Haber Detayı
Savaşın en büyük kaybedeni Amerika ve İsrail olacak
Haber3.com yazarı Haluk Özdalga yazdı: Savaşın en büyük kaybedeni Amerika ve İsrail olacak
Amerika-İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı savaşın nasıl biteceğini henüz bilmiyoruz.
Sınırsız vahşet dışında bir stratejisi olmayan Amerika ve İsrail de bilmiyor.
Vahşet ise bir stratejiden çok bir çürüme işaretidir.Ama şimdiden belli bazı hususlar var.
Bunlardan biri, en büyük kaybeden Amerika ve İsrail olacak, temel hedeflerinin tam tersi sonuçlarla yüzleşecekler.Amerika’nın temel amacı, 80 yıldır kendi liderliğinde sürdürdüğü küresel düzenin devamını sağlamak.
Ama şimdi o liderliğin sonu daha çabuk gelecek.Dünya ülkelerinin ezici çoğunluğu bu vahşeti kabul edemez.
Ondan korunmanın en etkili yolu, karşı güçlerle dengelemek.
O yola gidecekler, en kazançlı çıkan Çin çıkacak.Başkan Trump’ın en büyük mirası Amerika’nın küresel liderliğinin sonunu hızlandırmak olacak.
Acaba gerçekten ilahi takdir sonucu göreve gelmiş olabilir mi?İsrail’in temel hedefi, çevresinde rakip gördüğü tüm ülkeleri askeri güç ile ezerek veya parçalayarak bölgenin tek egemeni olmak, kendini güvene almak.
Ama başvurduğu vahşet yöntemiyle daha çok güvenliğe erişemeyecek, tersiyle yüzleşecek.Başvurulan vahşet ne kadar şiddetli olursa, o kadar hızlı kaybedecekler.Amerika’nın desteği günün birinde son bulursa, İsrail ne yapacak?Umarım ki sonuçlar Amerika ve İsrail için de hayırlı olur ve her ikisi de normal bir ülkeye dönüşür.* * *Yine belli ki, İran ağır kayıplar verecek ve büyük yıkıma uğrayacak.Ama Amerika-İsrail ikilisi başlıca hedefleri rejim değişikliğini de İran’ı parçalamayı da herhalde başaramayacak.Vahşiler genellikle sık yalan söylemek, gerçekleri çarpıtmak, budalalık gibi başka nitelikler de taşır.
Trump ve Netanyahu da öyle.O kadar budalalar ki, ellerinin altındaki dünyanın en yüksek bütçeli istihbarat örgütlerine rağmen, trilyonlarca dolar harcayıp rejimini devirmek istedikleri İran’ı yeterince tanımıyor ve en temel analizleri yüzlerine gözlerine bulaştırıyorlar.Dini Lider, Devlet Başkanı, 87 yaşında ve değişik sağlık sorunlarıyla uğraşan Ali Hamaney’i çocukları, torunu, aile fertleriyle birlikte, mübarek Ramazan ayında ve tarihte eşi az görülmüş bir vahşetle katlettiler.Lider imha edilirse, halk ayaklanır ve rejim devrilir hesabı yaptılar!Tam tersi oldu, yabancı güçlerin Ramazan katliamı sonunda, Hamaney’i eleştiren muhalefet dahil, mevcut rejime destek arttı.O kadar budalalar ki, uzun süredir Rıza Pehlevi’yi İran’ın başına getirmeye çalışıyorlar!O amaçla CIA ve MOSSAD yoğun çaba içinde.
Halbuki İran’da hiçbir ağırlığa sahip değil ve şansı sıfır.
Ayrıca, Amerikalı İran uzmanı Prof.
Hunter’a göre Pehlevi, “İran’ı yönetebilecek bilgiye ve karaktere sahip değil”.Ama Avrupa TV’leri sık sık diasporadan kimi İranlılarla mülakat yapıp Pehlevi’yi önemli bir lider gibi sunuyor – muhtemelen derin devletin itelemesiyle.
Tabii sadece kendi kamuoylarını yanıltıyorlar.O kadar budalalar ki, Kürtleri kullanarak İran’ı parçalamayı planlıyorlar!ABD Başkanı Trump iki küçük Kürt partisinin liderine (KDPI ve Komala) telefon etti, onlarla doğrudan konuştu ve “haydi savaşa başlayın, biz havadan destek vereceğiz” diye onları gaza getirmeye çalıştı.
Koca ABD Başkanının düştüğü çaresizliğe bak!Kürtler, İran’da nüfusun %9-10’u, Sünni ve Şia, çok sayıda partileri var.
Değişik yörelerde dağınık ama çoğu Türkiye sınırındaki üç vilayette yaşıyor.Bu tuzağa düşen Kürt partisi olur mu, göreceğiz.
Yanlış yaparlarsa, haklı davalarında haksız duruma düşer ve büyük darbe yerler.Böyle bir maceranın başlıca sonucu, Trump’ın hesabının tam tersine, İran halkının Tahran yönetimi arkasında daha da sıkı şekilde toplanması olur.* * *Bir de ABD-İsrail’in kaba çarpıtmalarına örnek görelim.Vahşetin en önemli gerekçesi olarak İran’ın nükleer programını ileri sürüyorlar.İran’ın gerçekten nükleer silah peşinde olup olmadığını tartışmayacağım.Amerika liderliğinde 2015’te yapılan nükleer anlaşmaya (JCPA) İran’ın uyduğunu ama Trump’ın -İsrail bastırmasıyla- 2018’de bozduğunu anlatmayacağım.Ortadoğu’nun en tehlikeli lideri, kişilik bozukluğu hastası, kitlesel katil ve soykırım suçlusu Netanyahu’nun elinde nükleer silah olduğunu da bir kenara bırakacağım.Ama o gerekçe kocaman bir çarpıtma.
Çünkü Netanyahu ilk Başbakan olduğu 1996’dan beri, bölgede güçlü gördüğü her devleti, özellikle isim vererek Suriye, Irak, İran’ı istikrarsızlaşma ve parçalamaya dönük, resmiyet kazanmış bir politika izliyor.
Stratejinin adı “A Clean Break”.
Bunu defalarca yazdım.Netanyahu birkaç gün önce itiraf etti; İran vahşeti için, bunu “40 yıldır hayal ediyordum” dedi.Yani İran’ın herhangi bir nükleer programının söz konusu olmadığı günlerden beri.NATO’nun Baş Komutanı (SACEUR) General Wesley Clark da Amerika’nın aynı planı yaptığını 2001’de öğrendiğini açıklamıştı.* * *Evet, İran’da 1979’dan beri otoriter ve ağır baskıcı bir rejim var.
Zaman zaman çok gaddarlaşan bir rejim.
Demokrasiye inanan hiçbir insanın o rejimi desteklemesi veya yaptıkları zulmü görmezden gelmesi mümkün değil.Ancak komşumuz İran ve bölgemiz, hem insani hem stratejik açıdan zor bir sınavdan geçiyor.
Yanlıştan kaçınmaya çalışmalıyız.İran’daki otoriter ve baskıcı rejimi bütün kötü yanlarına rağmen, Amerika ve İsrail’in saldırılarıyla eş düzeyde ve birbirleriyle kıyaslanabilirmiş gibi ele alırsak, vahşete destek ve meşruiyet sağlamış oluruz.Amerika’nın veya başka bir devletin, diğer ülkelerdeki beğenmediği bir rejimi askeri yoldan değiştirme hakkı asla yoktur.
Bunu kabul edersek dünya kaosa sürüklenir.Ayrıca Amerika’nın benzer saldırganlıklarından bugüne dek bölgemizin hiçbir köşesinde olumlu sonuç çıkmadığını, çözdüğü gibi görünenden daha büyük sorunlar yarattığını hatırlayalım.İkinci olarak, İran’ın durumundan devasa bir sorumluluğun Amerika’ya ait olduğunu görelim.Amerika, 2.
Dünya Savaşı sonrasında 80 yıldır İran’ın doğal gelişimini sürekli sabote etti, engelledi.Ortadoğu’nun en iyi anayasalarından birini yürürlüğe koyan İran’da demokratik seçimlerle iktidara gelen Mussaddık hükümetini Amerika-İngiltere ikilisi 1953’te iğrenç bir darbeyle devirdi, İran’da demokrasiye son verdi.
Çünkü İran petrolünü millileştirmek istemişti.Amerika, Şah Rıza Pehlevi’nin otoriter ve baskıcı rejimini iktidara getirdi, her türlü zulmünü sonuna kadar destekledi.
Kayda değer bir muhalefete izin verilmedi.
Şia din adamlarının ülkenin her köşesine yayılmış doğal teşkilatı en güçlü muhalefet seçeneği oldu.Şia din adamları öncülüğünde Şah 1979’da devrildi, yeni bir otoriter ve baskıcı rejim kuruldu.Amerika’nın ilk işi, zamanın Irak diktatörü Saddam’ı yardım vaadiyle provoke ederek İran’a saldırtmak oldu.
Washington, Irak’ın kimyasal silahlar kullanmasını bile destekledi. 1980’ler boyunca devam eden savaşta Irak ordusu kazanır gibi olunca Amerika yardımı kesiyor, İran üstünlüğü ele geçirince tekrar yardım başlıyordu.
Toplam ölen insan tahminleri 2 milyona kadar çıkar!Savaştan sonra Henry Kissinger’in meşhur yorumu, ABD’nin ahlaksız niyetinin en veciz ifadesidir: Ne yazık ki ikisi birden kaybedemedi.Ardından Amerika İsrail ikilisinin sabotajları, sivil ve askeri liderlerin, bilim adamlarının katledilmesi ve ağır ekonomik ambargo başladı.Trump’ın Hazine Bakanı’na talimatı açıktı: İran ekonomisini çökert!
O arada ülkeye ajanlar sokarak protestoları kışkırttılar.Mollalar İran ekonomisini yönetemedi, batırdı diyen çok bilmişlerin kulakları çınlasın!* * *İran’da şimdi ne olacak?Rejim düşmeyecek ama muhtemel bir senaryo, din adamları yerine bu kez askerlerle din adamları ittifakı üzerine kurulu ama askerlerin ağırlıkta olduğu bir yönetime geçiş olabilir.İran girdiği zor durumdan nasıl çıkabilir?
Dış dünya ne yapmalı?Cevap aşikar: Öncelikle çözüm İran halkına bırakılmalı, dışardan dayatılan zorlamalar kesinlikle terk edilmeli.Diplomasi, diyalog, İran’ın dış dünyaya açılmasının sağlanması, kültürel ve ticari ilişkilerin geliştirilmesi gerekiyor.
Bugün Amerika ve İsrail’in yaptığının tersi.Değişimin tedrici, iniş çıkışlı, sorunlarla dolu ve uzun süreli olacağı görülmeli.
Kestirme yol yok.
Tek bir vuruşta, büyük bir bombayla veya ani bir kopuşla gelen, istenen değişim olamaz.Nice imparatorlukların taşıyıcısı ve üç bin yılın şiiri, edebiyatı, felsefesi, güzel sanatları ile beslenen rafine bir kültürün mirasçısı İran halkı, nice fatihlere ve komutanlara rağmen bugünlere geldi.O halk elbet günümüzün vahşilerini de aşacak ve feraha çıkacaktır.