Haber Detayı

Soner Yalçın'ın bana önerdiği kitap... Batı karşısında Asya... Doğu felsefesinin üstün yanı
Kaan arslanoğlu odatv.com
07/03/2026 08:09 (2 saat önce)

Soner Yalçın'ın bana önerdiği kitap... Batı karşısında Asya... Doğu felsefesinin üstün yanı

Kaan Arslanoğlu yazdı...

Sen oradan kıracaksın zinciri, ben buradan… Hamaney’in öldürülmesi ve son savaş aklıma 70’li yıllardan bir anımı getirdi.

Bu ölüm İran için neyi ifade ediyor?

Hamaney ölümü bilerek, isteyerek tercih etmiş görünüyor.

Bu ne anlama geliyor?

Batılılar için ölüm nedir?

Doğulular için ölüm nedir?

Daryuş Şayegan’ın “Batı Karşısında Asya” kitabından yola çıkarak olguya genişçe bir bakalım.

Oradan da dünyaya soykırım, katliam ve ırkçılıktan başka bir şey vermemiş Batı uygarlığını temelden bir sorgulayalım.1979 yılının bir gecesiydi.

Unkapanı civarında yazılamadaydık.

Bir baktık, geniş bir duvarda dev bir resim ve altında kocaman harflerle “Sen oradan kıracaksın zinciri, ben buradan” sloganı.

Boya henüz ıslaktı, belli ki dinciler az önce bu yazılamayı yapmıştı.

İran devrimini selamlıyorlardı.

Sağcıların yazılarını boyayla kapatırdık hemen.

Fakat resim çok güzeldi, slogan çok güzel.

Açıktır ki figür bununla ilgili komünist figüre çok benziyordu, slogan da öyle… Hayranlıkla epeyce baktık sanat eserine ve bu burada kalsın dedik.O dönem bizim sol, İran İslam Devrimine sempati duyuyordu.

İranlı sol gruplar da başta Halkın Mücahitleri ve TUDEH olmak üzere Humeyni’yi destekliyordu.

Ancak devrimin hemen ardından mollalar aşırı tutucu ve köktenci bir tavır aldılar.

Halkın Mücahitleri başlangıçta yönetimden pay almak için uğraştılar.

Fakat Mollalar, değil onları yönetimde görevlendirmek, propagandalarını bile yasakladılar.

Sol için ağır baskı koşulları yeniden başlamıştı.Halkın Mücahitleri’nin ve başka sol grupların pek çok unsuru tutuklandı, işkence görmeye başladı.

Halkın Mücahitleri silahlı direnişe geçti.

Pek çok molla lideri suikastlarla öldürdü.

Bunların içinde İran cumhurbaşkanı ve başbakanı da vardı.

Sonunda mollalar tüm solu imha etti.

Kaçabilenler yurt dışına kaçtı.

Mollalar hiçbir zaman aşırı dar görüşlü dikta anlayışından vazgeçmedi.

Dünya halklarına hiçbir zaman cana yakın bir model sunmadı.

Emperyalizm karşısındaki cesaretli tavırlarından ötürü sempatimiz belki artarak devam ediyor, ancak onu sempatik bulmak için kendimizi çok zorluyoruz.

Ne var ki dünyada sol, sisteme karşı o içten ve coşku veren ruhunu tümüyle kaybettiği, sistemin bir parçası haline geldiği için böyle şeylere muhtaç duruma düştük.İşte o suikastlardan biri de 1981’de Humeyni’nin sağ kolu ve cumhurbaşkanı olan Ali Hamaney’e yapıldı.

Hamaney ağır yaralandı, iyileştikten sonra sağ kolunu kullanamaz hale geldi.

Rejime göre onun da faili Halkın Mücahitleriydi.

Ancak o iş biraz karışıktır.

Rejim içinde de çeşitli gruplar birbirlerine suikast düzenleyip öldürüyordu.

Belki bu da onlardan biriydi.HAMANEY’İN ÖLÜMÜİran’ın ciddi bir istihbarat zaafı var oldu olası.

Liderlerini de hiçbir zaman koruyamadılar.

Hamaney ile birlikte çok sayıda üst düzey liderin öldürülmesi İran için hem kayıp, hem zayıflık belirtisi.Ancak tekil olarak Hamaney’e gelirsek.

Bu ölümü anlaşılan o ki, bilerek, isteyerek seçmiş.

İranlı kaynaklar onun olağan çalışma ofisinde öldüğünü belirtiyor.

Sığınağa inmeyi reddetmiş.

Bazı batılı kaynaklar ise onun bu ofisin sığınağında öldürüldüğünü iddia ediyor.

Bu propaganda savaşının bir parçası elbette.

İlk ihtimal daha güçlü görünse de öteki ihtimal doğru çıksa bile bu bir şeyi gösteriyor: Hamaney çok daha güvenlikli uzak sığınaklardan birine gitmeyi ısrarla reddetmiş.

Tahran’da ve kendi evinde “şehit” olmayı seçmiş.Niye?

Savaşta psikolojik üstünlüğü kazanmak için.

Bunu Batılı kafa kolay kavrayamaz.

Doğulular anlar ve bundan güç kazanır.

Bunun rejime psikolojik kazanımı muhakkak güçlü olacaktır.Şiilerde öte yandan abartılmış bir yas kültürü de vardır.

Ancak tüm Doğu kültürlerinde baskın bir “feda” kültürü yine ön plandadır.

Savaşlar bununla kazanılır.

Savaşlar geçici olarak kaybedilse bile davalar böyle kazanılır.BATI KARŞISINDA ASYADaryuş Şayegan’ın bu kitabını epey bir süre önce bana Soner Yalçın önermişti.

Okunması gereken kitaplardan biri.

Düşünür, 1979 İran İslam Devriminden hemen sonra İran’ı terk etmiş İranlı bir yazar.

Batı kültürünün, Batı felsefesinin temel çürüklüğünü çok iyi gösteriyor.

Buna karşı Doğu felsefesinin üstün yanlarını...

Aslında o da Batı kafasından tümüyle uzaklaşamamış.Örneğin Batı bilimine hala karşı seçeneksiz bir biçimde hayranlık duyuyor.

Ancak konuyu genişletmeyelim, insanın en temel felsefi sorunsallarının başında gelen “ölüm” olgusuna nasıl yaklaştığını, Doğu – Modern Batı farkını nasıl ortaya koyduğunu, bir alıntıyla sergileyelim:“Zamanın temsili yönünü yitirdiği, her türlü uhrevi anlamdan boşaltıldığı bir dünyada; bekleyişin sona erdiği, ölümün, bu dünyanın işlerini öte dünyanın işlerine bağlayan bir halka olmadığı bir dünyada; kurtuluşun ilerleme, ilerlemeninse yüzde yüz dünyevi bir hedef sayıldığı bir dünyada, her şey sorun olur; her şeyden önce de ölümün kaçınılmaz gerçekliği…Ortaçağ dünyasının Batı ve Asya uygarlıklarında ölüm hayatın bir parçasıydı, davetsiz bir misafir değildi; hatta eşyanın öte yüzüne geçmek için bir geçiş köprüsüydü.

Ölümün anılışı ve ölümle yorulma hayatın mihengiydi.

Ölümün yüzü ürkütücü ve korkutucu değildi.

Ölüm günlük hayatın huzurunu kaçıran ansız bir saldırı değildi.

Geri püskürtülmesi gereken bir gereklilik ve tabu da değildi.

Aksine hayatın her anında bulunan bir şeydi: Falanca münasebetle pişirdiğimiz helvada, kendi akıbetimiz için okuduğumuz duada, ölülerimize bağışladığımız Fatiha'da, camilerde dinlediğimiz vaazlarda.Ölüm, herkesin yetiştirdiği, insanların gayretlerinin ışığıyla semer vermesine çalıştıkları, hayatlarına mütenasip bir ölüm olmasına istedikleri nadir bulunan meyveydi.

Mümin için ölüm bir hayattan başka bir hayata geçişti; ölüm onun yeniden dirilişinin şeklini belirliyordu.

Bu yüzden insan onunla barışık duruyor, rahmete layık olmaya çabalıyordu.Öte yandan ölüm bu dünyanın itibarsızlığını da açığa çıkarıyordu.

Ölümün kabullenilmesi, bu geçici dünyanın ötesinde kalıcı bir dünyaya yükseliş sayılıyordu.

Ölüm bu hayatın son noktası ve öteki hayatın eşiği sayıldığından, bu hayatın değerini ortaya koyan bir dönüm noktasıydı.

Bu yüzden insanlar davranışlarını o nihai sefere göre düzenliyorlardı.Arif için ölüm küçük kıyametti.

Arif ölümü karşılamaya koşuyordu, o gerçekleşmeden önce onu tecrübe ediyordu.

Arifler bu yüzden ‘Ölmeden önce ölünüz’ diyorlardı.

Arifin kendi iradesiyle ölümü bu hayattayken gerçekleşiyordu.

Arif içini arıtarak, boşaltarak, güzelleştirerek önündeki perdeleri kaldırıyordu.

Bu yüzden kıyametle kaimdi.Japon samurayı da bir an bile ölümden gafil değildi.

Zaten yiğitlik yolu ölümle demsaz olmak demekti.

Doğru ölmek, üzülmeden ölümün kucağına koşmak, yiğitlik yolunun ayrılmaz bir parçasıydı.

Hindu, ölümü geçici bir olayı olarak görüyordu.

Buna göre insan bir varlık dalgasından başka bir varlık dalgasına geçiyordu.

Samsara tekerleğinde bir başka şekilde ortaya çıkıyordu.İşte bu yüzden Hindu ölümden korkmuyordu.

Onun korktuğu, sadece geçmiş karmasında işlediği amellerin cezasıydı.

Hayattaki hedefi yaşarken ölmekti.

Bir başka deyişle önceki amellerinden kaynaklanan teessürleri yok etmekti.

Bundan dolayı hayattaki azadelere ‘ölü diri’ veya ‘özgür diri’ adını veriyorlardı.Ancak içinde artık ne bir müminin, ne bir arifin, ne bir yiğitlik yolunun var olmadığı bir dünyada; ölüm de diğer çözümsüz sorunlar gibi karmaşık ve korkunç hale gelir ve bu durum öncesi ve sonrası olmayan yokluk çölünde bir serap gibi muallakta duran hayatın anlamsızlığının, çabaların boşunalığının açık bir delili olur.

İşte böylesi bir durumda şairler ölüme ağıtlar yakarlar, düşünürler bilinçli bir ölümden dem vururlar.

Ölümü hayatın son sınırı ve insanoğlunun varlığının sonlu oluşunun kesin bir delili olarak kabul ederler.”BATI İNSANLIĞA SAVAŞ, IRKÇILIK VE SOYKIRIMDAN BAŞKA ŞEY VERMEDİBaşka şey verdi diyenler varsa, bin yıldır neyi verdiğini açıklamak zorundalar. “Bilim” diyecek olanlara derim ki, bilimlerinin insanlığa 3 ölçek faydası olmuşsa, 15 ölçek zararı dokunmuştur.

Tüm katliamlarını bu bilimle yapıyorlar.“Sanat” diyecek olanlara şu karşılığı veririm ki, sanatları esas olarak bu tüm dünyadaki milyarlarca insana yaptıkları zulmü, kan banyosunu güzel göstermekten başka neye hizmet ediyor ki?“Aydınlanma”, “özgürlük” ve hatta “laiklik”… Hangi birinin fışkısını çıkarmadılar, hangi birini acımasızlıklarının, haçlı kafasının aleti haline getirmediler ki…Batının tüm kavramları temelden sorgulanmalı.

Acilen sorgulanmalı.

Çünkü bu ırkçı, katliamcı Batı işte bu “parlak” yaşamlarla, “çağdaş, modern” görünümlerle, bilimle, sanatla, sahte özgürlük kavramlarıyla bizim gençlerimizi kendine aşık ediyor, kendi budala zombileri haline getiriyor.BATI KAFASI İNSANA VE HAYATA HİÇ DEĞER VERMEZBatılı insan için (azınlık bir iyicil kesim dışında) bu dünyada değerli olan tek hayat formu Batılı insanların hayatıdır.

Ona da rakamlarla değer verirler.

Tek tek veya küçük grup insanların hayatı pek de önem göstermez.

Ancak ölüm sayısı belli bir eşiği aştığında, ucu kendilerine dokunduğunda duyarlılık gösterirler.Doğuluların hayatları ise onlar için yüksek rakamlara ulaşsa bile önemli değildir.

Şurada veya burada 150 Doğulu çocuk ölse, 1500 çocuk ölse, Hiroşima’daki gibi 35 bin çocuk dahi ölse… Kayıtsız bir katil gibi izlerler haberleri.Bu belirgin farkları gösterirken zannedilmesin ki ben Batı insanı - Doğu insanı diye kesin bir ayrım yapıyorum insanlar arasında.

Tam tersine, insanın dünyanın her yerinde aynı temel nitelikteki insan olduğunu savunuyorum.

İster insana özgü güzel, iyi nitelikler olsun; ister insana özgü daha baskın olan çirkin, kötü özellikler olsun, her toplumda üç aşağı beş yukarı aynı düzeydedir.

Ancak kültürel, siyasi etkilerle işte bu üç aşağı beş yukarı olan, belli yerlerde, belli zamanlarda önemli farklılıklar yaratır.Odatv.com

İlgili Sitenin Haberleri