Haber Detayı

İranlı 700 seçkin isim ve öğrenciden Amerika ile Siyonist rejime karşı ortak bildiri
Dünya ulusal.com.tr
12/03/2026 09:33 (1 saat önce)

İranlı 700 seçkin isim ve öğrenciden Amerika ile Siyonist rejime karşı ortak bildiri

İran'da aralarında olimpiyat derecesine sahip öğrencilerin de bulunduğu 700 seçkin kişi, Amerika ve Siyonist rejimin ülkelerine yönelik saldırılarını kınayarak dünya gençliğine ve seçkinlerine direniş çağrısı yapan bir bildiri yayımladı.

İranlı 700 seçkin isim ile olimpiyat derecesi bulunan öğrenci, ülkelerine yönelik saldırılara karşı ortak bir bildiri yayımladı.

Yayımlanan bildiride, söz konusu saldırılar kınanırken İran milletinin bu tecavüzler karşısındaki direnişinin ve sarsılmaz iradesinin devam edeceği ilan edildi.

Metinde ayrıca, dünya genelindeki seçkinlere ve milletlere seslenilerek bu canilerin uyguladığı zulüm ve baskılara karşı direnmeleri istendi.

Bildiride şu ifadeler yer aldı: "Canım Feda Olsun İran’ıma" Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.

Şehitlerin ve Doğruların Rabbi adına.

Ey dünyanın bilinçli insanları!

Biz size İran'ın kalbinden, füzelerin sesi ve sokaklardaki feryatların arasından sesleniyoruz.

Bir milletin can yakan ahının içinden; dünya mazlumlarının manevi liderinin kanının, okulda ilim öğrenmekle meşgul olan 160'tan fazla masum kız çocuğunun kanıyla birbirine karıştığı o anın içinden size sesleniyoruz.

Çirkinliğin; mazlum, muktedir ve güzel bir direnişe karşı yürüttüğü savaşın en berrak sahnesinden konuşuyoruz.

Siyonist rejimin Haziran ve Temmuz 2025 (Hicri Şemsi: Hordad ve Tir 1404) aylarında İran halkına karşı yürüttüğü on iki günlük zorunlu savaşın ardından, aziz ülkemiz müzakerelerin ortasında bir kez daha şer devlet Amerika ve çocuk katili Siyonist rejimin küstahça saldırılarının hedefi olmuştur.

İslam İnkılabı Rehberi ve dünya mazlumlarının sığınağı olan Ayetullah el-Uzma Şehit Seyyid Ali Hüseyni Hamanei, 27 Şubat 2026 (9 Esfand 1404) tarihinde bu cinayet sonucunda canını dünya mazlumlarına feda etmiş ve korkak şeytan sıfatlı liderlerin eliyle suikasta uğramıştır.

O, şerefli İran halkının ve dünyadaki tüm özgürlük savunucularının tam bir hürriyet, cesaret ve izzet sembolüydü.

Ülkenin kaderini savunan bu bilge lider, düşman medyasının batıl iddialarına ve tehditlerine rağmen, hiç korkmadan ülkenin güncel işlerini yönetmekle ve "direniş" siyasetini sürdürmekle meşgulken, her zamanki çalışma ofisinde şehit edilmiştir.

Bizler, İran topraklarının ulusal ve küresel bilim olimpiyatı madalya sahipleri olarak, bu korkunç cinayeti şiddetle kınıyoruz.

Aziz liderimizi kaybetmenin ve masum halkımızın şehadetinin derin üzüntüsünü yaşasak da, vatan savunması, adaletin tesisi ve ilerleme yolunda son damla kanımıza kadar kararlılık ve metanetle duracağımıza söz veriyoruz.

Biliyoruz ki onların halkımızla ve vatanımızla olan savaşı tarihi bir geçmişe sahiptir: 19 Ağustos 1953 (28 Mordad 1332) darbesinden sekiz yıllık kutsal savunmaya; her türlü askeri hamle, uluslararası algı operasyonları, medya baskıları ve ekonomik yaptırımlarla milletimize dayatılan on iki günlük zorunlu savaşa kadar bu hibrit savaş süregelmiştir.

İran milletine yönelik tüm baskılara rağmen, halkın eliyle bir iç karmaşa çıkarma çabaları, cesur ve basiretli halkımız tarafından boşa çıkarılmıştır.

Şimdi ise aynı halk üzerinde hakimiyet kurma hayaliyle son araçları olan askeri savaşa başvurmuşlardır; ancak Allah’ın izniyle mütecavizler bir kez daha yenilgiye uğrayacaklardır.

Bilsinler ki küstahlıkları ve tecavüzleri cevapsız kalmayacaktır.

Cevabımız insani vicdana ve uluslararası hukuka göre meşrudur; mütecavizlerin elini kesmek ve onları cezalandırmak devam edecektir.

Tarih şahittir ki bu topraklar asla zulüm elbisesi giymez.

Bu sınırların coğrafyası ve bu kavmin tek tanrıcılık zevki, yıllar içinde İranlılardan bağımsız, asil, şerif, cesur, vatansever ve boyunduruk kabul etmez bir halk yaratmıştır.

İran'ın etnik çeşitliliği, tüm dünyada eşi benzeri olmayan bir nüfus modeli oluşturmuştur.

Çeşitli İranlı etnik gruplar bir arada yaşayarak, düşmanların tüm hilelerine ve hedefli planlarına rağmen yıllardır parçalanmamış ve Allah'ın izniyle bundan sonra da parçalanmayacak bir "milliyet" anlamı oluşturmuşlardır.

Şehit liderimizin buyurduğu gibi: "Eğer iman edersek, şüphesiz Allah yenilgi yolunu bize kapatmıştır." "Allah, kafirlere müminlerin aleyhinde asla bir yol vermeyecektir." (Nisâ 141) Tarih her zaman kanıtlamıştır ki, zalim ve müstekbir sistemler doğası gereği mazlumların kanıyla beslenirler.

Epstein Adası'ndaki korkunç cinayetler, Gazze'deki masum çocukların ve kadınların acımasızca katledilmesi, İran topraklarındaki Minab Kız Okulu gibi sivil tesislerin bombalanması ve diğer pek çok cinayet, tek bir gerçeği ortaya koymaktadır: Sözde insan hakları kurumlarının ve küresel düzen için en büyük tehdit olan süper güçlerin riyakarlığı.

Bu güçler barış söylemi maskesi altında savaşın yolunu düzlerler; medya aldatmacasıyla dünya halklarını kendi hedeflerine ortak etmeye çalışırlar.

Onların sorunu hiçbir zaman bölgesel barış veya uydurma tehditler olmamıştır; aksine kendi otoritelerini kabul etmeyen her ülkeyi hedef alırlar.

İddia ettikleri barış, tıpkı Gazze'deki son saldırılar öncesindeki aldatıcı ateşkesler gibi, aslında saldırganlığın devamı ve şiddetin tırmandırılması için bir başlangıçtır.  "Ağızlarıyla kalplerinde olmayan şeyi söylüyorlar.

Halbuki Allah, onların gizlediklerini çok iyi bilir." (Âl-i İmrân 167) Artık dünya halkları bu aldatmacaların süresinin dolduğunu anlamıştır.

Günümüz dünyasında adaletin tesisi, her alanda varlık göstermeyi gerektirir.

Bu sistematik ve tarihi adaletsizlik karşısında, ulus-devlet yapılarının ötesine geçilmeli ve milliyetten bağımsız olarak mücadele edilmelidir.

Burada direnişçilerin birleşme ekseni siyasi coğrafya değil, insani coğrafyadır; sakinleri hakperestlik ve özgürlük aşkıyla tanınan, zulmün ve emperyalizmin yok edilmesi yolunda adım atan bir coğrafya.

Biz direnişimizde tüm özgür insanlara ve dünyanın mazlum halklarına sesleniyoruz.

Filistin'den Irak'a, Afganistan'dan Libya'ya ve belki yakın gelecekte Grönland, Kanada, Küba ve ötesine kadar yayılan emperyalizmin genişlemesi ve zulmün normalleştirilmesi karşısında duruyoruz.

Şu bir gerçektir ki: Mevcut Amerika ile, Trump ve Netanyahu ile dünya hiç kimse için, hatta kendileri için bile güvenli değildir.

Uyanık vicdanımıza ve anayasamızın üçüncü maddesine dayanarak üzerimize vaciptir ki: Sömürgeciliğin tamamen reddedilmesi ve yabancıların nüfuzunun engellenmesi; her türlü istibdat, zorbalık ve tekelciliğin yok edilmesi; ülkenin dış politikasının İslami kriterlere göre düzenlenmesi; tüm Müslümanlara karşı kardeşlik taahhüdü ve dünya müstazaflarına (ezilenlerine) sınırsız destek.

Halkçı direniş cephesi, katiller sürüsü ve küresel emperyalizme karşı on yıllardır yürüttüğü temel insan hakları mücadelesinde bugün önemli bir mevzi kazanmıştır: O da onların yüzündeki maskenin düşmesidir.

İsrail rejimi yetkililerinin, rejimin güzel ve insancıl imajını bir kenara bırakma gerekliliği ve devletleri askeri-terörist zorbalık korkusuyla boyun eğdirme vurgusu, bir asırlık riyakarlık yatırımının yerle bir olduğunun kanıtıdır.

Kan, hile mevzisini fethetmiştir ve bu, dünyadaki tüm özgür ruhların uyanış selinin başlangıcıdır.

Bu uyanış selinin kesin olan "zuhur" vaadine bağlandığına şahitlik etmek için ayakta duruyoruz; dünya özgürlerini Mehdi, Mesih, Musa ve diğer ilahi peygamberlerle omuz omuza zulmün son kalelerini fethederken takip edeceğiz.

Biz ayaktayız; siz de ayakta durun.''

İlgili Sitenin Haberleri