Haber Detayı

Ragıp Savaş, oyunculuktan genel sanat yönetmenliğine uzanan tiyatro kariyerini anlattı Açıklaması
Güncel haberler.com
05/03/2026 11:26 (4 saat önce)

Ragıp Savaş, oyunculuktan genel sanat yönetmenliğine uzanan tiyatro kariyerini anlattı Açıklaması

Bakırköy Belediye Tiyatroları (BBT) Genel Sanat Yönetmeni ve oyuncu Ragıp Savaş, "Genel sanat yönetmenliği, koltuklar, masalar, titrler benim için önemli değil. Bir tiyatro işçisi olarak görürüm kendimi." dedi.

Bakırköy Belediye Tiyatroları (BBT) Genel Sanat Yönetmeni ve oyuncu Ragıp Savaş, "Genel sanat yönetmenliği, koltuklar, masalar, titrler benim için önemli değil.

Bir tiyatro işçisi olarak görürüm kendimi." dedi.Savaş, Türk sinemasının efsanesi Tarık Akan'ın kaleminden 12 Eylül anılarını sahneye taşıyan ve 7 Mart'ta prömiyeri yapılacak "Anne Kafamda Bit Var" oyununda Akan'ı canlandıracak.Kendi adını taşıyan akademide bugüne dek 17 bin öğrenci mezun eden Savaş, oyunun yanı sıra sektördeki takipçi sayısı baskısını, eşiyle 25 yıllık evliliğini, 19 yaşındaki kızı Nil ile bağını, oyunculuktan genel sanat yönetmenliğine uzanan kariyerini ve hayattaki duruşunu AA muhabirine anlattı.Soru: Öncelikle geçmiş olsun.

Kolunuzu incittiniz provalar sırasında.

İyi misiniz?Ragıp Savaş: Evet, tiyatro bizi birleştiriyor.

Çok teşekkür ederim.

Omuzumda sıkıntı oldu provalarda ama şimdi çok daha iyiyim, daha iyi olacağım oyuna kadar diye düşünüyorum.Soru: Rahmetli Tarık Akan'ın anı kitabından uyarladığınız "Anne Kafamda Bit Var" oyununun provasındasınız.

Gerçekten heyecan verici bir proje geliyor sanırım.Savaş: Öyle görünüyor.

Biz zaten daha öncesinde buna karar verdiğimizde bile çok heyecanlıydık.

Tabii bir oyun, birçok aşamadan geçiyor sahneye çıkana kadar, dramaturji, dekor, kostüm, tasarım anlamında.

Büyük bir iş "Anne Kafamda Bit Var." Sevgili Tarık ağabeyin 12 Eylül döneminde yaşadıkları, belki de çoğu seyircinin bilmediği bir hikaye.

Kendi kaleminden, "Anne Kafamda Bit Var" romanından, Gökhan Aktemur uyarlaması ve Turgay Kantürk rejisiyle 7 Mart'ta prömiyer yapacak oyunumuz.Soru: Sizin Tarık Akan yorumunuzla sahnelenecek değil mi?Savaş: Evet, ben de varım.

Tarık ağabeyi oynayacağım.

Ama şurası çok önemli, altını çizerek söylemek isterim ki, Tarık Akan'a benzemek, Tarık Akan'ı taklit etmek gibi bir talihsizlik içerisinde değiliz.

Tarık Akan'a kimse benzeyemez ondan başka.

O taklit edilemez.

Dolayısıyla biz Tarık Akan'ın yazdığı hikayeyi, sahneden seyirciye anlatan oyuncularız.

Seyirci, beni mavi lensli, onun saçı gibi perukla ya da benzetilmiş makyajlı halimle görmeyecek.

Ben Ragıp olarak Tarık ağabeyi yorumluyorum, anlatıyorum.

Ben bir anlatıcıyım.

Onun yazdıklarını seyirciye aktaran bir ekibiz.

Yani onu taklit etmek yok.

Oyunda başkaları da var.

Müjdat Gezen var, Rutkay Aziz var, Uğur Dündar var.

Yani biz onları birebir taklit etmek derdinde değiliz.

Fiziken belki benzeyebilir, belki konuşmaları, jestleri ama taklitçilik halinde değil.

Sadece onları tatlı bir biçimde seyirciye anlatmayı hedefliyoruz.Soru: Okuyucusuyla buluşmuş anıları sahneye yansıtma fikri nasıl ortaya çıktı?Savaş: Aslında bu proje daha önceden yapılmış, planlanmış, programlanmış fakat bir şekilde, sebeplerini bilmiyorum, olmamış bir proje.

Tarık ağabey, Bakırköy çocuğu, Bakırköy'ün evladı.

Bakırköy sahilinde yaşamış, Ataköy plajlarında o zaman denize girmiş ve burada zaman geçirmiş, çocukluğunu ve gençliğini yaşamış.

Duyduk ki diğer proje yapılmayacak, biz de gerekli iletişimi sağlayıp, görüşmelerden sonra yapmaya aday olduk ve anlaştık.

Ondan sonra da provalara başladık."Gülümseten ve hüzünlendiren çok keyifli bir oyun geliyor"Soru: Müzikli bir oyun olarak, barkovizyonda anılara, fotoğraflara da yer vereceksiniz galiba?Savaş: Tabii ki...

Barkovizyonda arkada görüntüler akarken biz önde anlatacağız.

Anlattıklarımızın hepsinin görüntüleri var. "Yol" filmi, "Maden" filmi, Yılmaz Güney ile hapishanede görüşmeleri, kendi içeride hücredeki görüntüleri, mahkumlarla hikayeleri falan hepsi var.

Hem gülümseten hem de hüzünlendiren, çok keyifli, modern bir rejiyle seyirciyle buluşacağımız bir oyun geliyor.Soru: Provanızda "İncitilsem de incitmem" sözleri geçen bir türkü söylüyordunuz.

Çok hoştu.Savaş: "Yaşlı Atın Türküsü" o.

Şarkı söylüyorum.

Ben de söylüyorum, arkadaşlarımız da söylüyor.

Çok şarkı yok.

Müzikal değil zaten, olamaz.

Öyle bir metin değil ama çok dramatik sahnelerin arkasına birkaç şarkı koyduk.

Tolga Çebi, sağ olsun aranjmanlarını yaptı.

Faruk Üstün de oynuyor, aynı zamanda oyunun şarkılarının sözlerini yazdı.

Koreografiyi Pınar Ataer yaptı.

Dekor ve ışık Cem Yılmazer tarafından yapılıyor.

Dolayısıyla çok iyi bir ekiple, modern bir rejiyle, güzel bir anlatımla Tarık Akan'ın "Anne Kafamda Bit Var" oyunu 7 Mart Cumartesi saat 20.00'de Leyla Gencer Opera ve Sanat Merkezi'mizde seyircisiyle buluşacak.Soru: Baruthane Sahnesi'nin tarihi dokusu, Bakırköy Belediye Tiyatrolarının yeni dönem manifestosu mu oldu?Savaş: Ekrem (İmamoğlu) Bey zamanında başlanmış ve zannediyorum bir yıl içerisinde harabe halindeyken tamamlanmış bir yerleşke Baruthane.

Bizim Yunus Emre Kültür Merkezi de barut yapımında kullanılmış tarihi bir bina.

Burası da aynı şekilde.

Mahir Polat liderliğinde orası yapılmış.

İçeride çok güzel bir kütüphane, bir müze ve sergi salonu var.

Bir de tiyatro salonu vardı.

Ama tiyatro salonunda bir performans gerçekleşememişti birçok sebepten dolayı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesinin kullanımında bir yer.

Bir şekilde bir sohbette konuşuldu.

Dedik ki, "Biz yapalım.

Biz de burada, Ataköy'deyiz." Konuştuk.

Birtakım teknik eksikler, olması gerekenler vardı.

Onları yaptırdık içine.

Sahneyi tiyatroya daha müsait hale getirdik.

Sevgili Özen Yula'nın 30 yaşındaki kült oyunu "Ay Tedirginliği"nin prömiyerini yaptırdık yakın zamanda.

İki kişilik bir oyun.Soru: "Ay Tedirginliği" ile Baruthane'de perde açmak sizin için sanatsal risk taşıyor mu?Savaş: Hepsinin riskleri var ama tabii biz bunları çok çalıştık, çok düşündük.

Çarşamba günleri orada oynuyoruz.

Tek perdelik, 1 saat 15 dakikalık bir oyun.

Dolayısıyla bütün matematiğini, her şeyi hesapladık.

Olabileceğine inandıktan sonra oraya başladık.

Sahneyi tiyatro yapılabilir hale getirdik.

Çok keyifli. "Ay Tedirginliği"ni dekoruyla izleyeceksiniz.

Dekorunu 324 yaşındaki o binanın atmosferine göre tasarladık.

Yani aslında oranın oyunu.

Burada gala yaptı ama mekana göre tasarlanmış bir oyun aslında.

Müthiş bir akustiği var.

Oyunun dekoruyla, içeriğiyle bütünleşiyor.

Çok keyifli bir oyun oldu.

Çok güzel oynanıyor.

Çok temiz bir rejiyle.

Burcu Halaçoğlu rejisini yaptı.

Damla Karaelmas ve Emre Koç oynuyor.

Resital gibi bir şey oldu.

Çok dingin ama çok heyecanlı.

Şimdi spoiler vermek de istemiyorum oyuna dair ama çok keyifli seyircinin izlediği ve güzel geri dönüşler aldığımız bir oyun oldu şükür."Oyuncu olmak için doğdum"Soru: Sanatın, tiyatronun, sanatsal atmosferde yüzlerce yıllık binaların içinde olması ne kadar güzel değil mi?Savaş: Çok güzel, çok.

Bambaşka bir ruh, bir heyecan katıyor.

Bizde de var ama daha çoğalmasını istiyoruz.

Onun için çok heyecanlandım.

Ben 2 senedir uğraşıyorum Baruthane ile.

Olabileceğine inandık, "Ya acaba mı?" dedik ama sonra "Tamam, yapacağız." dedik, sonunda yaptık.

Çok şükür, güzel oldu.Soru: Oyunculuğunuzun yanı sıra genel sanat yönetmeni olarak doğmuşsunuz gibi.

Öyle mi hissediyorsunuz siz de?Savaş: Yok, ben oyuncu olmak için doğdum.

Oyuncu olmak istedim.Soru: Geçmiş 35 yıla bakınca Bakırköy Belediye Tiyatrolarında Müşfik Kenter'in yardımcısıydınız.Savaş: Aslında Zeliha (Berksoy) Hoca ile başladık. "Reji yapayım, sanat yönetmeni olayım." gibi bir adımım çok olmadı.

Evet, idarecilik yeteneğim, o supleksim var ama beni en çok ilgilendiren şey sahne, oyunculuk.

Zeliha Hanım kurdu ve 4-5 yıl sonra görevden alındı.

Sebepsiz şekilde hoyratça hocamızı aldılar ve bırakmak zorunda kaldık.

Tabii biz şaşkın ördek yavruları olarak, çok gençtik o zaman.

Ne yapacağız biz?

Hocamız gitti, yok.

Düşünsenize ne yapacağız? "Biz yapmak zorundayız." diyerek, bunları öğrendik.

Yönetim kuruluna girdik, genel sanat yönetmeni yardımcılığı yaptım.

Müşfik Hoca'yı getirdik.

Onun yanındaydım, ister istemez öğrendim mecburiyetten.Soru: Yani suya düşüp yüzme öğrendiniz?Savaş: Aynen öyle oldu.

Suya düştük, dediğin gibi yüzmeyi öğrendik.

Müşfik Hoca ile çok çalıştım.

Zaten baba oğul gibiydik, yıllarca beraberdik.

Genel sanat yönetmenliği, koltuklar, masalar, titrler benim için önemli değil.

Bir tiyatro işçisi olarak görürüm kendimi.Soru: Nezaketli, sakin, kimseyi kırmadan ve usulca hedefe ilerleyen biri olarak tanımlanıyorsunuz.Savaş: Kimseyi kırmam.

Öyle olmak zorundayım.Soru: Bu bir karakter yapısıdır muhakkak ama Müşfik Kenter'de de böyle bir zarafet vardı.

Ondan da bazı şeyler öğrenmiş ve almış olabilir misiniz?Savaş: Tabii ki muhakkak vardır, çok şey almışızdır.

Onların rahle-i tedrisatından geçtiğimiz için onlara benzediğimiz, onları örnek aldığımız noktalar vardır.

Gurur da duyarım.

Benim hayat felsefem, 'İyilik yap, iyilik bul.' Kimsenin kimseye kötü davranma hakkı yok bu hayatta.

Kimsenin omzuna bile şöyle dokunamazsın.

Kimseye hakaret etme, kimseyi aşağılama, kötü davranma hakkımız yok.

Kavga edebiliriz ama hakaret edemeyiz.

İş için kavga edebiliriz.

Kırmadan, incitmeden iş için kavga ediyorsak işe yarar o zaten.

Ama insanları aşağılamak, hor görmek, onu ayırmak, bunu kayırmak, benim hayat felsefemde böyle bir şey yok.

Ben böyle bir yapıdayım, böyle bir adamım.

Yöneticiliğim de böyle.

Net, sarih.

Hiç öyle karanlık değil. ya siyahımdır ya beyazımdır.

Oluyorsa olur, olmuyorsa olmaz.Soru: Yunus Emre Kültür Merkezi'ndeki renovasyon bittiğinde izleyiciyi nasıl bir model tiyatro anlayışı ve atmosfer bekliyor?Savaş: Çok güzel projeler çizildi, heyecanla bekliyorum.

Tabii birinci derece tarihi eser olduğu için şu anda projeler Anıtlar Kurulunda konuşuluyor.

Hemen alıp başlayamıyorsunuz.

Birkaç şey geri döndü.

Anıtlar Kurulu zor bir yerdir.

Çok titizleniyorlar, projeler renove ediliyor.

En kısa zamanda, mart, nisan gibi başlaması düşünülüyor.

Çok özledik Yunus Emre'yi.

Bir an önce dönmek istiyoruz.

Bizim baba, ata ocağımız Yunus Emre'dir.

Seyirci çok soruyor, devamlı mesajlar geliyor, "Yunus Emre ne oldu, ne olacak?" diye.

Sağ olsun Başkanımız Ayşegül Ovalıoğlu çok büyük destekçimiz.

Orada 2 ay diye gelip, 25 yıl kalan bir nikah dairesi hikayesi vardı.

Tiyatro kimliğimizi kaybettirdiler bize.

Başkanımız sağ olsun, ortak istişareler sonucunda nikah salonunu oradan gönderdi.

Artık Yunus Emre Kültür Merkezi'nde nikah kıyılmayacak.

Orası sadece bir kültür ve sanat mekanı olacak.Soru: Mutlaka çok iyi projelerde yer aldınız, izledik ama yine de bir klasik olarak gözüken "Neredesin Firuze"den bu yana filmlerde de o eski samimiyeti neden yakalayamıyoruz?Savaş: Evet o başka bir şeydi.

Zannediyorum dediğin gibi kült oldu o film.

Arkasından "Hacivat-Karagöz Neden Öldürüldü?" yine aynı şekilde.

Şöyle yorumlayabiliriz, "Proje var, proje var.

Yönetmen var, yönetmen var." Dolayısıyla yönetmen, proje iyiyse iş çok farklı oluyor ve insanın yüreğine dokunuyor.

Elbette güzel işler yapılıyor ama galiba biraz artık daha kolay, nasıl diyeyim, daha belden aşağı, daha çabuk güldüren işler çekilmeye ve gitmeye başladı.

Bu da olabilir.

Tercih meselesi ama ben tercih etmiyorum öyle işlerin içinde olmayı."Yankı, iyi bir kadroyla sevdiğim güzel işlerimden biri oldu"Soru: Tabii'nin orijinal dizisi olarak çektiğiniz "Yankı: Görünmez El"deki Cemal karakteri, bir aktör olarak toplumsal hafızanıza ne kattı?Savaş: Yankı güzel iş oldu.

Gerçek ve yaşanmış bir hikayeydi.

Cemal, medya yöneticisi.

Onun çok tanıdığımız bir karşılığı var.

Seyirci tahmin etti, yazdılar da bana.

Birçok yaşanan şeyden esinlenerek, gerçek hikayeden tasarlanan bir senaryo idi.

Çok keyifli oynadık.

Çok da beğendim işi.

Çok iyi montajlanmış, çok iyi müzikler kullanılmış.

İyi bir kadroyla güzel, sevdiğim işlerimden biri oldu o iş.Soru: Şu anda yeni başka bir proje var mı?Savaş: Şu anda maalesef tiyatro var.

Tiyatro ile dizi olmuyor.

Çünkü program olarak uyduramıyorlar birbirlerine. ya tiyatro yapacak oyuncu ya da dizi. ya da oyunun çıkmışsa, eğer oynuyorsan oyunu yapabiliyorsun.

Ama prova aşamasındayken dizi çekemiyorsun maalesef.Soru: Kendi akademinizdeki öğrencilerinize Bakırköy Belediye Tiyatrolarında bir gelecek vaadi ve yolu açıyor musunuz?Savaş: Yok, ben vadetmem hiçbir şey kimseye.

Ben oluyorsa "Oluyor." dedim.

Vaat vermek benim çok hoşuma giden bir şey değil.

Hayal kurdurmak da öyle.

Hayal önemli ama başkalarına hayal kurdurmayı çok sevmiyorum.

Kendim çok hayal kurarım.Yaklaşık 17 bin öğrenci mezun ettim. 2007 yılında başladım bu işe tabii.

İzmit, Sakarya, Bursa ve İstanbul.

Sonra ortaklığı bitirince Bursa, İstanbul'u ben aldım.

İzmit, Sakarya'yı verdim ama Bursa'yı kapadım, yetişemedim çünkü.

Burada İstanbul'da 550 talebem olan bir akademim var. 3 bin metrekare, çok branşlı bir okul. 12 yaşında orası.

Eşim başında, 12 yıldır bizimle beraber olan genel koordinatörümüz Berrin var. 40 hocamız, 6 personelimiz var.

Kocaman, 50 kişilik bir ailemiz var Ragıp Savaş Sanat Akademisinde.

Orayı da çok önemsiyorum.

Çok uğraştım, çok emek verdim akademiye.Orası da benim için çok kıymetli ama kimseye bir söz vermiyorum. "Sen burayı oku bitir, tiyatro bölümünü bitir, seni şuraya sokarım." diye bir gücüm yok benim hayatta.Soru: Öyle beklentiye giriyor mu öğrenciler?Savaş: Soranlar oluyor tabii haklı olarak ama şu anda kadro diye bir şey yok tiyatrolarda.

Her kurumda böyle.

Sadece ben onların kanatlarını çıkarıyorum.

Uçmak artık onlara kalıyor.

Uçarken de yolda tabii ki onlara elim dokunuyor, yardımcı oluyorum, serüvenlerinden haberim oluyor.

Bir şey yapabiliyorsam destek oluyorum ama "Sen gel bizim okulda oyunculuğu bitir.

Ben seni Bakırköy Belediye Tiyatrolarına sokarım ya da devlete." gibi bir yanlışın içine düşmüyorum.

Maalesef yapamam böyle bir şey.Soru: Gençleri yetiştirirken sizin de bir genç kız babası olduğunuzu es geçmeyelim.

Kaç yaşında oldu şimdi Nil?Savaş: Evet kızım 19 yaşına geldi.

Sen küçük hallerini biliyorsun.

Çok acayip, zaman çok acımasız.

Gerçekten çok acımasız yani bakıyorum inanamıyorum Nil'i öyle gördüğüme.

Çok çabuk geçti.

Üniversite talebesi oldu.

Birinci sınıfta.

Medya Görsel Sanatlar okuyor kızım.

Çok vicdanlı, duygusal, sosyal yanı çok güçlü bir evlat yetiştirdiğimizi düşünüyorum.

Onun için de karıma çok teşekkür ediyorum.

Onun da çok büyük emeği var.Soru: Fadime Hanım ile de 20 küsur yıl oldu değil mi evliliğiniz?

Bu da ayrı bir başarı aslında değil mi?Savaş: 25 yıl oldu.

Ben aslında böyle iyi görünüyorum ama evde zor bir adamım.

Ben akrep burcuyum.

Titiz bir adamım.

Evlilikteki en büyük şeyin uyum olduğunu anladım.

Birbirini anlamak...

Tabii ki sevgi, aşk, saygı, ok.

Ama eğer birbirini anlıyorsan, birbirine saygı duyuyorsan, birbirini değiştirmeye çalışmıyorsan, o zaman o evlilik iyi gidiyor.

Büyük bir şans benim için.

Eşim beni, benim işlerimi anlayan, akademinin başında olan bir iş kadını.Soru: Evlilikteki başarı için hep derler ki "İşi kapının dışında bırakıp öyle içeri gir." Ama sizde öyle bir şey mümkün değil galiba?Savaş: Yok değil.

O da artık sanatı öğrendi, sanatçıyı anlayabiliyor.

Öngörüsü çok kuvvetli bir kadın.

Beni yanlıştan döndürebiliyor zamanı geldiğinde.

Onun için çok şükür, böyle güzel, mutlu, huzurlu bir birlikteliğimiz var."Çok takipçisi olan her aktör ya da aktris çok iyidir diye bir şey yok"Soru: Sizce bugün sektörde takipçi sayısı yeteneğin önüne geçti mi?

Konservatuvarlı ustalar dijital işlerin süsü mü oldu?Savaş: Tabii bu çok konuşuluyor.

Şöyle bakmak lazım, aslında hiçbir şekilde 10 milyon takipçisi olan bir aktör ile 300 bin takipçisi olan bir aktör kıyaslanamaz. 10 milyon olan öbüründen iyidir diye bir şey yok.

Sayısı iyidir ama oyunculuk öyle bir şey değil.

Ama tabii özellikle dizi işinde takipçi sayısı çok önemli bir şey.

Reyting getireceğini düşündükleri insanlar onlar.

Ama bazen alıyorsun 10 ya da 3 milyon takipçisi olan kızı ya da oğlanı ama bakıyorsun olmuyor.

Anlatabiliyor muyum?

Onun bir dengesi olmalı.

Her çok takipçisi olan aktör ya da aktris çok iyidir diye bir şey yok.Soru: 60 yaşındaki Ragıp Savaş, seyircisine, sevenlerine, genç oyunculara, yeni yeteneklere ne söylemek ister?Savaş: Çok güzel şeyler söylemek isterim ama dediğim gibi şimdi çocuklar konservatuvara giriyor, mezun oluyor bir yerden.

Kadro sınavları yok, kadro açılmıyor.

Mecralar daralıyor.

Özel tiyatroların sıkıntıları malum.

Konservatuvar bitiren müzisyen ya da dansçı, balerin ya da oyunculardan bahsediyorum.

Genelinde bu sıkıntı var.

Yani artık biraz daha farklı yönetimsel şeylerle farklı alanlar açmak lazım ya da bu kadar konservatuvarları çoğaltmamak lazım mı özellerde?

Bir denge kurulmalı, çünkü çocuk umut, hayal eder, girer, bitirir.

Bitirdikten sonra bir şey yapamıyorsa onun için de çok acı bir süreçtir o.

Psikolojileri bozuluyor, bağımlılıkları artıyor çocukların.

Başka şeylere takılıyor, başaramadıklarını zannediyorlar.

Aslında başaramayanlar onlar değil.

Sistem başaramıyor, onları içine almıyor.

Dolayısıyla orada bir çalışma yapılmalı.

Dışarıdan mezun olup gelen oyuncu ya da sanatçı var ama sistem onları içine alamıyor.

Bunun bir döngüsü bir gerçekçiliği olmalı.

İlgili Sitenin Haberleri