin savaş koşullarındaki görünümü olarak okunmalıdır.Bu çerçevede İran'ın güvenlik kurumlarının meseleyi nasıl çerçevelediği son derece açıklayıcıdır.
Kürt dinamiği, İran için hangi koşulların bir araya gelmesi halinde aktive olacağı bilinen, öngörülmüş ve buna karşı kurumsal kapasite inşa edilmiş bir risk kategorisi olarak görülmektedir. 28 Şubat'ın yarattığı savaş ortamı, bu riskin aktive olma koşullarını zorlamaktadır ancak İran, bu koşulların tamamının eş zamanlı biçimde gerçekleşmesini engelleyecek stratejik tedbirleri önceden hayata geçirmiştir.Tarihsel hafıza ve savaş koşullarında tehdit kodlamasıİran'ın güvenlik paradigması, "dış saldırı-otorite boşluğu-etnik mobilizasyon" denklemini tarihsel deneyimlerle sabitlenmiş bir nedensellik zinciri olarak benimsemektedir.
Bu denklemin her halkası, İran güvenlik kurumlarının kolektif hafızasında somut tarihsel referanslarla desteklenmektedir.
Birinci ve İkinci Dünya Savaşları döneminde İran topraklarının işgale uğraması, Kürtlerin ve diğer etnik grupların merkezi otorite yokluğunda dış güçlerle nasıl ilişki kurduğunu tüm açıklığıyla ortaya koymuş; bu süreçler İran'ın sonraki güvenlik doktrinini kalıcı biçimde biçimlendirmiştir. 1946'daki Mahabad Cumhuriyeti ise bu örüntünün en belirgin ifadesidir.
Sovyet himayesinde kurulan yapı, dış aktör desteğinin sona ermesinin ardından kısa sürede tasfiye edilmiştir.
Bu deneyimin İran'ın stratejik hafızasına kazıdığı ders son derece nettir: Dış destek, ayaklanmacı hareketler için varoluşsal bir zorunluluktur.
Bu desteğin kesilmesi ise taktik olarak ne kadar güçlü görünürse görünsün herhangi bir etnik siyasi yapıyı sürdürülemez kılmaktadır.
Mahabad örneği, İran'ın 28 Şubat sonrasında da başvurduğu stratejik kılavuzun tarihsel temelidir.1979 İslam Devrimi ve ardından gelen İran-Irak Savaşı, bu örüntünün ikinci büyük sınavını oluşturmaktadır.
Devrim sürecinin yarattığı konjonktürel otorite boşluğunda Kürt bölgelerinde patlak veren silahlı ayaklanmalar, kısa vadeli alan kontrolleri sağlamıştır ancak İran'ın merkezi otoritesini yeniden tesis etmesi ve dış destek kanallarının kapanmasıyla birlikte ayaklanmacı gruplar sert biçimde bastırılmıştır.
Bu tarihsel kesit, İran'ın savaş koşullarında bile devlet restorasyonu kapasitesine güvendiğinin ve bu kapasiteyi ayrılıkçı Kürtlerin tehdidine karşı temel bir stratejik sigorta olarak konumlandırdığının açık bir göstergesidir.Söz konusu restorasyon kapasitesinin yalnızca merkezi ordu birlikleriyle değil aynı zamanda ideolojik motivasyonu yüksek Besic ve Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) yapılarıyla da desteklendiği göz önünde bulundurulduğunda, İran'ın devrimden bu yana iç güvenlik mimarisini Kürt bölgelerindeki güvenlik risklerine karşı koyma kapasitesiyle sistematik biçimde güçlendirdiği anlaşılmaktadır. 28 Şubat sonrası konjonktürde de İran bu dersi unutmamıştır.Mevcut savaş koşullarında İran'ın stratejik tepki repertuvarıABD ve İsrail'in 28 Şubat'tan itibaren sürdürdüğü hava harekatları, İran'ın Kürt güvenliğine ilişkin stratejik araç repertuvarını işlevsiz kılmamış, aksine bu araçların aktif biçimde devreye girdiği bir ortam meydana getirmiştir.
İran, savaşın ilk gününden itibaren Irak'ın kuzeyindeki Kürt silahlı örgütlerinin yerleşkelerini hedef alan ön-alıcı müdahalelerinin hem kapsamını hem de sıklığını artırarak sürdürmektedir.
Bu saldırıların amacı anlık tehdit bertarafının çok ötesindedir: İKDP, PAK ve Komala gibi örgütlerin lojistik yenileme kapasitelerini, sınır sızma altyapısını ve komuta-kontrol hatlarını devre dışı bırakmak, savaşın yarattığı konjonktürel fırsatı, örgütler güçlerini harekete geçirmeden önce kapatmaktır.
Bu ön-alıcı baskı, Kürt gruplarının dış saldırı konjonktüründen yararlanma kapasitesini yapısal olarak kısıtlamaktadır.Dengeleme stratejisi de bu süreçte de belirleyici bir işlev görmektedir.
PJAK, savaş koşullarında da İran'ın ön-alıcı saldırılarından büyük ölçüde muaf tutulmaktadır.
PJAK'ın konuşlu olduğu bölgelere yönelik müdahalelerin asgari düzeyde kaldığı, buna karşın İKDP ve PAK yerleşkelerinin sürekli biçimde hedef alındığı gözlemlenmektedir.
Bu asimetri, İran'ın farklı Kürt örgütleri arasındaki ideolojik ve örgütsel ayrışmaları araçsallaştırmayı savaş koşullarında da sürdürdüğünü açıkça ortaya koymaktadır.
Kürt siyasi coğrafyasının bu denli parçalı bir yapıya sahip olması - İKDP, PAK, Komala'nın çeşitli fraksiyonları ve PJAK arasındaki derin örgütsel ve ideolojik çatlaklar - İran'ın bölen, dengeleyen ve fırsat kapatan stratejisinin işlevsel bir zemine oturmasına imkan tanımaktadır.
Savaş koşullarında Kürt örgütleri arasında koordinasyon eksikliği ve rekabet dinamiklerinin sürmesi, olası bir hareketlenmenin kitlesel bir dinamiğe dönüşme kapasitesini yapısal olarak sınırlandırmaktadır.Bölgesel kuvvet yapısı: Hava saldırılarının sınırları28 Şubat'tan bu yana yürütülen hava harekatları, İran'ın nükleer altyapısını, hava savunma sistemlerini ve belirli lojistik merkezlerini hedef almıştır.
Bu harekatların yoğunlaştığı coğrafyanın büyük bölümünün Urmiye, Senendec, Kirmanşah, Mahabad, Serdeşt, Bane, Merivan ve Pave bölgelerini kapsaması rastlantısal değildir.
Bu bölgeler, İran-Irak sınırı boyunca Kürt ayaklanması açısından en stratejik alanları oluşturmaktadır ancak hava saldırılarının bu bölgelerdeki kara birliklerini fiilen etkisiz kılıp kılmadığı sorusu, stratejik değerlendirmenin kritik düğüm noktasını oluşturmaktadır.Mevcut veriler, söz konusu bölgelerde konuşlu DMO tümen ve tugaylarının olası bir Kürt hareketliliğine karşı koyma kapasitelerini büyük ölçüde koruduğuna işaret etmektedir.
Hava saldırıları belirli mevzileri ve komuta-kontrol bağlantılarını tahrip etmiş olsa da kara kuvvetlerinin toprak üzerindeki fiziksel varlığını ortadan kaldırmak, yalnızca hava gücüyle ulaşılabilecek bir sonuç olarak görülmemektedir.
Bu yapısal kısıt, Kürt silahlı gruplarının harekete geçme eşiğini yüksek tutmaktadır.
Zira Serdeşt, Mahabad, Bane, Pave ve Merivan bölgelerinde alan kontrolü tesis etmek, devlet kuvvetlerini toprak üzerinde fiilen çökertmeyi gerektirmektedir.
Bu ise mevcut koşullar altında gerçekleşmemiştir.
Besic milislerinin bölgedeki varlığı ise konvansiyonel birliklerden farklı olarak merkezi komuta-kontrol çöküşüne daha dirençli, yerel ağlara dayalı bir güvenlik katmanı oluşturmakta ve olası bir otorite boşluğunun derinleşmesini güçleştirmektedir.Kara harekatı senaryosu ve yapısal sürdürülemezlikAnalitik açıdan belirleyici soru şudur: Kürt silahlı örgütlerinin taktik avantaj elde etmesi için gereken koşullar hangi senaryoda tesis edilebilir?
Tarihsel örüntü ve mevcut yapısal değişkenler birlikte değerlendirildiğinde, yanıt kara harekatı senaryosuna işaret etmektedir.
Yalnızca bir kara harekatı, İran'ın bölgedeki kara kuvvetlerini fiilen dağıtarak otorite boşluğu yaratabilir.
Bu boşluk ise Kürt gruplarına tarihsel örneklere benzer geçici alan kontrolleri için elverişli bir zemin sunabilir ancak bu noktada tarihsel hafıza yine devreye girmektedir. 1946 ve 1979-1980 deneyimleri, geçici otorite boşluğu koşullarında elde edilen kısa vadeli taktik kazanımların sürdürülemez hale geldiğini ortaya koymaktadır.Sonuç olarak 28 Şubat 2026'da başlayan ABD-İsrail ve İran Savaşı, İran'da bir Kürt hareketlenmesini gündeme getirse de Kürtler, bir "mızrak ucu" konumundan uzak durmaya da çalışmaktadır.
Kürtlerin yaşadığı tarihsel travmalar da mevcut statükoda Kürtlerin stabilizasyonunu beraberinde getirmektedir ancak bölgedeki Kürt dinamiği stratejik bir dönüşüm aracı olmaktan çok, konjonktürel baskı altında işlevselleştirilemeyen bir potansiyel olarak kalmaya devam edecektir.[Dr.
Çağatay Balcı, İRAM Araştırmacısıdır.]Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.