Haber Detayı
Savaşçı emperyalist rekabet dönemi
ABD’nin Venezuela ve İran’a bahanesiz, açık yağmacı, haydutça saldırıları “çokkutupluluk” teorilerini sorguluyor. Çin ve Rusya’ya bu teori yoluyla atfedilen olumlu vasıfların hiçbirisinin gerçeği yansıtmadığı da açıkça görülüyor. Çin’i ezilen bir ülke sayan “Küresel Güney” tezi de dökülüyor
Kapitalizm, savaşsız olmaz.
Hele onun en yüksek aşamasını oluşturan emperyalizm, savaşsız hiç olmaz.
Ama iki savaş arası dönemler bulunabilir.
Emperyalizm ve sosyalist blok arasındaki Soğuk Savaş’ın emperyalizm zaferiyle sonuçlanması, sermayeye öylesine bir genişleme alanı açtı ki, birkaç onyıl boyunca askeri araçlar politikanın ikincil araçları konumuna indi.
Emperyalist yayılmanın başlıca aracı sermaye ihracı ve ekonomik nüfuz oldu.
Emperyalist küreselleşme dönemi böyleydi.
Elbette savaşsız bir dönem değildi.
ABD emperyalizminin tek yanlı üstünlüğü, diğer emperyalistlerin hegemonya-altı konumu, keza uluslararası sermayenin genişleme döngüsü savaşları bir dönem için ikinci plana itmişti.
Ancak 2008’de ABD’de yaşanan ve tüm küresel ekonomiyi sarsan kriz, bunun tetiklediği kapitalizmin varoluşsal bunalımı, yeni dönemi başlattı: ABD’nin göreli hegemonya kaybı, Rusya’nın askeri, Çin’in ekonomik ve askeri yükselişi ile başlayan açık emperyalist rekabet dönemi.
Serbest ticaret ABD’ye kazandırmak yerine daha ziyade Çin’e kazandırmaya başlayınca; gümrük tarifelerine geri dönüldüğünü gördük.
ABD, tarifeleri bir silah olarak kullanmaya başladı.
Askeri araçlar, Rusya’nın Ukrayna işgaliyle başlayıp, İsrail’in İran’a, ABD’nin Venezuela’ya saldırılarıyla süren, nihayet ABD – İsrail’in İran’a saldırısıyla doruğuna ulaşan bir öncelik kazandı.
Artık emperyalizm, sorunları öncelikli olarak ve başat biçimde savaşla çözüyor.
Elbette savaşla çözülen her bir sorun, yeni savaşları hazırlıyor.
Emperyalizmin iki savaş arası hazırlık dönemi kesin olarak bitmiştir.
Artık savaşa meyyal, savaşı esas alan, o anlamda savaşçıl (belligerent) bir emperyalist rekabet var.
Bu bize 220.
Yüzyıl başlarındaki, Sovyet-öncesi emperyalizmi anımsatıyor.
Sermayenin uluslararası genişlemesi durmasa da durağanlaştı, toplam ekonomik pasta dünya nüfusunun büyüme hızına kıyasla genişlemiyor, demek ki görece daralıyor.
Dün ekonomik kaynaklarını militarizme ancak sınırlı ölçüde yatıran Almanya ve Japonya, yani dünyanın 3. ve 4. ekonomik güçleri, militarizme devasa kaynaklar ayırmaya başlıyor.
Savaşçıl emperyalist rekabetin yeni dünyasında askeri gücü olmayan, emperyalistten sayılmıyor.
Bu yeni dünyada, örneğin Rusya, ekonomik açıdan geri olduğu Almanya’dan daha etkili olabiliyor.
ABD ve Rusya, ilki Batı Yarıküreyi, ikincisi eski Çarlık coğrafyasını aralarında paylaşırken, Avrupa’ya seyretmek düşüyor.
ABD’nin İran’ı vurmasına ses etmeyen Rusya, karşılığında Ukrayna’yı; Çin ise Tayvan’ı istiyor.
Dünya askeri güç esasına göre yeniden paylaşılıyor.
Savaşçıl emperyalist rekabet döneminde tekelci devlet kapitalizmi, özellikle savaş sanayii alanında yeniden yükseliyor.
Rusya’nın savaş koşullarında devlet kapitalizmi etrafında ekonomisini yeniden örgütlediğini gözlemleyebiliyoruz.
Önceki dönemden bu yana, Çin zaten tekelci devlet kapitalizmi temelinde gelişiyor.
Ancak devletin ekonomiye kapsamlı müdahalelerini, korumacılığın yükselişi eşliğinde, ABD’de de görüyoruz.
ABD bu yolla, Çin’e ve Hindistan’a kaptırdığı üretken rolü kısmen de olsa restore etmeye çalışıyor.
Ayrıca, ABD tekelleri için hammadde kaynaklarını (Venezuela ve İran örneklerinde olduğu gibi) ordu kapatıyor; böylece aynı kaynaklardan Çin’in istifade etmesini de kısıtlıyor.
Askeri yolla tekelleştirme, dönemin tipik bir özelliğidir.
Emperyalizmin önceki döneminde ABD küresel artı-değerden, yeraltı-yerüstü zenginliklerinden en büyük payı almak için dünya ticareti üzerindeki tekeline yaslanıyordu.
Oysa bugün bu tekel sarsılmıştır (özellikle Çin tarafından).
Bugünkü evrede ise ABD esasen askeri güç tekeline başvuruyor.
Dünya çapında askeri eylemde bulunma kabiliyetindeki yegâne orduya sahip olmanın avantajını hammadde (petrol, doğalgaz, lityum, nadir toprak elementleri) kaynaklarını tekelleştirmek için kullanıyor.
Başka bir emperyalist güç şu anda böyle bir askeri kapasiteye sahip değil.
ABD’nin küresel askeri güç tekeli de sorgulandığı zaman, yeni bir dünya savaşı kapıda demektir. (“Dünya Savaşı” derken, mecazi değil gerçek anlamda bir dünya ölçeğinde savaştan bahsediyorum.) Emperyalist küreselleşme dönemine emperyalist merkezlerden bağımlı ülkelere yönelik oylumlu doğrudan yatırımlar damgasını vuruyordu.
Bugünkü aşamada Doğrudan Yabancı Yatırımlar eski yoğunluğunu yitiriyor.
Bağımlı ülkelerde de pasta küçülüyor.
Orta ve ortaüst seviyede gelişmiş kapitalist ülkeler, bu koşullar altında bölgesel yayılmacı emeller gütmeye başladılar.
Emperyalist tekellere kaptırdıkları artı-değer parçasını bölgesel yayılmacılık yoluyla onlardan daha zayıf ülkelerden yağmaladıklarıyla telafi etmenin arayışındalar.
ABD süper-emperyalizmi, bağımlı ülkelerden en iri ve en militarist olanların sivrilmesine ve alt-emperyalist konuma yerleşmesine imkân tanıyarak hem bölgesel askeri yüklerini hafifletiyor hem de bu ülkelerin yayılmacı politikalarını kendi küresel amaçlarına yedekliyor.
Militarizm, sadece emperyalist ülkeler arasında değil, orta derecede gelişmiş bağımlı kapitalist ülkeler arasında da revaçtadır; ki bu da bölgesel çatışma ve gerilimlerin bitmek bilmez bir serisine yol açıyor.
Bağımlı kapitalizmin temelini oluşturan emeğin süper-sömürüsü derinleşerek sürüyor; buna doğanın hammadde temini için vahşi sömürüsü eşlik ediyor.
Tarımın yok edilmesiyle madenciliğin teşviki el ele gidiyor.
Görece kıtlaşan uluslararası sermaye yatırımlarını ödünlemek için tüm bağımlı ülkeler bir altın avına çıkmış durumda.
Bağrında sakladığı altını vermesi için tonlarca siyanürle Toprak Ana’yı katlediyorlar.
ABD’nin Venezuela ve İran’a bahanesiz, açık yağmacı, haydutça saldırıları “çokkutupluluk” teorilerini sorguluyor.
Çin ve Rusya’ya bu teori yoluyla atfedilen olumlu vasıfların hiçbirisinin gerçeği yansıtmadığı da açıkça görülüyor.
Çin’i ezilen bir ülke sayan “Küresel Güney” tezi de dökülüyor.
Eğer emperyalist küreselleşme döneminde 21.
Yüzyıl sosyalizminin “barışçıl, güleryüzlü sosyalizm” olacağı öngörülmüşse, bu teorinin sınandığı Bolivarcı Venezuela’nın başına gelenlerden sonra, emperyalizmin alternatifinin ancak devrimci sosyalizm olabileceği de anlaşılmıştır.
Emperyalizmi dans ederek durduramazsınız.