Haber Detayı
Kurtulmuş: Daha zor, karmaşık ve çok krizlerle dolu bir döneme doğru gidecek gibi görünüyor
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, "Önümüzdeki dönem daha zor, daha karmaşık, daha kaotik, daha çok krizlerle dolu bir döneme doğru gidecek gibi görünüyor. Bu süreçte özellikle bizim içinde bulunduğumuz coğrafyanın dünyanın en zor bölgesi olduğu bir kere daha ayan beyan ortadadır" dedi.
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, sivil toplum kuruluşları temsilcilerine Meclis Tören Salonu’nda iftar verdi.
İftarın ardından kürsüden konuşan Kurtulmuş, Ramazan ayının başta Türkiye olmak üzere tüm İslam alemine hayırlar getirmesi temennisinde bulunarak şunları söyledi:- "Şu anda burada bu kadar rahat bir şekilde iftarlarımızı yaparken dünyanın birçok yerinde hemen yanı başımızda Gazze’den başlayarak en uzak ücra köşelere kadar maalesef Müslümanların zorluklarla, baskılarla, zulümlerle ve hatta büyük yokluklarla sofralarında iftar açmak durumunda kaldığını görüyoruz.- Değil sofralarında ne yiyeceklerini, sofralarındaki yemeği sağlık ve afiyet içerisinde yiyip yiyemeyecekleri bile şüpheli olan, hatta güvenlikleri bile olmayan yüz milyonlarca Müslümanın bulunduğunu da biliyoruz.
Allah bütün bu İslam coğrafyasına ve bütün insanlığa huzur ve barış getirsin."Önümüzdeki dönemde işlerin biraz daha karışacağını görüldüğünü belirten Kurtulmuş, şöyle konuştu:- "Her gün karşılaştığımız krizler daha sistematik krizler yumağı haline gelecek ve kaoslarla dolu, hatta kaosların yönetilmesine doğru dünyanın gideceği bir sürecin içerisindeyiz.
Bu sürecin başında olduğumuzu ifade etmek lazım.- Öncelikle şunu görüyoruz ki dünyada şimdiye kadar var olan uluslararası sistemin önce kurumları hak ile yeksan oldu.
Hiçbir uluslararası kurumun işe yaramadığı, hiçbir uluslararası kurumun kendi görevi olan alanlarda sorun çözme kabiliyetinin artık kalmadığı ayan beyan ortadadır.
Yüzlerce örnek var, anlatmaya gerek yok.
Amerika, İsrail, İran’a saldırıyor.""GÜCÜ VE SİLAHI OLAN VARSA ÇIKIYOR VE HERHANGİ BİR ÜLKENİN EGEMENLİK HAKLARINI İHLAL EDİYOR"Kurtulmuş, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:- "Birleşmiş Milletler Güvenlik Kurulu toplanıyor.
Toplandı mı?
Toplanmadı mı?
Dünya bunun haberinden bile haberi yoktur.
Toplansa ne, toplanmasa ne.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin aslında hiçbir anlam ifade etmediği, sadece kâğıt üzerinde bir kurumdan ibaret olduğu her geçen gün maalesef ortaya çıkıyor.
Bunları söylerken üzülerek söylüyorum.- Maalesef bunların hepsi kâğıt üzerinde birer kurum hâline dönüyor.
Adamın birisi kalkıyor, diyor ki: 'Ben bu sabah şu ülkeye gümrük duvarlarını şu kadar artırdım.' Yani Dünya Ticaret Örgütü vardı.
Hani dünya ticaretini dengeleyecek olan uluslararası bir kurum vardı.
O kurum yerlerde sürünüyor.
Bir başkası kalkıyor, UNESCO’nun bir yerine saldırıda bulunuyor.
Buna karşı alınacak hiçbir tedbir yok.- Filistin’de Filistinli mülteciler için kurulan okul bombalanıyor.
Birleşmiş Milletler’in ilgili kurumundan ses çıkamıyor.
Hatta ve hatta Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri bildiğiniz gibi geçtiğimiz dönemlerde Gazze’nin kapısında bekletiliyor.
Böylesine hemen hemen her kurumun fonksiyonsuz hale geldiği, hiçbir şekilde fonksiyon icra edemediği, kurumların kurumsal yapılarının yerle bir olduğu bir döneme doğru girmiş durumdayız.- Ayrıca sadece kurumlar değil, hemen arkasından buna paralel olarak özellikle Gazze’nin işgali ve soykırımla birlikte başlayan süreçte kurallar da yerle bir edilmiş vaziyettedir.
Ulusların egemenliği gibi uluslararası camianın en temel kurallarından birisi olan kural yerle bir edilmiştir.
Hiçbir ulusun egemenliği söz konusu değildir.- Gücü olan, bombası olan, silahı olan ve kural tanımıyorum diyecek kadar cesareti olan varsa çıkıyor ve herhangi bir ülkenin egemenlik haklarını ihlal ediyor.
Yakın çevremizde onlarca ülkenin egemenlik haklarının ihlal edildiğini görmüş olduk.
Daha geçenlerde Venezuela’da devlet başkanı eşi ile birlikte gece evinden alınıyor, başka bir ülkeye, hapishaneye atılıyor.- Ulusların egemenliği, insan hakları, temel değerler gibi insanlığın şimdiye kadar biriktirdiği uluslararası camianın bütün kuralları da yerle bir olmuş vaziyettedir.
Şimdi üçüncü seviyeye gelmiştir sıra.
Üçüncü seviyede de uluslararası ilişkilerin genel kabul görmüş olan terminolojisi yerle bir edilmek üzeredir.
Hatta yerle bir edilmiştir."İNSANLIK ADINA KENARINDAN TUTUNABİLECEĞİMİZ NEREDEYSE HİÇBİR KAVRAMIN KALMAYACAĞI BİR DÖNEME DOĞRU GİRİYORUZ"- Mesela orantılılık kavramı hepimizin bildiği, uluslararası alanda karşılıklı çatışmada kullanılan bir terimdir.
Yani birisiyle savaşıyorsan onunla savaşırken bile orantılı bir savaşın olması kabul edilir uluslararası hukuk bakımından ama şimdi orantılılık özellikle İsrail ve Amerika’nın elinde istediğinin üstüne istediği şekilde bombaları atabilmek, yıkım, katliam ve soykırımın yaldızlı sözleri olarak ortada duruyor.- Bir başka temel mesele insani ara kavramıdır.
Özellikle Gazze’deki sözde barışta bunu çok gördük.
İnsani ara savaşın devam ettiği noktada her iki taraf da anlaşır, üç gün, beş gün, on gün neyse bir ara verelim, yaralarımızı saralım, cenazeleri kaldıralım.
İnsani yardımlar varsa bunlar gerçekleştirilsin diye kullanılan genel kabul görmüş olan bir kuraldır.
Ama insani ara kavramı artık sadece güçlünün zayıfı ezmek için kullandığı bir araç haline dönüştürülmüştür.- Yine aynı şekilde meşru müdafaa kavramı.
Meşru müdafaa uluslararası hukukta bir haktır.
Ama bu meşru müdafaanın nasıl, ne şekilde kullanılacağı da uluslararası hukuk tarafından belirlenir.
Ama bunun da artık hiçbir önemi yoktur.
Kendisinin bir meşru müdafaa yaptığını söyleyen herhangi bir güç sahibi istediği şekilde hareket edebilmekte, rakibini, düşmanını, karşısındakini yok etmenin aracı olarak tırnak içinde söylüyorum meşru müdafaa kavramını kullanmaktadır.- Bu ve benzeri kavramların hemen hemen ortadan kalktığı, hiçbir anlamının bulunmadığı bir döneme doğru giriyoruz.
Bu arada son İran saldırısı sırasında yeni bir kavram da kullanıma sokulmuş, o kavram da değersizleştirilerek uluslararası literatürden artık çıkarılmaya başlanmıştır.
O da önleyici saldırı kavramıdır.- Önleyici saldırı bir ülkenin başka bir ülkeye ya da ülkelere çok sabit, kesin delillerle ve tatmin edici birtakım istihbarat bilgileri ile yıkıcı bir saldırıda bulunacağının tespit edilmesi üzerine, onlar saldırmadan gerçekleştirilen bir kavramdı.
Ama şimdi önleyici saldırı kavramı, tabirimi mazur görün, sokakta yanından geçerken 'bana yan gözle baktın' diyerek kavga çıkaran bir kabadayının kullandığı sokak literatürü haline dönmüştür.- Dolayısıyla önümüzdeki dönem maalesef bu ve benzeri terminolojinin de artık yok olacağı, hak adına, insanlık adına, hukuk adına, uluslararası camia adına kenarından tutunabileceğimiz neredeyse hiçbir kavramın da kalmayacağı bir döneme doğru giriyoruz."İÇ KALEYİ TAHKİM ETMEK SADECE BİR BİNA YAPMAK DEĞİL, GÖNÜLLERDEKİ KARDEŞLİĞİ TAHKİM ETMEKTİR"- Önümüzdeki dönem daha zor, daha karmaşık, daha kaotik, daha çok krizlerle dolu bir döneme doğru gidecek gibi görünüyor.
Bu süreçte özellikle bizim içinde bulunduğumuz coğrafyanın dünyanın en zor bölgesi olduğu bir kere daha ayan beyan ortadadır.- Türkiye olarak bizim bu bölgedeki bütün gelişmeleri çok yakından takip ederek ama bütün bu gelişmelere karşı hiçbir zaman savaş çığırtkanlığı yapmadan, krizden ve kaostan beslenen seslere, sözlere itibar etmeden barışı, adaleti, esenliği, dengeyi ve istikrarı ortaya koyacak fikirlerimizi her platformda anlatmaya devam edeceğiz.
Ama bunları dahi yüksek sesle yapabilmemiz için Türkiye olarak güçlü olmamız, ayağımızı yere sağlam bir şekilde basmamız lazım.- Güçlü olmak için bütün imkanlarımızı seferber etmek, bütün imkanlarımızdan en iyi şekilde istifade etmek durumundayız.
Bir ülkenin güçlü olmasıyla ilgili onlarca alan sayılabilir ama bizim gibi bir ülkenin güçlü olmasının sayılacak ilk alanı toplumsal dayanışma, milli dayanışmadır.- Yani saflarımızı sık tutarsak, aramızdaki kardeşliği ve kaderdaşlığı tahkim eder ve ebedileştirirsek, var olan farklılıklarımızı bir ayrışma vesilesi değil, birlik, beraberlik ve güç vesilesi olarak kabul edersek içeride toplumsal birliğimizi çok güçlü bir şekilde kurabiliriz.
Bu anlamda iç kaleyi tahkim etmekten kastımız budur.- İç kaleyi tahkim etmek sadece bir bina yapmak değil, gönüllerdeki kardeşliği tahkim ederek, güçlendirerek, demokrasimizi kuvvetlendirerek, kim ne söz söylüyorsa onun sözünü dinleyerek ve özellikle vatanseverlik ortak paydamızı kuvvetlendirerek iç kalemizi tahkim etmektir.
Bunları yapabildiğimiz takdirde Türkiye bu coğrafyada güçlü bir şekilde ayakta duracaktır."