Haber Detayı

Şubat ayında 23 kadın cinayeti işlendi
Gündem nefes.com.tr
05/03/2026 14:20 (1 saat önce)

Şubat ayında 23 kadın cinayeti işlendi

Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu’nun Şubat 2026 Kadın Cinayetleri Raporu’na göre bir ayda 23 kadın cinayeti işlendi, 11 kadın ise şüpheli şekilde yaşamını yitirdi. Raporda cinayetlerin büyük bölümünün ev içinde işlendiği vurgulandı.

Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu'nun (TKDF), "Şubat 2026 Kadın Cinayetleri Raporu"na göre, 23 kadın cinayeti işlendi, 11 kadın ise "şüpheli" şekilde öldürüldü.TKDF, "Şubat 2026 Kadın Cinayetleri Raporu"nu kamuoyuyla paylaştı.

Rapora göre, 1 Şubat – 28 Şubat arasında 23 kadın cinayeti işlendiği, 11 kadının ise "şüpheli" bir şekilde öldürüldüğü kaydedildi.Cinayete kurban giden kadınların 15'inin evli, 7'sinin bekar, 3'ünün boşanmış olduğu tespit edilen raporda, 9 kadının medeni durumu tespit edilemediğine yer verildi.Kadınların 9'unun aile içindeki erkekler (eşi, oğlu, babası veya erkek kardeşi) tarafından öldürüldüğü görüldüğü, 8 kadının boşandığı ya da boşanma aşamasında olduğu, 3 kadının birlikte olduğu/yaşadığı erkek tarafından, 1 kadın ailesinden bir kadınla bağlantılı erkek tarafından öldürüldüğü bildirildi.

Ayrıca raorda, 1 kadının tanıdığı bir erkek, 1 kadının ise kızını istismar eden erkek tarafından öldürüldüğü vurgulandı.Öldürüldüğü sırada 2 kadının koruma kararı olduğuna dikkatin çekildiği raporda, öldürme yöneteminde en fazla ateşli silahlar olduğı belirtildi.

Cinayetlerin gerçekleştiği mekanlara bakıldığında ise 22 kadının kendi evinde, 5 kadının kamusal alanlarda, 4 kadının ormanlık alanlarda, 3 kadın sulak alanlarda öldürüldüğü ifade edildi.TKDF, konuya ilişkin yapılan açıklamada, şunlar kaydedildi:"Bu veriler, kadın cinayetlerinin münferit olaylar değil, yapısal sorunların sonucu olduğunu göstermektedir.

Kadınların en çok kendi evlerinde öldürülmesi, eşitlikten uzak ve denetimsiz bırakılmış aile yapısının kadınlar açısından nasıl bir risk alanına dönüştüğünü ortaya koymaktadır.

Boşanma sürecinde olan ya da ayrılmak isteyen kadınların hedef haline gelmesi, kadınların yaşam hakkının kendi kararları üzerinden tehdit edildiğini göstermektedir.Koruma kararı bulunmasına rağmen iki kadının öldürülmüş olması, koruyucu ve önleyici mekanizmaların etkin uygulanmadığını göstermektedir.

Cinayet sonrası faillerin intihar etmesi ise kamuoyunda dosyanın kapandığı algısını yaratmakta, ancak gerçekte cezasızlık duygusunu derinleştirmektedir.

Oysa burada sorgulanması gereken; risk değerlendirmelerinin yeterli yapılıp yapılmadığı, uzaklaştırma ve koruma kararlarının etkin biçimde uygulanıp uygulanmadığı, tutuksuz yargılama kararlarının hangi ölçütlerle verildiği ve kurumlar arası koordinasyonun neden sağlanamadığıdır.Cinsel şiddet ve istismar vakalarında mağdurların yaşadığı ağır psikolojik travmanın yargı süreçlerinde yeterince dikkate alınmaması, adalet mekanizmasının koruyucu niteliğini zayıflatmaktadır.

Uzman değerlendirmesinden uzak, toplumsal baskı ve spekülasyonun etkili olduğu süreçler hem mağdurları hem de toplumun adalet duygusunu zedelemektedir.""ŞİDDET YALNIZCA EV İÇİNDE DEĞİL, TOPLUMSAL İLİŞKİLERİN HER KATMANINDA KARŞIMIZA ÇIKMAKTADIR" "Şiddet yalnızca ev içinde değil; okullarda, kamusal alanda ve toplumsal ilişkilerin her katmanında karşımıza çıkmaktadır.

Eğitim sisteminde süreklilikten uzak politikalar, psikososyal destek mekanizmalarının zayıflaması ve rehberlik hizmetlerinin yetersizliği riskleri büyütmektedir.

Şiddeti sıradanlaştıran dil, öğretmenlerin ve kamusal otoritenin itibarsızlaştırılması, gençler arasında artan agresyon ve denetimsizlik ortamı, uzun vadede toplumsal güvenliği tehdit etmektedir.""YAŞAM HAKKI GÜVENCE ALTINA ALINMADIKÇA HİÇBİRİMİZ GÜVENDE DEĞİLİZ""Sonuç olarak, Şubat 2026 verileri; ataerkinin beslediği eşitsizlik, cezasızlık kültürü ve etkisiz uygulamaların kadınların yaşam hakkını doğrudan tehdit ettiğini bir kez daha göstermektedir.

Kadın cinayetleri bireysel değil yapısal bir sorundur.

Yaşam hakkının güvence altına alınması için koruyucu-önleyici mekanizmaların etkin işletilmesi, risk analizlerinin bilimsel kriterlerle yapılması, yargı süreçlerinde şiddet riskinin öncelikli değerlendirilmesi ve kadın erkek eşitliğini esas alan politikaların kararlılıkla uygulanması zorunludur.

Bu mesele yalnızca kadınların değil, toplumun tamamının güvenlik ve adalet meselesidir.

Yaşam hakkı güvence altına alınmadıkça hiçbirimiz gerçek anlamda güvende değiliz."

İlgili Sitenin Haberleri