Haber Detayı

Beş bilinmeyen
Yaşam yeniasir.com.tr
08/03/2026 06:50 (2 saat önce)

Beş bilinmeyen

KONUK YAZAR SELAHATTİN GEZER YAZDI... Uzun süren sohbetlerin içinden bazen veciz bir cümle çıkar. O an sohbet birden kıvam alır. Bazen güçlü bir metafor söylenir; herkes susar, düşünür, hayranlıkla başını sallar. Demek ki az ve kıymetli olan, çoğun içinde saklıdır. Tonlarca toprağın bağrında küçücük...

KONUK YAZAR SELAHATTİN GEZER YAZDI...

Uzun süren sohbetlerin içinden bazen veciz bir cümle çıkar.

O an sohbet birden kıvam alır.

Bazen güçlü bir metafor söylenir; herkes susar, düşünür, hayranlıkla başını sallar.

Demek ki az ve kıymetli olan, çoğun içinde saklıdır.

Tonlarca toprağın bağrında küçücük bir altın saklıdır.

O altın, saklı olduğu için kıymetlidir.

Emek verilmeseydi, aranmasaydı, uğruna ter dökülmeseydi değerli olur muydu?

Söz de böyledir.

Uzun konuşmaların içinden çıkan bir hakikat cümlesi, dikkat ve uyanıklık ister.

Güzel şeyler emek ister.

Gayret ister.

Uyanık bir kalp ister.

Bazı şeylerin bilinmemesi de bir nimettir.

Hatta şükür sebebidir.

Hava gibi, su gibi...

Farkında olmadan hayatımıza huzur veren hakikatler vardır.

İşte onların bilinmeyişi, hayatın dengesidir.

SAKLI OLAN KIYMETLİDİR Bediüzzaman Said Nursî, Sözler adlı eserinde bu hakikati şöyle ifade eder: Cenâb-ı Hakîm-i Mutlak (mutlak hikmet sahibi olan Allah), şu dâr-ı tecrübe ve meydan-ı imtihanda (imtihan dünyasında) çok mühim şeyleri, kesretli eşya (çokluklar) içinde saklamıştır.

Ve misal verir: Leyle-i Kadir'i Ramazan'ın içinde, Duanın kabul saatini Cuma gününde, Makbul velisini insanlar arasında, Eceli ömür içinde, Kıyametin vaktini de dünya ömrü içinde saklamıştır.

Neden?

Çünkü saklı olan şey, hem kıymetlidir hem de hikmet taşır.

Düşünün: İnsan eğer bin sene yaşayacağını ve tam bininci senede öleceğini kesin olarak bilseydi... (Teşbihte hata olmasın.) zirzopluk eder, ömrünün yarısını gafletle ve sorumsuzca geçirir; 'nasıl olsa vakit var' derdi.

Kalan yarısını ise darağacına adım adım yürür gibi bir dehşetle yaşardı.

Her geçen gün, yaklaşan sonun psikolojik ağırlığı altında ezilirdi.

Oysa ömrün ne zaman biteceği bilinmediği için hayat dengede kalır.

Yarın kesin öleceğini bilen bir insan, bugün en sağlıklı hâlinde bile olsa hiçbir şeyden lezzet alamaz.

Sofradaki nimetin tadı kaçar.

Güneşin ışığı sönükleşir.

Plan yapamaz.

Hayat donar.

Ama bir saat sonra öleceğini bilmeyen insan; plan yapar, projeler kurar, sipariş verir, çalışır, üretir.

Dünya için gayret ederken ahireti de düşünür.

Çünkü vakit hem var gibidir hem yok gibidir.

BİLMEDEN YAŞIYORUZ İşte hikmet tam burada saklıdır.

Ecelin gizli olması rahmettir.

Kıyametin bilinmemesi merhamettir.

Kadir Gecesi'nin saklı oluşu ise arayışa teşviktir.

Eğer Kadir Gecesi belli bir gece olsaydı, Ramazan'ın geri kalanında kalpler gevşerdi.

Eğer duanın kabul saati bilinseydi, Cuma'nın diğer anları ihmal edilirdi.

Eğer makbul veli açıkça bilinseydi, insanlar ona yönelir; ihlâs (samimiyet) zedelenirdi.

Demek ki saklılık, insanı diri tutar.

Bilinmeyen, kalbi teyakkuzda (uyanıklıkta) bırakır.

Beş bilinmeyen...

Aslında beş rahmet kapısıdır.

Biz bilmediğimiz için yaşıyoruz.

Bilmediğimiz için umut ediyoruz.

Bilmediğimiz için çalışıyoruz.

Ve bilmediğimiz için şükredecek bir dengeye sahibiz.

Belki de insanın huzuru, her şeyi bilmemesinde saklıdır.

İlgili Sitenin Haberleri