Haber Detayı
Ramazan’ın beklentileri
Prof. Dr. TAHSİN KOÇYİĞİT YAZDI... Ramazan geldiğinde zaman algısı gibi hayatımızın da ritmi değişir. Sahura kalkarız, iftar saatini gözleriz, teravihlere gideriz. Sofralar kalabalıklaşır, evlerde bir telaş, sokaklarda farklı bir hava hissedilir. Günlük alışkanlıklarımızda bile gözle görülür bir...
Prof.
Dr.
TAHSİN KOÇYİĞİT YAZDI...
Ramazan geldiğinde zaman algısı gibi hayatımızın da ritmi değişir.
Sahura kalkarız, iftar saatini gözleriz, teravihlere gideriz.
Sofralar kalabalıklaşır, evlerde bir telaş, sokaklarda farklı bir hava hissedilir.
Günlük alışkanlıklarımızda bile gözle görülür bir değişim olur.
AÇLIK DEĞİL, AHLAK EĞİTİMİ Hanemize gelen bereketle, eşimize, yavrularımıza karşı daha nazik, anne-babamıza ve yakınlarımıza karşı daha müşfik iş yerinde her türlü taşkınlıktan ırak olur, daha temkinli konuşur, trafikte öfkemizi dizginler, sabrımızı tebessüm sadakası ile taçlandırırız.
Öyleyse günün sorusu: Ramazan bizden ne bekler?
Sadece aç kalmamızı mı?
Sadece belli saatlerde ibadet etmemizi mi?
Yoksa daha derin, daha köklü bir dönüşümü mü?
Olumluya yönelik bir değişim mi?
Ramazan'ın merkezinde oruç vardır.
Ancak oruç yalnızca mideyi terbiye etmek değildir; dili, kalbi, davranışı terbiye etmektir.
Aç kalmak, insanın nefsine 'dur' diyebilme eğitimidir.
Gün boyu en temel ihtiyaçlarından vazgeçebilen bir insan, öfkesine de, kırıcı sözlerine de, haksız kazanca da 'hayır' diyebilmelidir.
Ramazan bizden sabır bekler.
Ama bu sabır, iftar saatine kadar dişimizi sıkmaktan ibaret değildir.
Asıl sabır; haksızlık yapmamakta, bağırıp çağırmamakta, incitmemekte ortaya çıkar.
Oruçlu olduğu hâlde öfkesine yenilen, insanları kıran, çalışanına zulmeden birinin tuttuğu oruç, şeklen doğru olsa da ruhen eksik kalır.
Demek ki Ramazan bizden sadece açlık değil, ahlâk bekler.
İŞ HAYATINDAKİ YANSIMALAR Ramazan'ın bizden beklediği değişimin en açık görüleceği alanlardan biri iş hayatıdır.
Bir öğretmen düşünelim.
Ramazan'da daha yumuşak ses tonuyla konuşuyor, öğrencilerine daha anlayışlı davranıyorsa bu güzel bir başlangıçtır.
Fakat asıl beklenen; dersini hakkıyla anlatması, öğrencisinin geleceğini kendi sorumluluğu bilmesi, emek vermesidir.
Öğrencisini küçümseyen, dersini baştan savma işleyen bir öğretmenin tuttuğu oruç, onu gerçek anlamda olgunlaştırmış sayılabilir mi?
Bir müdür ya da amir düşünelim.
Emrindeki personele bağırıp çağırmaktan vazgeçmiyorsa, adaletsiz görev dağılımı yapıyorsa, liyakati gözetmiyorsa; sadece oruç tutmakla Ramazan'ın ruhunu yakalamış olmaz.
Ramazan, yöneticiden adalet bekler.
Gücü olanın merhametli olmasını, yetkisini zulme dönüştürmemesini ister.
Bir işveren düşünelim.
İşçisinden gücünün üstünde iş talep ediyor, emeğinin karşılığını zamanında vermiyor, onu herkesin içinde azarlıyorsa; iftar sofraları ne kadar zengin olursa olsun Ramazan'ın beklediği değişim gerçekleşmemiştir.
Ramazan, patronun çalışanına 'insan' olarak bakmasını ister.
Onu sadece üretim aracı değil, emek veren bir kul olarak görmesini bekler.
Kısacası Ramazan, iş hayatında adalet, dürüstlük ve merhamet ister.
AİLEDE HİSSEDİLEN DEĞİŞİM Ramazan'ın en derinden hissedildiği yer evlerimizdir.
Sahur sofraları, iftar hazırlıkları, birlikte yapılan dualar...
Aile fertleri aynı masa etrafında daha çok bir araya gelir.
Fakat asıl soru yine aynıdır: Bu birliktelik sadece yemek saatleriyle mi sınırlı kalacak?
Ramazan bizden aile içinde sevgi ve saygıyı artırmamızı bekler.
Eşler arasında anlayışın güçlenmesini, anne babanın çocuklarına karşı daha sabırlı olmasını, çocukların büyüklerine karşı daha hürmetli davranmasını ister.
Oruçlu bir baba, işten yorgun geldiğinde sabrını en yakınlarına karşı kaybediyorsa; bir anne iftar telaşı içinde kırıcı sözler sarf ediyorsa; çocuklar orucun anlamını sadece aç kalmak sanıyorsa, burada eksik bir şey var demektir.
Ramazan, aile içinde şefkati çoğaltmayı bekler.
Birbirini dinleyen, birbirine zaman ayıran, kırgınlıkları onaran bir aile ortamı oluşturmayı ister.
Çünkü merhamet en önce evde öğrenilir.
TOPLUMSAL SORUMLULUK BİLİNCİ Ramazan bizden sadece bireysel olgunluk beklemez; toplumsal duyarlılık da ister.
Komşusu açken tok yatan bir insanın vicdanı rahat olabilir mi?
Çevresindeki yoksulu, yetimi, kimsesizi görmezden gelen biri, tuttuğu orucun anlamını kavramış sayılabilir mi?
Ramazan, paylaşmayı öğretir.
Zekât, fitre, sadaka gibi ibadetler bu ayda daha görünür hâle gelir.
Ancak paylaşmak sadece para vermek değildir.
Bir yetimin başını okşamak, bir yaşlının ihtiyacını gidermek, bir depremzedenin derdiyle ilgilenmek de paylaşmaktır.
Ramazan bizden duyarlı olmamızı bekler.
Sadece kendi soframızı değil, başkasının boş tabağını da düşünmemizi ister.
Sadece kendi huzurumuzu değil, toplumun adaletini de gözetmemizi bekler.
DÜRÜSTLÜK VE KUL HAKKI Ramazan ayında ibadetler artar ama ticarette hile devam ediyorsa, ölçü ve tartıda eksiltme sürüyorsa, verilen sözler tutulmuyorsa bu bir çelişkidir.
Ramazan bizden dürüstlük bekler.
Müşteriye iyi davranmayı, malın kusurunu gizlememeyi, alın terine saygı göstermeyi ister.
Kul hakkının sadece büyük suçlardan ibaret olmadığını; küçük haksızlıkların da vicdanı kararttığını hatırlatır.
Bir insanın en büyük sınavı, kimsenin görmediği yerde ne yaptığıdır.
Ramazan, görünmeyeni de gören bir Allah inancını canlı tutarak insanı iç denetime çağırır.
Bu bilinç yerleştiğinde, insan sadece Ramazan'da değil, yılın her günü doğru davranmaya gayret eder.
BİR AYA SIĞMAYAN DEĞERLER Elbette akla şu soru gelir: Bu güzel davranışları sadece Ramazan'da mı göstereceğiz?
Hayır.
Ramazan bir eğitim ayıdır.
Nasıl ki bir kurs, bir seminer insana yeni bir bakış kazandırırsa; Ramazan da Müslümana ahlâkî bir bilinç kazandırmayı hedefler.
Bu bilinç, yılın geri kalanında da sürmelidir.
Gerçek olgunluk, Ramazan'dan sonra da sabırlı kalabilmektir.
Bayramdan sonra da dürüst olabilmek, merhameti devam ettirebilmektir.
İbadetin ruhu, süreklilikle anlam kazanır.
Ramazan bizden mükemmel olmamızı beklemez; ama daha iyi olmamızı bekler.
Daha sabırlı, daha adil, daha merhametli, daha dürüst...
Gücünü kötüye kullanmayan, hakkı gözeten, başkasının acısını hissedebilen bir insan olmamızı ister.
Eğer bir Ramazan'ın sonunda eşimizle ilişkimiz daha sağlam, çocuklarımızla bağımız daha güçlü, çalışanlarımızla iletişimimiz daha adil, komşularımızla selamımız daha sıcak hâle gelmişse; işte o zaman Ramazan bizden beklediğini almış demektir.
Çünkü Ramazan, takvimdeki bir ay değil; insanı insan yapan değerlerin yeniden hatırlandığı bir mevsimdir.
O mevsimi ömrün tamamına yayabildiğimiz ölçüde gerçek kazancı elde etmiş oluruz.