Haber Detayı

Missouri’den İncirlik’e
Yazarlar cumhuriyet.com.tr
05/03/2026 12:04 (1 saat önce)

Missouri’den İncirlik’e

5 Mart 1946. Winston Churcill bu defa ABD’den dünyaya seslenmiş, “Baltık’taki Stettin’den Adriyatik’teki Trieste’ye kadar Avrupa’nın üzerine bir “Demir Perde” indiğini söylemişti.

5 Mart 1946.

Winston Churcill bu defa ABD’den dünyaya seslenmiş, “ Baltık’taki Stettin’den Adriyatik’teki Trieste’ye kadar Avrupa’nın üzerine bir ' Demir Perde ' indiğini ” söylemişti.

ABD-İngiltere ve SSCB, Almanya’ya karşı birlikte hareket etmişlerdi ama bu müttefiklik; Sovyet nüfuzu, komünizmin hedefleri açısından belirsizliği gidermek yerine, faşizmin üzerine giden SSCB’yi dünya kamuoyunda “ öcü ” görünümünden çıkarmasıyla endişeyi körüklemişti. 5 Nisan 1946.

O gün Amerikan donanmasının dev zırhlısı USS Missouri , Stalin’in kontrol ve üs talep ettiği Boğaz’dan geçti, Dolmabahçe açıklarına demirledi.

İçinde, aslında iki yıl önce hayatını kaybetmiş Türkiye’nin ABD Büyükelçisi Münir Ertegün’ün naaşı vardı.

Bu öylesine bir cenaze nakli ve töreni değildi.

SSCB’ye karşı, ABD’nin Türkiye ile “ ideolojik ve siyasi birliktelik ” gösterisiydi.

Sonrası malum: 1947 Truman Doktrini, ABD’nin kültür emperyalizmini kurumsallaştırmak üzere çıkardığı “ Smith-Mundt Yasası ” sonrası Türkiye’de Amerikan propagandasının kuvvetlenmesi, Amerikalılarca “ yetersiz ve modası geçmiş askeri ekipmana sahip ” olarak değerlendirilen TSK’nin, ABD marifetiyle modernize edilmesi ve eğitilmesi amacıyla “ Türkiye’ye Yardım İçin Ortak Amerikan Askeri Elçiliği ”nin (JAMMAT) kurulması, Türk-Amerikan Dostluk Derneği’nin faaliyete geçmesi, Marshall Yardımı, İsmet İnönü’nün “ Bir görev veriyorum, sonucu bana gelmeden, Washington’un haberi oluyor.

Sonucu memurlardan önce sefirden öğreniyorum ” diyerek rahatsızlığını belirttiği Fulbright burslarının verilmesi, Köy Enstitülerinin kapatılması, Rockefeller Vakfı’nın Türkiye’de çalışmalarını yoğunlaştırması, Ford Vakfı’nın “ Deneme Okulları ”nı açması, eğitim müfredatının ABD’lilerce kurgulanması, denetlenmesi gibi Türkiye her yönden Amerikan sarmalına dolandı.

NATO Celal Bayar , “ Bütün toplar bize çevrilmiş.

Sağa dönsem faşist derler, sola dönsem komünist.

Ortada kalsam Halk Partisi’nden niçin ayrıldınız, diyorlar ” şeklinde yakınıyordu.

DP; ABD’nin Ortadoğu’da büyüyen ağırlığını tehlikeli bulan, İsrail’e karşı birliktelik çağrısı yapan, Süveyş’i millileştiren Mısır lideri Abdülnasır ’ın tersine Sovyet baskısı gerekçesiyle NATO’dan yana oldu.

Türkiye, 1952 itibarıyla NATO’nun Sovyetler Birliği’ne karşı güneydoğu kanadıydı .

Karadeniz ile Akdeniz arasındaki geçiş noktası, Ortadoğu’ya açılan kapısı, Sovyet coğrafyasının güney sınırındaki stratejik cephesiydi. “NATO TESİSİ” Mİ, “ABD ÜSSÜ” MÜ?

Askeri üsler birliklerin; cephanesi, envanteriyle kaldığı, eğitim aldığı, gerektiğinde harekâta çıktıkları yerlerdir.

ABD’nin, II.

Dünya Savaşı sonrası sınırdışı 1139 üssü vardı.

Bu üsler; ABD varlığının oralardaki temsilleriydi.

NATO kapsamında, Amerikan askerlerinin yargı, vergi muafiyetlerini de içeren bir dizi anlaşma yapıldı.

ABD’ye, Türkiye’de askeri ve sivil tesisler kurma izni verildi.

ABD’nin üç temel beklentisi: Sovyet askeri faaliyetlerini izlemek, ileri savunma hattını oluşturmak, Ortadoğu’daki operasyonlar için lojistik destek sağlamaktı.

NATO’nun kurumsal imajı içinde konuşlanıyordu ve üsleri kendi hegemonyasının hücreleri olarak kullanıyor; bu sayede hem birlikteki diğer ülkelerin hem de konumlandığı devletlerin askeri sistem bilgisine pratikçe sahip oluyordu.

ADANA BÜYÜKTÜR SAVAŞTAN İnönü yaşamının önemli bir kısmını savaşta geçirmiş büyük bir askerdi, şimdi ülkeyi savaşa sokmamaya çalışan başarılı bir diplomata dönüşmüştü.

Churchill, Ocak 1943’te Adana yakınlarındaki Yenice’ye gelerek İnönü ile görüşmüştü.

ABD ise Türkiye’nin yakın gelecekte SSCB’ye karşı ağırlaşacak jeopolitik önemini o günkü savaş gündeminden daha önde tutuyordu.

ABD elçisinin Adana’daki yazlığı, 1947’de kurulacak CIA’in öncülü kabul edilen “ Stratejik Servis Ofisi ” /ABD İstihbarat Servisi’nce bir istihbarî “ üsse ” çevrildi. 1954’te, NATO’ya referansla düzenlenen “ Askeri Kolaylıklar Anlaşması ” ile Türk topraklarında ABD kuvvetlerine her türlü kolaylığın sözü verildi.

NATO’ya atıfla ama ABD güçlerinin ağırlığında ve yönetiminde üsler açıldı, askeri tesisler kuruldu. 1971 Muhtırası akabinde haşhaş ekim yasağının kaldırılması ve Kıbrıs Harekatı’na tavır olarak ABD’nin ambargo kararı almasına karşılık, 25 Temmuz 1975’te Türkiye’deki ABD üs ve tesislerine el koyuldu.

Üslerdeki ABD bayrakları indirildi, Türk bayrağı çekildi.

Bir tek üs dışında: İncirlik.

O da sadece NATO kullanımına açıktı.

ABD askerleri ülkeden çıkarıldı.

Amerikalılara tanınan bütün imtiyazlar kaldırıldı.

İNCİRLİK HAVA ÜSSÜ Adana’daki İncirlik Hava Üssü 1955’te faaliyete geçtiğinde, hukuken Türk Silahlı Kuvvetleri’ne aitti.

ABD’nin ambargo kararına verilen yanıt, Türkiye’deki üs ve tesislerinin kapatılmasıyla sınırlı değildi.

Türk hava alanlarını kullanacak uçaklarından da ücret alınacaktı. 1978’de ambargo kaldırıldığında yeni bir anlaşma yapıldı.

İran’daki devrimden sonra Türkiye’nin jeostratejik değeri daha da büyüdü.

ABD Başkanı Jimmy Carter bu defa U-2 casus uçaklarının Türkiye’deki üsleri kullanmasını talep etti.

Bülent Ecevit net bir biçimde reddederken, Süleyman Demirel; “ Türkiye büyük devletlerin çatışma sahası olmamalıdır.

Dünyanın başka yerinden uçsunlar ” diye yanıtlamıştı.

SONRA Soğuk Savaş boyunca, SSCB’ye karşı ileri konuşlanma noktası olan İncirlik; Körfez Savaşı’nda, Irak operasyonlarında, Suriye’deki askeri faaliyetlerde, Afganistan Savaşı’nda önemli bir lojistik merkezdi.

Irak’ın kuzeyinde uçuşa yasaklı bölge yine buradan denetlendi. 1 Mart 2003’te “ Irak Tezkeresi ” reddedilse de savaş boyunca Irak’taki ABD güçlerine lojistik destek merkeziydi.

Günümüzde NATO tesisleri ve üsleri, ABD tarafından aktif kullanılıyor.

MALATYA KÜRECİK RADAR ÜSSÜ 2012 yılında kurulan Kürecik Radar Üssü , “ balistik füze erken uyarı sistemi ” olarak NATO’nun Avrupa füze savunma mimarisine veri sağlayan önemli bir sensör noktası; orada da yine ABD personeli barınıyor.

ÜSLER ABD KULLANIMINA KAPATILMALI Bugün Türkiye–ABD ilişkileri Soğuk Savaş dönemindeki gibi değil.

Filistin’e yaklaşımı, Suriye politikası, terör örgütlerine verilen açık destek, savunma sanayi yaptırımları ve bölgesel çıkar çatışmaları gerilimi tırmandırıyor.

İran’a yapılan operasyon sadece Türkiye’de değil, ABD ve İsrail kamuoyunda da eleştiriliyor.

Epstein gündeminden ülkesini uzaklaştırmaya çalışırken Trump ’ın önce Venezuela’ya, şimdi de İran’a saldırması uluslararası hukuka aykırı.

Hiç şüphe yok ki, molla rejimi insanlık karşıtı, zalim bir yönetimdi.

Ancak bu yönetimlerin inşasında büyük payı olan emperyalist odaklar; diktatörlerin iktidarlarına, o ülkelerin kaynaklarına çökmek üzere başlatacakları saldırılara meşruiyet zemini yaratmak üzere bahane olarak sarılamazlar.

Egemen devletler nasıl yönetileceğine, geleceğine kendileri karar vermeliler.

ABD-İsrail kuvvetlerinin İran’da bir ilkokulu vurması, 168 çocuğun dünyadan koparılması, saldırıların hiçbir surette insan hakları için yapılmadığının kanıtı.

Üsler, hukuken Türkiye Cumhuriyeti egemenliğindedir; kullanım hakları NATO kapsamında düzenlenmiştir.

Ankara’nın siyasi iradesi belirleyicidir.

Nasıl ki Türkiye, 1975’te ABD’nin kullandığı üsleri ve tesisleri kapatabildiyse bugün de kapatmalıdır!

Missouri zırhlısı, bölgeyi kazanmak isteyen bir yönelimin simgesiydi.

Bugün ABD’nin kazanmak istediği iki şey var: Petrol ve Büyük İsrail’in güvencesi.

İlgili Sitenin Haberleri