Haber Detayı
Çocuğunuz yemek mi seçiyor? Gerçek sebep sandığınız gibi değil...
Akşam eve geldiniz, yorgunsunuz. Sofraya ne koyacağınızı düşünürken çocuklarınızdan biri “Mantı yapalım mı?” diye heyecanlanıyor, diğeri ise yalnızca makarna ya da patates kızartması istiyor. Aynı evde büyüyen çocukların yemek tercihleri neden bu kadar farklı oluyor? Cevap sizi şaşırtabilir…
Uzmanlara göre iyi haber şu: Çoğu çocukta yemek seçme davranışı geçici bir dönemden ibaret.
Doğru yaklaşım ve sabırla çocukların damak tadı zaman içinde genişleyebiliyor.
Bilim insanlarına göre insanlar bazı tatlara doğuştan yatkın geliyor.
Bebekler genellikle tatlı tada olumlu tepki verirken acı ya da keskin tatlara karşı daha temkinli davranıyor.
Bunun evrimsel bir nedeni olduğu düşünülüyor.
Tatlı yiyecekler enerji kaynağı olarak güvenli kabul edilirken acı tatlar geçmişte zehirli bitkilerle ilişkilendiriliyordu.
İlginç olan ise bu sürecin doğumdan bile önce başlaması.
Hamilelik sırasında annenin tükettiği yiyeceklerin aromaları amniyon sıvısına (Gebelik sırasında fetüsü çevreleyen, koruyan ve bebeğin içinde yüzdüğü berrak ve hafif sarımsı bir sıvı) geçebiliyor ve bebek bu tatlarla tanışabiliyor.
Araştırmalar, sebze ve baharatlı yemekleri daha sık tüketen annelerin çocuklarının ek gıdaya geçişte sebzeleri daha kolay kabul ettiğini gösteriyor.
Yani annenin mutfağı, çocuğun gelecekteki damak tadının ilk ipuçlarını verebiliyor.
Bazı çocukların roka, brokoli ya da greyfurt gibi yiyecekleri reddetmesinin arkasında genetik farklılıklar bulunabiliyor.
Araştırmalar toplumun önemli bir bölümünün acı tat bileşiklerine karşı daha hassas olduğunu ortaya koyuyor.
Bu kişiler lahana, karnabahar veya şekersiz kahve gibi yiyecekleri daha yoğun algılayabiliyor.
Benzer bir durum kişniş gibi bazı otlarda da görülüyor.
Bazı insanlar ferahlatıcı bulurken bazıları “sabun” tadı aldığını söylüyor.
Bunun nedeni koku algısını etkileyen genetik farklılıklar.
Ancak genler kader değil.
Pek çok yetişkin ilk başta sevmediği zeytini, kahveyi ya da acı biberi zamanla sever hale geliyor.
Bu da deneyimin en az genetik kadar güçlü olduğunu gösteriyor.
Araştırmalar çocukların yemek tercihlerini en çok günlük deneyimlerin şekillendirdiğini ortaya koyuyor.
Rus bilim insanı Ivan Pavlov’un ortaya koyduğu koşullanma prensibi insanlar için de geçerli.
Bir yiyecek olumlu bir deneyimle eşleştiğinde çocuk o yemeği daha çok seviyor.
Aileyle keyifli geçirilen bir akşam yemeği, park dönüşü içilen sıcak bir çorba ya da ebeveynin övgüsü bile bir yemeğin algısını değiştirebiliyor.
Tam tersine zorla yedirilen yemekler ters etki yaratabiliyor. “Sebzeni bitirmezsen tablet yok” gibi baskılar kısa vadede işe yarasa da uzun vadede isteksizlik oluşturabiliyhor.
Bu nedenle bazı çocukların evde yemediği yemekleri okulda veya arkadaş ortamında denemesi şaşırtıcı değil; sosyal ortam merakı ve taklit davranışını artırabiliyor.
Uzmanlara göre ebeveynlerin en sık yaptığı hata, çocuk bir yiyeceği reddettiğinde tamamen vazgeçmek ya da tam tersine zorlamak oluyor.
Oysa bir çocuğun yeni bir tadı kabul etmesi için bazen 10-12 kez hatta daha fazla deneme gerekebiliyor.
İlk seferde reddedilen bir yemek birkaç hafta sonra kabul edilebiliyor.
Bu nedenle önerilen yöntem baskı yapmak yerine fırsat sunmak.
Sebzeleri farklı şekillerde hazırlamak, tanıdık yemeklerle birleştirmek veya sofrada herkesin aynı yemekten yemesi önemli.
Makarna seven bir çocuk için sebzeli fırın makarna ya da yoğurtlu kabak mücveri gibi ara çözümler işe yarayabiliyor.
Uzmanlar ayrıca çocuk sağlıklı büyüyorsa yemek seçmenin çoğu zaman ciddi bir sorun olmadığını hatırlatıyor.
Çünkü damak tadı zamanla genişliyor; yemek alışkanlığı yalnızca genlerle değil, sofrada yaşanan tekrar eden deneyimlerle şekilleniyor.