Haber Detayı
Doğum oranları neden düşüyor? Araştırma gerçek sebepleri ortaya koydu
Dünya genelinde doğum oranları hızla düşerken tartışmalar da büyüyor. Pahalı yaşam, kariyer baskısı ve konut krizi sıkça suçlanıyor. Ancak yeni araştırma, insanların neden daha az çocuk sahibi olduğunu çok daha farklı bir açıdan açıklıyor.
Dünya genelinde doğurganlık oranları son 60 yılda dramatik şekilde geriledi. 1963 yılında kadın başına ortalama 5,3 çocuk olan küresel doğurganlık oranı, bugün yaklaşık 2,2 seviyesine kadar düştü.
Bir toplumun nüfusunu koruyabilmesi için gerekli eşik ise kadın başına yaklaşık 2,1 çocuk olarak kabul ediliyor.
Ancak bugün birçok ülke bu seviyenin oldukça altında bulunuyor.Örneğin doğum oranı; İngiltere, ABD ve Avustralya’da 1,4–1,6, Japonya’da 1,2 ve Güney Kore’de ise 0,75 seviyesine kadar gerilemiş durumda.
Bu durum demografların uzun süredir araştırdığı küresel bir eğilim olsa da Oxford Üniversitesi’nden bilişsel ve evrimsel antropolog Paula Sheppard, mevcut analizlerin önemli bir noktayı gözden kaçırdığını söylüyor.Panik havası gerçekten gerekli mi?Son yıllarda doğum oranlarının düşmesi sık sık küresel bir kriz gibi sunuluyor.
Ancak Sheppard’a göre bu panik havası abartılı olabilir.
İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde de doğum oranları oldukça düşüktü ve birçok uzman nüfusun hızla azalacağını düşünüyordu.
Fakat kısa süre sonra gelen baby boom dönemi bu tahminleri tamamen değiştirdi.Bugün dünya nüfusu 9 milyara yaklaşmış durumda.
Bu nedenle insanlığın yakın gelecekte yok olma riski bulunmuyor.
Öte yandan genç kuşaklar arasında aşırı nüfus, yoksulluk ve eşitsizlik gibi sorunlara dair endişeler de yaygın.
Sheppard’a göre asıl mesele insanların çocuk istememesi değil, istedikleri sayıda çocuk sahibi olamamaları.Araştırmaların kaçırdığı önemli farkDoğum oranlarını inceleyen çalışmalar genellikle ülke ortalamalarına odaklanıyor.
Bu yaklaşım ise toplum içindeki farklı grupların davranışlarını gözden kaçırabiliyor.
Sheppard İngiltere’de yürüttüğü araştırmada hem kadınların hem de erkeklerin görüşlerini içeren odak grup görüşmeleri gerçekleştirdi.
Çalışmada insanların çocuk sahibi olurken en çok önem verdiği faktörler belirlendi.Bunların başında; aile desteği, uygun bir ev, ilgili ve sorumluluk alan bir partner, sosyal çevre gibi unsurlar yer aldı.
Daha sonra araştırmada, insanların bu koşullar için ne kadar beklemeye razı olduklarını ölçen özel bir deney yöntemi kullanıldı.Eğitim ve beklentiler büyük fark yaratıyorAraştırma farklı sosyal grupların farklı öncelikleri olduğunu ortaya koydu.
Üniversite eğitimi almamış katılımcılar için yaşadıkları mahallenin kalitesi ve çocukların büyüyebileceği alanlar önemliydi.
Birçok erkek daha iyi okullara ve yeşil alanlara sahip bir yere taşınmadan çocuk sayısını artırmak istemediğini belirtti.
Kadınlar ise çocukların oynayabileceği alan ve küçük bir bahçenin yeterli olduğunu söyledi.
Ancak çoğu kişi büyük mortgage borçları almak istemediğini ifade etti.Üniversite mezunu kadınlar için ise en kritik konu babanın aktif bir ebeveyn olması.
Bu gruptaki kadınlar çocuk bakımının eşit şekilde paylaşılmasını bekliyor.
Ayrıca yüksek eğitimli kadınlar genellikle 30 yaşından önce çocuk sahibi olmayı erken buluyor.
Bunun en büyük nedeni ise kariyer üzerindeki etkiler.En kritik unsur: sosyal destekAraştırmanın en dikkat çekici sonucu çocuk sahibi olma kararında sosyal destek ağlarının en önemli faktör olması.
İnsanlar tarih boyunca çocuk büyütmeyi yalnız başına üstlenen bir tür olmadı.
Baba, büyükanne, büyükbaba ve geniş aile çocuk bakımında önemli rol oynadı.Ancak modern şehir yaşamı bu destek ağlarını büyük ölçüde zayıflatmış durumda.
Aileler daha izole yaşıyor ve çocuk bakımının büyük kısmı ebeveynlerin omuzlarına kalıyor.
İlginç şekilde yaşam maliyetleri ve çocuk bakım masrafları önemli olsa da insanlar için partner desteği ve sosyal çevre daha belirleyici görünüyor.Tek bir çözüm yokBirçok ülke doğum oranlarını artırmak için teşvikler, kreş destekleri ve ebeveyn izinleri gibi politikalar uyguluyor.
Ancak bu önlemler büyük bir değişim yaratmıyor.
Sheppard’a göre asıl sorun modern çalışma hayatı ile ebeveynliğin giderek daha uyumsuz hale gelmesi.
Çözüm ise insanların hem çalışıp hem çocuk yetiştirebildiği bir yaşam düzeni oluşturmak.
Çünkü araştırmalar insanların hâlâ çocuk istediğini, ancak modern hayatın bunu giderek zorlaştırdığını gösteriyor.