Haber Detayı
ANALİZ- İspanya'nın ABD ve İsrail'in İran saldırılarına yönelik tutumu nasıl okunmalı?
Diplomatik İlişkiler ve Politik Araştırmalar Merkezi (DİPAM) Başkanı Dr. Tolga Sakman, İspanya Başbakanı Pedro Sanchez'in ABD'nin İran saldırılarına yönelik açıklamalarını ve İspanya'nın bu tutumunun ne anlama geldiğini AA Analiz için kaleme aldı.
Diplomatik İlişkiler ve Politik Araştırmalar Merkezi (DİPAM) Başkanı Dr.
Tolga Sakman, İspanya Başbakanı Pedro Sanchez'in ABD'nin İran saldırılarına yönelik açıklamalarını ve İspanya'nın bu tutumunun ne anlama geldiğini AA Analiz için kaleme aldı.***İsrail ve ABD'nin İran'a yönelik saldırılarının yeniden başlaması, yalnızca bölgesel güvenlik dengelerini değil, aynı zamanda transatlantik ilişkilerin geleceğini de etkileyecek önemli bir gelişmedir.
Bu bağlamda, İspanya hükümetinin yürütülen operasyonlara destek vermeyi reddetmesi ve ülkedeki ABD askeri üslerinin bu operasyonlar için kullanılmasına izin vermemesi dikkat çekici bir dış politika tercihi olarak öne çıktı.İspanya Başbakanı Pedro Sanchez liderliğindeki hükümetin aldığı bu karar, ABD Başkanı Donald Trump tarafından sert biçimde eleştirildi ve Madrid yönetimi ticari ve diplomatik yaptırımlarla tehdit edildi.-Diplomasi merkezli normatif dış politikaSanchez hükümetinin dış politika yaklaşımı, literatürde sıklıkla "normatif güç" veya "diplomatik güç siyaseti" olarak tanımlanan bir çerçeveye yakın duruyor.
Bu yaklaşım, askeri araçların kullanımını sınırlı tutarken uluslararası hukuk, çok taraflılık ve diplomatik müzakere mekanizmalarını dış politikanın merkezine yerleştirmeyi amaçlıyor.İspanyol hükümeti, uluslararası hukukun ihlali olarak gördüğü operasyona açıkça itiraz etti.
İspanya, Pentagon'un Rota ve Moron de la Frontera askeri üslerini kullanmasına izin vermedi.
Madrid, söz konusu politikanın istisnai bir karar değil, aksine son yıllarda izlediği diplomasi merkezli dış politika yaklaşımının doğal bir uzantısı olduğunu savundu.Ayrıca Sanchez hükümeti, İran'a yönelik askeri operasyonların bölgesel istikrarsızlığı artıracağı ve Orta Doğu'daki mevcut kırılgan dengeleri daha da bozacağı görüşünü dile getirdi.
Hükümete göre askeri müdahaleler kısa vadede caydırıcılık sağlasa bile uzun vadede bölgesel çatışma döngülerini derinleştirme riski taşımaktadır.Bu nedenle Sanchez hükümeti, İran meselesinde uluslararası diplomatik platformların yeniden devreye sokulması ve kriz yönetiminin müzakere temelli mekanizmalar üzerinden yürütülmesi gerektiğini savunuyor.Kısacası İspanya, tek başına hareket ederek, ABD'nin eylemlerine karşı muhalefetin savunucusu haline geldi ve İspanyol Sosyalist Parti'nin 2003'te Irak Savaşı'na karşı kullandığı "savaşa hayır" sloganını yeniden canlandırdı.-Söylem ve politika sürekliliğiİspanya'nın İran konusundaki tutumu, Madrid yönetiminin diğer uluslararası krizlerde benimsediği politikalarla karşılaştırıldığında belirgin bir söylem ve strateji sürekliliği gösteriyor.Örneğin Gazze krizinde İspanya hükümeti askeri operasyonların sınırlandırılması ve sivillerin korunması çağrısında bulunmuş; diplomatik girişimlerin güçlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştı.
Benzer şekilde Rusya-Ukrayna Savaşı'nın ardından İspanya, Avrupa Birliği'nin (AB) yaptırım politikalarına destek vermiş olsa da savaşın nihai çözümünün diplomatik müzakereler yoluyla sağlanabileceğini sık sık ifade etmiştir.Bu bağlamda İran meselesi, Sanchez hükümetinin uluslararası krizlere yaklaşımında belirli bir normatif tutarlılık olduğunu gösteriyor.
Madrid yönetimi askeri seçeneklerin uluslararası siyasette tamamen ortadan kaldırılamayacağını kabul etmekle birlikte, çatışmaların çözümünde diplomatik araçların önceliklendirilmesi gerektiğini savunuyor.-Transatlantik ilişkiler ve NATO dinamikleriDiğer yandan İspanya'nın İran operasyonlarına destek vermemesi, NATO içindeki ittifak dayanışması açısından bazı tartışmaları da beraberinde getirdi.
İspanya, Akdeniz güvenliği açısından NATO'nun güney kanadında önemli bir stratejik konuma sahip ve ülkede bulunan ABD askeri üsleri transatlantik güvenlik mimarisinin kritik unsurları arasında yer alıyor.Bununla birlikte Madrid yönetimi, NATO üyeliğinin her askeri operasyona otomatik destek vermek anlamına gelmediğini savunarak bir tartışma da başlattı.
NATO'nun kolektif savunma mekanizması esas olarak üye ülkelerin doğrudan saldırıya uğraması durumunda devreye girerken, İran'a yönelik operasyonlar bu kapsamın dışında değerlendiriliyor.ABD ile İspanya arasında ortaya çıkan gerilim, aslında transatlantik ilişkilerde daha geniş bir dönüşümün parçası olarak da okunabilir.
Son yıllarda Avrupa ülkeleri güvenlik politikalarında ABD ile işbirliğini sürdürmekle birlikte, bazı krizlerde Washington'dan daha bağımsız pozisyonlar alma gayreti içerisindeler.-AB'nin tutumuMadrid'in İran konusundaki tutumu, AB içinde giderek güçlenen "stratejik özerklik" tartışmaları bağlamında da kıymetlendiriliyor.
İspanya'nın kararı, Avrupa'nın küresel krizlerde kendi diplomatik ve stratejik önceliklerini belirleme arayışının bir örneği olarak görülebilir.
Ayrıca bu tutum, Avrupa'nın Orta Doğu politikasında daha dengeli ve diplomasi odaklı bir yaklaşım geliştirmesi gerektiğini savunan görüşlerle de örtüşüyor.
Aynı zamanda AB içinde giderek güçlenen çok taraflı diplomasi anlayışıyla da uyumlu görünüyor.Diğer taraftan AB'nin şu ana kadarki tutumu ılımlı ama tutarsız oldu.
Trump'ın beğenisini kazanmaya çalışan bazı Avrupa başkentlerinden gelen anlamsız söylemler İspanya'nın tutumu ile keskin bir tezat oluşturuyor.
Brüksel, tutarlı bir ortak pozisyona sahip olmaması nedeniyle, herkesi memnun edecek bir dengeyi korumak ve herhangi bir şeye bağlı kalmaktan kaçınmak için düşük profilli davranıyor ve itidal çağrısı, uluslararası hukuka saygı, diplomasi kullanımı gibi söylemlere başvuruyor.Avrupalı devletlerin çoğunluğu bu söylemlerin yanında somut hareketlerden kaçıyor.
ABD üslerine ev sahipliği yapan ülkelerden İspanya hariç hiçbiri, askeri güçlerin operasyonları desteklemek amacıyla bu üsleri veya hava sahalarını kullanılmasına herhangi bir engel koymadı.
Ayrıca bazı ülkeler Doğu Akdeniz'e askeri yığınak da yaptı.Bununla birlikte Trump'ın İspanya'yı tehdidi ise AB içerisinde nispeten daha fazla tepkiyle karşılandı.
İspanyol milletvekili ve Avrupa Parlamentosu'ndaki sosyalist grubun lideri Iratxe Garcia-Perez, "Trump'ın tehditleri duvara çarpacak: AB'nin ticaret gücüne" uyarısında bulundu.
Eski AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, "İspanya hükümetinin ABD ve İsrail'i kınamasını sonuna kadar destekliyorum.
Bu, AB'nin üzerine kurulduğu ilkelerin ve ulusal egemenliğin bir teyididir" dedi.-Avrupa kamuoyu ve diplomasi söylemiSanchez'in "savaşa karşı diplomasi" söylemi Avrupa kamuoyunda farklı şekillerde yankı bulabilir.
Diplomasi merkezli bir güvenlik yaklaşımı Rusya-Ukrayna Savaşı sonrası algıyla birlikte birçok Avrupa toplumunda destek bulabilecek bir politika çerçevesi sunuyor.
Ancak bazı güvenlik çevreleri bu yaklaşımın caydırıcılığı zayıflatabileceğini ve otoriter aktörlerin daha agresif davranmasına yol açabileceğini de savunuyorlar.Dolayısıyla Sanchez'in söyleminin, Avrupa siyasetinde devam eden güvenlik tartışmalarının merkezinde yer alan askeri caydırıcılık ve diplomatik çözüm arayışı temelli iki farklı yaklaşım arasındaki denge arayışını yansıttığı söylenebilir.Öngörülemeyen ve giderek tırmanan bir durumda, Avrupa'nın tutarlı bir pozisyona sahip olmaması, kıtanın kırılganlığını daha da artırıyor.
Yaşanan kriz, bu sefer daha güçlü şekilde, Avrupa'nın başkalarının aldığı kararlara seyirci olmaktan ziyade stratejik bir oyuncu olarak hareket etme yeteneğini test ediyor.Bu çerçevede, İspanya'nın İran konusundaki tutumu yalnızca kısa vadeli bir güvenlik tercihi olarak değil; Avrupa dış politikasındaki dönüşüm, transatlantik ilişkilerdeki değişim ve stratejik özerklik tartışmaları bağlamında analiz edilmesi gereken çok katmanlı bir politika örneği sunmaktadır.[Dr.
Tolga Sakman, Diplomatik İlişkiler ve Politik Araştırmalar Merkezi (DİPAM) Başkanıdır.]Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.