Haber Detayı

TBMM'de Orta Doğu Gündemi... Numan Kurtulmuş: "Uluslararası Sistem Niteliği ve İşleyişi Bakımından Ağır Bi...
Güncel haberler.com
10/03/2026 16:21 (4 saat önce)

TBMM'de Orta Doğu Gündemi... Numan Kurtulmuş: "Uluslararası Sistem Niteliği ve İşleyişi Bakımından Ağır Bi...

TBMM Genel Kurulu’nda, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları, Orta Doğu’daki gelişmeler ve Türkiye’nin aldığı önlemlere ilişkin bilgilendirme toplantısı başladı. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, "Uzun yıllar boyunca dünya kamuoyuna kurallara dayalı uluslararası düzen olarak savunulan çerçevenin bugün ciddi bir meşruiyet ve işlev kaybına uğradığı görülmektedir. Kurumlar vardır fakat tesirleri neredeyse sıfıra inmiştir. Kurallar vardır fakat güçlüye karşı işletilememektedir. Kavramlar vardır, içleri boşaltılmıştır. Bu sebeple bugün yaşanan gelişmeler geçici bir kriz olarak asla değerlendirilemez. Uluslararası sistem niteliği ve işleyişi bakımından ağır bir çözülme sürecine girmiştir" dedi.

(TBMM) - TBMM Genel Kurulu'nda, ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırıları, Orta Doğu'daki gelişmeler ve Türkiye'nin aldığı önlemlere ilişkin bilgilendirme toplantısı başladı.

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, "Uzun yıllar boyunca dünya kamuoyuna kurallara dayalı uluslararası düzen olarak savunulan çerçevenin bugün ciddi bir meşruiyet ve işlev kaybına uğradığı görülmektedir.

Kurumlar vardır fakat tesirleri neredeyse sıfıra inmiştir.

Kurallar vardır fakat güçlüye karşı işletilememektedir.

Kavramlar vardır, içleri boşaltılmıştır.

Bu sebeple bugün yaşanan gelişmeler geçici bir kriz olarak asla değerlendirilemez.

Uluslararası sistem niteliği ve işleyişi bakımından ağır bir çözülme sürecine girmiştir" dedi.TBMM Genel Kurulu'nda Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, TBMM İçtüzüğü'nün 59. maddesi kapsamında milletvekillerine bölgedeki son gelişmeler ve Türkiye'nin aldığı tedbirler hakkında bilgi verecek.

Bilgilendirme toplantısı TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş başkanlığında saat 15.00'te başladı.

Toplantı öncesinde Genel Kurul'a hitap eden Kurtulmuş'un konuşmasında öne çıkanlar ise şöyle:"Bölgemizi ve küresel siyaseti yakından ilgilendiren son derece kritik meseleler vesilesiyle bugün toplanmış bulunuyoruz.

Hep birlikte müşeade ediyoruz ki son günlerde yaşanan hadiseler uluslararası sistemin mahiyetine ilişkin çok derin sarsıntıları açığa çıkarmaktadır.

İran'a yönelik son saldırılar, bölgemizde zaten kırılgan olan dengeleri daha da hassas hale getirmiştir.

Bu saldırılarla oluşan güvenlik kriziyle birlikte uluslararası hukuk, meşruiyet, egemenlik, diplomasi ve caydırıcılık gibi kavramların ne ölçüde aşındırıldığı da bir kez daha ortaya çıkmıştır.

Bugün karşı karşıya bulunduğumuz tabloyu sadece askeri bir gelişme olarak değerlendirmek meselenin esasının kavranmasında yetersiz kalınmasını sağlayacaktır.

Önümüzde duran açık gerçek, kuralsızlığın normalleştirildiği, güç kullanımının hukukun yerine geçirildiği ve uluslararası mekanizmaların etkisizleştirildiği açık bir sistem bunalımıdır.

Daha açık söylemek gerekirse bugün yaşananlar sistemin hukukla değil kuvvetle tanımlandığını göstermektedir.

Bir başka ifadeyle dünya siyaseti giderek orman kanunlarının belirleyici olduğu bir zamana doğru sürüklenmektedir." "Ateşin büyümesi onu uzaktan izleyenleri de birgün gelir içine çeker" Uzun yıllar boyunca dünya kamuoyuna kurallara dayalı uluslararası düzen olarak savunulan çerçevenin bugün ciddi bir meşruiyet ve işlev kaybına uğradığı görülmektedir.

Kurumlar vardır fakat tesirleri neredeyse sıfıra inmiştir.

Kurallar vardır fakat güçlüye karşı işletilememektedir.

Kavramlar vardır, içleri boşaltılmıştır.

Bu sebeple bugün yaşanan gelişmeler geçici bir kriz olarak asla değerlendirilemez.

Uluslararası sistem niteliği ve işleyişi bakımından ağır bir çözülme sürecine girmiştir.

Hukukun yerine kuvvetin, ilkenin yerine keyfiliğin, müşterek vicdanın yerini stratejik hesapların aldığı ortam oluşmaktadır.

Böylesi zamanlarda en ağır bedel her zaman olduğu gibi siviller tarafından ödenmektedir.

Gazze'de devam eden katliamların, açlığın, kuşatmanın ve sistematik yıkının yol açtığı insani felaket tüm ağırlığıyla sürerken şimdi İran'da hayatını kaybeden sivillerin acısı ile Lübnan'da derinleşen kayıplar büyük trajedinin yeni halkaları olarak önümüzde durmaktadır.

Gazze'de toprağa düşen masumların acısıyla İran'da ve Lübnan'da hayatını kaybeden insanların acısı arasında bir fark yoktur.

Herbiri aynı hoyratlığın, pervasızlığın ve hukuk tanımaz zihniyetin birbirine eklenen neticeleridir.Gazze'de yaşananları Suriye'den, Suriye'de yaşananları İran'dan bağımsız; İran'da yaşananları Lübnan'dan kopuk, Lübnan'daki sarsıntıyı da Yemen'den, Somali'den ve hatta bölgesel güvenlik denkleminden ayrı değerlendirmek mümkün değildir.

Bizim milletçe sahip olduğumuz ahlaki ve siyasi duruş açıktır.

Bizim medeniyet birikimimiz, tarih şuurumuz ve millet vasfımız zulüm karşısında sözü eğip bükmeyi değil, hakkı açık biçimde ifade etmeyi gerekli kılar.

Suskunluk, tarafsızlık gibi gösterilmek istense de nice zaman suskunluk, zulmün en korunaklı sığınağına dönüşmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti böyle zamanlarda susamaz.

Bugün İsrail yönetiminin izlediği saldırgan çizginin bölgesel gerilimin en belirleyici unsuru olduğu açıktır.

Gazze'de yaşanan insanlık dışı tablo sıradan bir askeri operasyon ya da güvenlik tedbiri olarak izah edilemeyecek seviyeye çoktan ulaşmıştır.

Bu bakımdan Gazze'de gördüğümüz tablo soykırım siyasetinin son derece ağır ve vahim bir safhaya ulaştığını göstermektedir.

Şimdi de bu tehlikeli siyasetin ABD'yi de doğrudan savaşın içine çeken yeni bir boyut kazanmış olması, bölgesel ve küresel ölçekte çok daha büyük felaketlerin habercisi olabilecek mahiyettedir.

Ateşin büyümesi onu uzaktan izleyenleri de birgün gelir içine çeker.

Bu sebeple saldırıların derhal durdurulması herkes için bir zorunluluktur. "Terörsüz Türkiye sürecinin akıbete uğratılmasına asla müsade edilmeyecektir" Türkiye'nin son günlerde ortaya koyduğu yoğun diplomasi trafiği tam da bu çerçevede değerlendirilmelidir.

Ülkemiz, bölgesel hadiseleri güç dengesi bakımından değil; insani, hukuki ve siyasi sonuçları itibarıyla gündeme almaktadır.

Devletimiz ilgili tüm kurum ve kuruluşlarıyla ilkeli, serin kanlı, sonuç almaya dönük ve hakkaniyeti esas alan bir diplomasi anlayışıyla hareket etmektedir.

Bu anlayış savaşın diliyle konuşmadan kararlılık gösterebilen ve gerilimi tırmandırmadan adaleti talep eden aklın tezahürüdür.

Bugün bölgemizde en son ihtiyaç duyulan da budur.

Muhattaplarıyla konuşabilen, riskleri görebilen, savaşı normalleştirmeyen ve bölgede sükuneti tesis etmeye çalışan tutumumuz ülkemizin çözüme en önemli stratejik katkılarından biridir.

Barış için en ileri çabayı gösterirken kendi güvenliğimiz, sınırlarımızın emniyeti ve milletimizin huzuru konusunda tereddüt göstermeyecek kudrete, iradeye ve tecrübeye sahibiz.

Burada özellikle ifade etmek isterim ki bölgemizde yaşanan her sarsıntının terör örgütleri unsurları eliyle yeni bir istikrarsızlık zeminine dönüştürülmesine ve Terörsüz Türkiye sürecinin akıbete uğratılmasına da asla müsade edilmeyecektir. "Bölgedeki ülkeleri içeriden zayıflatmaya dönük hiçbir girişime de izin verilmeyecektir" Bölgedeki halkları karşı karşıya getirmeye ve ülkeleri içeriden zayıflatmaya dönük hiçbir girişime de izin verilmeyecektir.

Hem kendi güvenliğimiz hem de bölgemizin huzuru bakımından bu tür hesapların karşısında durmaya devam edeceğiz.

Diplomatik kapasitemiz, güvenlik altyapımız ve bölgesel temaslarımızla hadiseleri çok boyutlu biçimde değerlendirirken gereken tedbirleri zamanında alan ve barışı savunurken caydırıcılığı da muhafaza eden bir ülke olarak hareket etmeye devam edeceğiz.

Son dönemde İran'a saldırılar için ortaya atılan gerekçelerin önemli bir bölümü kamuoyunun hafızasında canlı hatıraları gündeme getirmektedir.

Nükleer silah tehdidi bahanesiyle yürütülen propoganda daha önce başka coğrafyalarda da kullanılmış, sonrasında algı operasyonlarının bir sonucu olduğu ortaya çıkmıştır.

Irak örneği hala hafızalarımızdadır.

Bir ülkeye yönelik güç kullanımını meşrulaştırmak için bu tür söylemlerin tekrar devreye sokulması uluslararası toplumu ikna etmekten ziyade geçmişin yanlışarını yeniden üretmektedir.

Oysa gerçek bir müzakere zemini kurulduğunda denetim, şeffaflık ve karşılıklı güven arttırıcı adımlar silahlardan arındırma yönünde ilerleme sağlanması bakımından fevkalade önemlidir.

İşte diplomasi bunun için vardır. "Netanyahu'ya İkinci Davud rolü biçmeye çalışanlar insanlığa ikinci bir Hitler karanlığına sürüklüyor" İlkelere dayalı düzenin zayıfladığı yerde savaş ile saldırı, savunma ile yayılmacılık, güvenlik ile tahakküm arasındaki sınırlar bilinçli bir şekilde muğlak hale getirilmektedir.

Böyle bir ortamda barışın tesisi de ateşkesin inşası da elbette zorlaşmaktadır.

Hukuki ve ahlaki referanslar aşındırıldığında geriye sadece güç ilişkileri kalmaktadır.

Meselelerin çözümsüz kalması bazı çevreler için stratejik bir araç haline getirilmektedir.

Bir tarafta bölge ülkelerinin güvenliği ihlal edilirken diğer tarafta bu ihlallerin üstünün örtüldüğü açıklamalar yapılması dünya kamuoyunda güven bunalımına yol açmaktadır.

Siyasi tutarsızlığın ötesinde burada ciddi bir ahlaki çifte standart olduğunun da altını çizmek isterim.

Ayrıca son günlerde kamuoyuna yansıyan bazı görüntüler ve söylemler meselenin güvenlik eksenli bir kriz olmadığını ideolojik ve fanatik bir zeminden kaynaklandığını da göstermektedir.

Ofis ortamında dini çağrışımlı dualar eşliğinde savaş siyasetine destek verilmesi aklı ve hukuku geri plana iten çok tehlileli bir istikameti işaret etmektedir.

Bu çerçevede asıl sorunun bugün İsrail yönetimini elinde bulunduran saldırgan ve hukuk tanımaz Siyonist anlayış ve onun destekçileri olduğunu vurgulamak isterim.

Değişmesi gereken budur.Netanyahu'ya İkinci Davud rolü biçmeye çalışanların aslında insanlığa ikinci bir Hitler karanlığına sürükleyen bir barbarlık ürettiklerini görmelerini isteriz.

Tarihten ibret almayanlar tarihin en ağır hükümleriyle yüzleşmek zorundadır.

Bizim tenkidimiz herhangi bir halka değil, soykırıma varan suçlara yöneliktir.

Bizim itirazımız saldırganlık ve işgali meşrulaştıran siyasi fanatizmedir.

Bizim karşı çıktığımız devlet gücünün sınırsız bir yıkım yetkisine dönüştürülmesidir.

Bu ayrımları korumak hem siyasi hem ahlaki bakımdan vazifemizdir."Genel Kurul'da yapılan oylamada kapalı yapılmasına karar verilen oturum devam ediyor.

İlgili Sitenin Haberleri