Haber Detayı
‘Sürdürülebilirlik sırf fidan dikmek değildir’
Çevreci ambalajlar ve karbon ayakizi raporları tek başına yeterli mi? Türkiye’nin ilk moda bloggerlarından Burçin Akgün Ünaldı ile modanın toplumsal cinsiyet ve emek politikalarıyla kesiştiği o ihmal edilen alanı araladık. Sömürüye dayalı üretimin sürdürülebilirlik maskesiyle nasıl gizlendiğini tartışırken, Türkiye’deki tasarımcı ekosisteminin bu karmaşık denklemdeki imkânlarını ve zorluklarını masaya yatırıyoruz.
Moda artık yalnızca ne giydiğimizle değil, nasıl bir dünyada yaşamak istediğimizle de ilgili.
Üretimden tüketime uzanan her tercih, gezegenle ve emekle kurduğumuz ilişkiyi yeniden tanımlıyor.
Türkiye’de dijital moda ekosisteminin öncü isimlerinden Burçin Akgün Ünaldı, akademik araştırma disiplini ile dijital içerik üretimini buluşturan yaklaşımıyla bu dönüşümü uzun yıllardır görünür kılıyor. 2008’de kurduğu Styleboom ile Türkiye’nin ilk moda bloglarından birine imza atan Ünaldı, bugün modayı estetikten öte etik, ekolojik ve toplumsal bir mesele olarak ele alıyor.
Ünaldı ile modanın gezegenle kurduğu karmaşık ilişkiyi, sürdürülebilirlik tartışmalarının sınırlarını ve dönüşümün gerçek imkânlarını konuştuk. - “STYLEBOOM” hesabınızda modayı yalnızca estetik bir alan olarak değil, etik ve ekolojik bir mesele olarak ele alıyorsunuz.
Moda ile gezegen arasındaki ilişkiyi bugün nasıl tanımlarsınız?
Belki sert gelecek ama bugün bu ilişkiyi “ikiyüzlü” olarak tanımlıyorum.
Bir zamanlar ne endüstri ne de tüketici belki yeterince bilgi sahibi değildi.
Belki ekonomik buhranlar ve istihdam yaratımı daha önemli görüldüğünden çevresel etkenler ikinci plandaydı.
Belki farkındalık bu noktada değildi ve bu sebeplerle modanın gezegen üzerinde yarattığı yük göz ardı ediliyordu.
Ancak bugün tüm bunlar biliniyorken modada sürdürülebilirlik çabasının böylesi zayıf olması ve çoğunlukla bir pazarlama stratejisi çerçevesinde kalması açısından bakınca sanırım doğru bir tanımlama yaptım.
SÜRDÜRÜLEBİLİR MODA İÇİN 4R -Sürdürülebilir moda yalnızca malzeme ve üretim değil, aynı zamanda bakım, onarım ve yeniden kullanım kültürüyle ile ilgili.
Siz kendi gardırobunuzda döngüselliği nasıl kuruyorsunuz?
Sürdürülebilirliğin 4R’si var: Reduce (azalt), reuse (yeniden kullan), repair (tamir et), recycle (dönüştür).
Hatta buna bir beşinci rent (kirala) olarak eklendi son yıllarda.
Ben kıyafetlerimde onarım, tadilatla yeniden dönüşüm/tasarım o kadar çok yaparım ki bir zaman elbise iken şimdi bluz ya da eteğe dönüşen çok kıyafetim var.
Hatta bunu bir mahalle terzisi ile yapıyorum ki bu da bu zanaatkarlara fayda sağlıyor.
Aynı şekilde mümkün olduğunca döngüde tutmak adına güvendiğim uygulama ya da garaj satış noktalarında satıyorum da ama çok fazla almadığımdan sık sık parça çıkmıyor zaten benden.
Özel günler, davetler de ise mutlaka ya arkadaşlarımdan ödünç almayı ya da kiralama yapan platformlardan kiralamayı tercih ediyorum. -Türkiye’de sürdürülebilir moda alanında nasıl bir dönüşüm görüyorsunuz?
Tasarımcılar, üreticiler ve tüketiciler arasında yeni bir bilinç oluşuyor mu?
Kesinlikle oluşuyor.
Yüksek moda ve tasarımcıları bir tarafa koyarsak bugün özgün tasarım ya da yaratım gerekmeden basit ve gündelik parçaları sürdürülebilirlik hassasiyetleriyle üreten bağımsız markaların ya da özgün ve tasarım diline sahip olan ama yine sürdürülebilirlik çerçevesinde üretim yapan tasarım markaların farkına varmaya başladı insanlar.
Burada en büyük handikap bizimki gibi kırılgan ekonomilerde maliyetlerin çok dalgalı olması, bunların fiyatlara yansıması ve insanların sürdürülebilir ürünleri çok pahalı bulması.
Ancak 4-5 kişiyi adil ve şeffaf şartlarda çalıştıran, kargosunu kendisi yapan ve o kargoda plastik kullanmayan, materyalini sürdürülebilir ve sınırlı sayıda seçen bir markadan hızlı moda markası fiyatları sunmasını beklemek de gerçekçi değil.
Burada denkleme bakmak gerekiyor: Uzun vadeli kullanabileceğimiz, gezegeni kirletmemiş, emek sömürmemiş, sosyal fayda yaratmış bir parça mı bunların hepsinin karşısında olan ve hatta gelecek kaynakları ipotekleyen üç parça mı?
EMEKTE EŞİTLİK GÖZARDI EDİLİYOR - Sürdürülebilir moda tartışmaları, toplumsal cinsiyet ve emek politikalarıyla giderek daha fazla kesişiyor.
Bu kesişimi Türkiye ve küresel moda sistemi bağlamında nasıl değerlendiriyorsunuz?
Her zaman bunun altını çiziyorum.
Yazık ki sürdürülebilirlik sadece çevresel açıdan, gezegenin kaynaklarını sömürme açısından daha çok ele alınıyor ve markalar da buna yanaşıyor.
Fidan bağışları, karbon ayakizi nötrleri, çevreci mağazalar...
Hepsi harika ama sürdürülebilirlik içinde adil ve şeffaf emek politikası içermiyorsa, emeği sömürmeye göz yumuyorsa, emekte eşit cinsiyet temsilini benimsemiyorsa eksik hatta dahası yalandır.
Hem küreselde hem Türkiye’de işin bu ikinci kısmı çevresel ayağa göre daha az önemseniyor.
En yüksek moda markalarında bile cinsiyet temsilinin erkek egemen olduğu, hızlı moda markalarının biz bilmeden taşeronlarımız yapmış diye üç maymun oynayarak küresel güneyde sömürüye dayalı üretimler yaptırdığını görüyor, biliyoruz.
Bu konuda kat edilmesi gereken çok yol var. ‘PES ETMEYİN!’ -8 Mart’ta, gezegene ve emeğe duyarlı bir gelecek için üreten, düşünen ve dönüştüren kadınlara ne söylemek istersiniz?
Zoru seçtikleri için bir dolu zorluklara göğüs gerdiklerini bildiğim bu kadınlara pes etmeye yaklaştıkları ya da dibi gördüm artık dedikleri bir an gelirse çok sevdiğim bir kitaptan bu alıntıyı hatırlatmak isterim: “Yeni bir şeyi tekrar ekmek ve büyütmek için en iyi topraktır dip.Bu anlamda dibe vurmak, son derece acı verici olsa da aynı zamanda tohum ekmenin zeminidir.” ‘HEP SORGULAMALIYIZ’ - Sürdürülebilir moda bugün hem bir etik çağrı hem de hızla büyüyen bir endüstri.
Siz bu alanın gerçekten dönüştürücü bir potansiyele sahip olduğuna inanıyor musunuz yoksa sistem hâlâ tüketim kültürünün sınırları içinde mi ilerliyor?
İlk soruda verdiğim cevap ışığında ilerlesem evet sistem hâlâ tüketim kültürünü önceliklendiriyor ama bu tüketimin içine sürdürülebilir olan tercihleri eskisine göre daha fazla ekliyor.
Şu açık ki sürdürülebilir modayı uygulamanın birincil yolu halihazırda gardrobunuzda olan kıyafetleri giymek, yeni olana dikkatle yer açmak.
Dürtüsel değil farkındalıkla alışveriş, o farkındalığı sadece alışveriş yapayım da sürdürülebilir olandan alayım anlamına gelmiyor.
Alışveriş yapma eylemine gelene kadar farkındalığı yaratmak gerekiyor.
Öte yandan sürdürülebilir moda markalarının çıkması, sevilmesi, desteklenmesi elbette çok güzel.
Bu markalar sürdürülebilirliğin gerçekte ne olduğunu -çünkü sürdürülebilirlik ekonomik, çevresel, toplumsal ayakların kesişiminde yer alır- anlamak adına da çok değerli.
Küçük ölçekli atölyelerde, adil ve şeffaf şartlarda, sınırlı ve uzun ömürlü üretim.
İşte bu da o dönüştürücü potansiyele sahip ama bu dönüşümün samimi olup olmadığını hep sorgulamalıyız.
Hızlı moda markalarının sürdürülebilir kapsül koleksiyonlarını asla bu minvalde değerlendirmiyor ve kesinlikle yanlış olduğunu düşünüyorum.
Sürdürülebilirlik sadece materyalle ilgili değil, sen bana o kıyafeti yine aynı uzak ülkelerin etikten uzak tezgahlarında yaptırdıysan ve gemilerle uçaklarla buralara getirdiysen ona sürdürülebilir diyemezsin.
Yanında hala talepten kat kat fazlasını ürettiğin normal koleksiyonun dururken üstelik.
DİSİPLİN VE SORGULAMA - ODTÜ’deki akademik çalışmalarınız ve araştırma pratiğiniz, moda ve sürdürülebilirlik yaklaşımınızı nasıl şekillendirdi?
Akademi ile dijital içerik üretimi arasında nasıl bir köprü kuruyorsunuz?
Akademik geçmişim bana disiplini, sormayı, sorgulamayı, araştırmayı, karşılaştırmayı ve teyit etmeyi öğretti.
Konudan bağımsız her şeyi bu şekilde ele alabilirim.
Türkiye’nin ilk bloglarından birine başlarken de bundan yararlanmış oldum.
Bu benim özgür alanım.
Canım ne isterse, ne zaman isterse yaparım demek yerine içeriklerimi programlı, belli bir rutini takip eden, gelişen biçimde ele aldım.
En basit konu başlığımda bile okuma ve araştırma yaparak yazmayı tercih ettim.
Örneğin Breton çizgiler mi modaydı?
O konuyu yazarken tarihteki yerini, ilk nasıl ve ne zaman kullanıldığını da yazıyordum yani çizgili çok moda”nın yanına asgari bir genel kültür de eklemeyi seviyordum.