Haber Detayı
Firavun azdı ayağa kalk Türkiye
Firavun azdı ayağa kalk Türkiye
ABD mi İsrail, İsrail mi ABD üzerinde tahakküm sahibidir tartışmaları yaygındır.
Hangisi hükümdar, hangisi onun adına uzak karakol Firavun görevini ifa ediyor konusu akademik çalışmalara dahi girmiştir.
ABD’nin silah, finans ve siyasi desteği olmasa İsrail boğulur tezi doğrudur.
Peki, istisnaları dikkate almakla birlikte, İsrail ABD’ye bu derece muhtaç ise, Başkanları, Kongresi, Pentagon’u, medyası, üniversiteleri, sineması, bankaları neden İsrail konusunda kayıtsız şartsız taraftardır?
Netanyahu’nun zulmüne neden ortak olurlar?
Bunun iki sebebi var: Yukarıda saydığımız kurumlar dâhil ABD finans sistemini kontrol edenler İsrail’i kuran uluslararası Siyonist sermayedir.
Emperyalist tamah güdenlerle Siyonist tamah bir paranın iki yüzü gibidir.
Öyle iç içe geçmişler ki birinin düşmesi diğerinin tepetaklak olmasıdır.
İkisinin en çok itimat ettiği kumpas ve şantajı da kafi görmezler.
Bu rejimi sorgulayacak, sistemin dışında hareket edebilecek veya buna yeltenebilecek, bağımsız karar alabilecek potansiyele sahip şahsiyetler, şirketler, gazeteciler, profesörler, din adamları, sanatçılar, politikacılar hakkında dosya tutarlar.
KUMPAS, ŞANTAJ, PUSU… Epstein dosyaları bir örnektir.
Gönüllü devşirmeleriyle, iğdiş ettikleriyle veya devletine, milletine, toprağına şu veya bu sebepten mütevellit düşmanca duygular içinde olanların işbirliği ile farklı pusu, itibarsızlaştırma, kumpas ve şantaj metotları devreye girer.
Parayla, makamla satın alır.
İşe yaramadığı zaman suikastlar, katliamlar, işgaller, ablukalar, ambargolar, soykırımlar ve en nihayet hayâsız savaşlar devreye girer.
Zulmün arttığı, uluslararası hukukun çiğnendiği, eşkıyalığın ve orman kanunlarının yürürlükte olduğu bu hal ve şartlarda Trump ve Netanyahu eşkıya ve soykırımcı Firavunlarına karşı duracak bir Musa veya Musa’nın yanında duracak onurlu liderlere, milletlere, devletlere ihtiyaç var: Ne diyorduk; Filistin sadece Filistin değil!
Kayıtsız kalır, “Onlar Osmanlıyı arkadan hançerledi.”, “Yüreğimiz acıyor ama bizim savaşımız değil.” yalanlarına sarılırsanız, Lübnan düşer.
Lübnan sadece Lübnan değil, “Onlar Şii!”, “Onlar Suriye’de Sünni kardeşlerimizi öldürdü.”, “İsrail’i provoke ettiler.” yalanlarına sarılırsanız Irak düşer. “Irak bir diktatör (Saddam) tarafından yönetiliyor.”, “Sünnileri kayırıyor.”, “Şiilere zulüm ediyor.”, “BAAS’çı!”, “Kürtlere ve Türkmenlere baskı uyguluyor.”, “Nükleer ve kimyasal silah üretiyor.” yalanlarına sarılırsanız Libya, Mısır, Suriye düşer, “Suriye bir diktatör (Esad) tarafından yönetiliyor.”, “Alevileri kayırıyor.”, “Sünnilere zulüm ediyor.”, “BAAS’çı!”, “Kürtlere, Türkmenlere zulüm ediyor.”, “Kuzey Kore’yle nükleer tesis kuruyor.”, “Kimyasal silah üretiyor ve kullanıyor.” yalanlarına sarılırsanız İran ve Türkiye düşer. “İran sarıklı Mollalar tarafından yönetiliyor.”, “Sünnilere, Kürtlere, Belucilere, Araplara, laik kesimlere zulüm ediyor.”, “Komşu devletlere İslam Devrimi ihraç ediyor.”, “Bu savaş İsrail-ABD ile İran yani iki kötü arasında biz bir kötüyü diğerine karşı savunmak zorunda değiliz.” yalanlarına sarılırsanız sadece Türkiye değil tüm bölge düşer! ‘SÖYLENEN DOĞRUDUR ARZULANAN ŞERDİR’ Çok haklı ve geçerli eleştirileriniz olabilir, daha iyisini isteyebilir ve mevcut rejimleri değiştirmek isteyebilirsiniz.
Zira Firavun ve zulüm kimden gelirse gelsin ona karşı durmak haktır.
Ama ve lakin evet burada kalın ANCAK diyelim ve Hz.
Ali’nin hak sözünü tekrar hatırlayalım; “Söylenen söz doğru (haktır) ancak bununla arzulanan batıl ve şerdir”.
Bugün İran, bölge halkları, İsrail halkı, Asya, Avrupa, Afrika ve Amerika halkları şer, habis, iblisi ve âlemi cehennem ateşinde yakan ve yakacak olan iki sapığın tehdidi altındadır. “Firavun Tuğyan Etti Ya Musa Kalk” zamanıdır.
ATEŞE BENZİN DÖKENLER Firavunlar Irak’ı, Filistin’i, Lübnan’ı, Suriye’yi, Irak’ı, Yemen’i, Libya’yı yakarken zengin petro-dolar Körfez ülkeleri bu ateşi söndürmek yerine, kalkan olmak yerine, ellerindeki petrol ve finans gücünü Suudi Kralı Faysal Bin Abdülaziz Suud’un 1973 Suriye-İsrail Savaşında kullandığı gibi (bu tavrından dolayı 1975’te öldürüldü) kullanmak yerine yakanlara destek oldular, ateşe benzin döktüler, İsrail ve ABD’yi paraya boğdular, İsrail ve ABD’ye karşı direnenlere karşı fetva verdiler, lanetlediler.
Şimdi “İran ekonomik-finans kaynaklarımıza, petrol sahalarımıza, turizm gelirlerimize, kumar, fuhuş, para-aklama, haramilerin ve mafyaların güvenli limanı olmuş Dubai’ye, topraklarımızdaki ABD üslerine neden saldırıyor?
ABD bizi neden İsrail kadar korumuyor, bizi neden önemsemiyor?
Bizi neden yem ediyor?” Anlamaya çalışıyorlar.
TARAFSIZLIĞA DAHİ TAHAMMÜL EDEMİYORLAR Erdoğan iktidarı, bu savaşların en nihayet Türkiye’yi hedef aldığına müdrik oldular.
Hükümet medyasında ve açık destek veren mecrada, halen Şii düşmanlığında ısrarcı olan, laiklik kaygısıyla “Molla rejimi” düşmanlığı yapanlar veya “İran kendi etti kendi buldu” argümanlarına sarılanların olmasına rağmen, İran’a karşı başlatılan bu savaşa karşı bir duruş var.
Ancak hükümet tarafsız kalarak, Trump ve İran arasında arabuluculuk yaparak işi kotarabileceğini sanıyor.
Tarafsızlığına bile tahammül edemeyenler dün Türkiye üzerinde karabasan gibi duran Halk Bankası davasını tekrar ihya ederek kılıç çektiler.
DİNİ-İDEOLOJİK KILIF Tevrat, Hz.
Musa’nın Firavunla mücadele ettiği ve savaştığı, Firavunun köle ettiği Yahudi kavmini Mısır’dan çıkarıp özgürleştirdiğini, tüm bu hikâyelerin Mısır, Kenan (Filistin, Lübnan, Suriye) Irak, Anadolu coğrafyasında geçtiğini anlatır.
Bu yalanlarla Siyonizm ve onun teolojik yalanlarını kullanan Haçlılar ve emperyalizm coğrafyamızdaki siyasi, askeri ve ekonomik tamahlarına, işgal, talan ve hegemonyalarına dini-ideolojik kılıf buldular.
Bu hikâyeyi suiistimal ve istismar ederek tarihin en tımarhanelik ama en yıkıcı iddiasını egemen kıldılar.
Birçok yazımızda detaylı anlattık.
Tekrar hatırlatalım; Tevrat’taki Mısır güney Arabistan yarımadası bölgesinde (Yemen) varlık sürdüren El-Mısırıyım (Mısırlılar Zürriyeti) topluluğun adıdır.
Firavun bu topluluğun Şefi, Şeyhi, Emiri adına sınır bölgelerinden sorumlu komutan, vali, muhafızın adıdır.
Far-Oun bugün halen Arapçada, Türkçede ve İngilizcede kullandığımız FAR (uzak, uzağı gören, uzağı aydınlatan, uzak diyara güvenlik sağlayan demektir.
Arabaların lambalarına bu yüzden Far denilmiştir.
Oun ise yardımcı, el veren, hami, destek veren manasındadır.
Eski ve bugünkü iki Lübnan Maruni Katolik Cumhurbaşkanı Mişel ve Josef’in (Yusuf’un) soyadı Oun’dur.
Firavun, kutsal kitaplarda ve teolojik tefsirlerde zulmün, kibrin ve haddi aşmanın sembolü olarak geçer. “Ya Musa, kalk Firavun azdı (tuğyan etti)!” ifadesi, Kur’an’da Taha Suresi 24.
Ayet’te yer alır.
Allah, Hz.
Musa’ya, Firavun’un aşırı taşkınlık ve zulüm (azgınlık) yapması nedeniyle onu hakka davet etmek üzere ona gitmesini emreder.
Zulme karşı aktif mücadeleyi ve zalim otoriteye karşı durmayı simgeler.
Bakalım hükümetimiz çağımızın çocuk istismarcısı ve katili Firavunlara karşı ABD’nin en yakın müttefiki olan Suudi Kralı Kral Faysal gibi “Zulmünüze artık tahammül edilemez!” deyip, ateş Türkiye evine sıçramadan “Firavun azdı ayağa kalk ya Türkiye!” der mi?