Haber Detayı
Göç dalgası ve yine bahaneler!
Türkiye’de gündemin dış politikaya endeksli olarak şekil alması, Suriye’de Beşşar Esad’ın devrilmesinden bu yana, ‘coğrafya...
Türkiye’de gündemin dış politikaya endeksli olarak şekil alması, Suriye’de Beşşar Esad’ın devrilmesinden bu yana, ‘coğrafya kadersizliği’ biçiminde yaşanmaya devam ediyor.
Komşularımızda yaşanan her türlü olumsuzluk, önce göç tehdidi, ardından ekonomik zorluklar olarak kapıya dayanıyor.Bu kez AKP kurmayları da korkularını pek gizleyemiyor.
Konu enerji fiyatları, buna bağlı olarak gelecek zamlar ve de göç dalgası açısından değerlendiriliyor.
Onlara göre göç dalgası Suriye’de olduğu gibi yaşanmayacak.
İran’da eğer bir iç savaş çıkmazsa göç olmayacak.ABD ve İsrail’in İran’a saldırmasıyla başlayan savaş beşinci gününe girerken, iktidar kanadında önce ilgili bakanlar, ardından parti kurmayları düzeyinde değerlendirmeler ve toplantılar yapılmaya başlandı.
Parti kurmaylarının ilk değerlendirmeleri, savaşın süresi ve boyutuyla ilgili olarak ciddi endişe içeriyor.***Onlara göre; “Savaşın etkisi ve sonuçları, tarafların birbirine ne kadar zarar vereceğine bağlı olarak değişir.
İran yönetimi, orta yol bulma veya uzlaşma yoluna gitmez veya ABD ve İsrail’e beklenenden fazla zarar verirse, diz çöktürmeden bırakmazlar.Çünkü savaş öncesinde konuştuğumuz ABD’li temsilciler, belli bir kaybı göze aldıklarını dile getiriyorlardı.
İran’ın çevre ülkeleri de kapsayan saldırı tarzı, ABD tarafından daha sert şiddetle karşılık bulacaktır.
İşte asıl tehlike bu olur.Yeni dönem savaşları ‘uzaktan savaş’ şeklinde.
Noktasal zarar vermeye, hükümeti, rejimi, yönetimi değiştirmeye yönelik.
İran’ın daha sert bir refleks göstermesi, ABD’nin ülkeyi yakıp yıkması anlamına gelir ki; endişe verici olan bu.Şu anda savaşın direkt Türkiye’yi etkilemesiyle ilgili bir kaygı yok.
Ancak tüm olasılıklara göre hazırlıklar sürüyor.
Dediğimiz gibi şiddetin dozu artarsa o noktadan sonra bizim için de riskler başlar.
Öncelikle ekonomik açıdan sıkıntılar hissedilir.Bizim açımızdan göç dalgası bugün için risk oluşturmuyor.
Savaşın biçim değiştirmesi durumunda, ülke içinde iktidar yanlısı gruplarla muhalefet arasında çatışma başlarsa, etnik gruplar farklı oluşumlara giderse, işte göç dalgası o zaman başlar.
Suriye’deki gibi bir iç savaş olmazsa göç beklemiyoruz.Üsler açısından şimdilik risk bulunmuyor.
Bizdeki üs bölgeleri aktif değil.
İran açısından Körfez bölgesindeki üsler daha büyük tehdit.
Ayrıca Türkiye’nin dengeli politikası ve arabuluculuk anlayışı bizi savaşın dışında tutuyor.”***İktidar temsilcilerinin yıllardan beri süren ekonomik sorunları görmezden gelme halleri savaşla ortadan kalktı.
Açıktan kaygılarını dile getirirken ‘bir türlü düzeltilemeyen ekonominin’ başarısızlığını savaşa yıkmaya hazırlanıyorlar gibi.
Büyük olasılıkla önümüzdeki günlerde, ‘ekonomi tam düzelirken, İran savaşı her şeyi mahvetti’ biçiminde açıklamalara tanık olacağız.Şimdiden AKP Grup Başkanı Abdullah Güler, emeklilere bayram ikramiyesini attırmama gerekçelerini, daha dün başlamış savaşa bağladı bile.
Güler’in “Savaş riskinin meydana getirdiği petrol, doğalgaz fiyat artışları, diğer malum tedarik zincirlerinden kaynaklı pek çok sıkıntı var.
Dikkat etmeliyiz” sözleri bu yaklaşımı doğruladı.Oysa çok değil, bir gün önce iktidar medyası emeklilere yapılacak bayram ikramiyesindeki artışı, ballandıra ballandıra ‘müjde’ olarak sunmuştu.
Bu yaklaşım öngörüsüzlük değilse, savaş fırsatçılığı olarak değerlendirilebilir.Savaşla birlikte borsanın bir işlem gününde kaybının 400 milyar lirayı bulması yeterli mesaj oldu.
Aynı gün Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, “Böyle bir sürecin ortaya çıkaracağı ekonomik ve jeopolitik belirsizleri kimse taşıyamaz” sözleri de yeni dönem anlayışını gösterdi.Herkes hazırlansın, tüm antidemokratik uygulamalar, hukuk dışı kararlar, pazardaki salatalığın fiyatı, emekliye yapılamayan zam gibi her şeyin ‘savaşa’ bağlanacağı günler geliyor…