Haber Detayı

Hakan Fidan Anlattı: İşte Adım Adım Gelen İran Saldırısı
Güncel gercekgundem.com
03/03/2026 22:24 (4 saat önce)

Hakan Fidan Anlattı: İşte Adım Adım Gelen İran Saldırısı

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, adım adım gelen iran saldırısını ve Tahran yönetiminin İsrail baskısını kırmakta nasıl eksik kaldığını anlattı.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, TRT Haber Özel Yayın'ında gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

Fidan’ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle:* Çok kritik günlerden geçiyoruz bölgemiz adına, özellikle.

Şu ana kadar bölgede son 20 yıldır büyük acılar, savaşlar yaşandı ve son yaşadığımız bu büyük savaş, İran'la olan savaş.

Tabii savaşın etkilerine baktığımız zaman İranla sınırlı kalmıyor.

Çok önceden de tahmin ettiğimiz gibi bölgenin tamamına yayılıyor.* İran'ın burada şöyle bir strateji izlediğini görüyoruz: Kendisine yönelik nihai bir saldırı değerlendirmesinde bulunduğu anda 'Ben gidersem bölgeyi de beraberimde götürürüm' stratejisiyle bölgedeki diğer ülkelere, özellikle enerji altyapılarına...

İran şunun çok iyi farkında; bölgedeki kritik ülkelerde bulunan enerji altyapılarının dünya ekonomisi için, istikrarı için, enerji güvenliği için ne kadar önemli olduğunu biliyor.

Buralara yönelik saldırılarını yapıyor.

Kendisi taarruza uğradıkça baskı unsurunu buradan oluşturmaya çalışıyor.* Şimdi tabii savaşın ne kadar süreceği ne olacağı meselesi tartışmalı bir konu, çeşitli değerlendirmelere açık bir konu.

Burada önemli olan şu; saldıran tarafların amaçları ne?

Neyi hedefliyorlar?

Burada iki tane ana amaç kümesi ortaya çıkıyor baktığınız zaman.

Birinci kümede; İran'ın sahip olduğu askeri yeteneklerin ortadan kaldırılmasıyla ilgili bir askeri profesyonel değerlendirme var. 'Bu amaca ulaşana kadar biz bu harekatı devam ettireceğiz' görüşü var.

Diğer taraftan da bir rejim değişikliğini hedefleyen bir askeri harekat perspektifi var.

Şimdi bu iki hedefe göre savaşın süresi değişir, şekli de değişir.

Yayılma tarzı, oluşturacağı riskler de değişir; bu ikisi çok farklı konsept.

Dolayısıyla biz şimdiden özellikle belli ülkelerle bir araya gelerek belli bir görüş oluşturup, daha kötüye gitmesini nasıl engelleriz, bununla ilgili çalışmalarımızı yapıyoruz.İSRAİL'İN MUAZZAM BASKISI* Körfez ülkeleri, büyük bir kısmı, yani bu savaşın çıkmaması için çok çalıştılar esas itibarıyla.

Yani ben yakından şahidim.

Saldırıdan bir saat öncesine kadar Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı savaşın çıkmaması için uğraşıyordu.

Yani aslında İran'ın lehine olacak bir noktada faaliyet gösteriyordu.* Ama buna rağmen İran'ın hiçbir ayrım yapmadan arabulucu Umman'ı, Katar'ı, Kuveyt'i, Bahreyn'i, Suudi Arabistan'ı, Birleşik Arap Emirlikleri'ni, Ürdün'ü; yani bütün buraları bombalaması bence inanılmaz derecede yanlış bir strateji.

Yani bölgedeki riski zaten çok ciddi yükseltiyor ama diğer taraftan kendisi perspektifinden bakıldığı zaman da son derece yanlış bir strateji.* Dostlarımız açısından baktığımız zaman da bizim de kendi stratejik değerlendirmemiz açısından İran adına yanlış bulduğumuz bir husus.

Yani kendisi bir savaş içindeyken, bir saldırı altındayken kendisine zararı dokunmayan üslerini, bölge hava sahasını saldıran taraflara açmamış, kendinde bulunan üslerden uçakların kalkmasına izin vermemiş, bunu önceden Amerikalılara ve İsraillilere deklare etmiş ve bir nevi bir nötrlük (tarafsızlık) politikası belirlemiş, bununla da yetinmeyip savaşın durdurulması için çalışmış bu ülkelere bu türden bir taarruz; tabii ki İran'ın aslında tehdit algısının nihai kertede ne derece ciddi olduğunu gösteriyor.

Dediğim gibi, yani temel strateji: "Eğer ben batacaksam benimle beraber bölgeyi de batırırım" stratejisi yani.SÜRECİ TEK TEK ANLATTI* Şimdi tabii burada dikkatli bir dil kullanmam lazım.

Çünkü çok yakından şahit olduğumuz konular var.

Bunlar hani mesleğimiz gereği bize emanet edilmiş konular ama kamuoyunun da bilgilendirilmesi gerekiyor.

Bu ikisi arasındaki bir dengeyi tutarak nasıl gidebileceğiz, bir deneyelim bakalım şimdi.* Şimdi birincisi, ocak ayında hava çok ısındı.

Yani gerçekten bir savaş tehlikesi vardı.

Yani bu noktada özellikle 27 Ocak günü Cumhurbaşkanımızın Sayın Trump'la yaptığı görüşme tarihi bir görüşmedir.

Yani o görüşmenin detaylarına girmek istemiyorum.

Yani o günlerde Amerika bir karar verme arefesindeydi, saldırıyla alakalı.* 30 Ocak'ta da biz İstanbul'da İran Dışişleri Bakanı Arakçı'yı ağırladık.

Yani Trump'la yaptığımız, Amerikalılarla yaptığımız görüşmelerde şunu gördük ki yani Amerikalılar çok ciddiler, bir karar baskısı altındalar.

Hatta bir gece beni aradılar yani böyle bir şey için.

Ben anladım ki o noktada bir sıkıntı var ocak ayı içerisinde.

Cumhurbaşkanımıza konuyu arz ettik.

Bir telefon görüşmesi de yaptık kendisiyle, Trump'la ayın 27'sinde.* O günler gerçekten çok karanlık anlardı. "Bu savaş çıktı, çıkacak; saldırı oldu, olacak..." Neyse, biz gittik Arakçı'yı getirdik.

Arakçı 30 Ocak'ta İstanbul'daydı.

Yaptığımız görüşmelerde bir formül geliştirdik.

Bunu hemen Amerikalıları aradım, söyledim.

Dedim ki: "Şu şartlarda bir görüşme aslında olabilir." Onun şimdi detayına girmek istemiyorum.

Yani ikiye böldük görüşme konularını.

Çünkü Amerikalılar 4 meseleyi aynı anda İranlılara dayatıp meseleyi çözmek istiyordu.

İranlılar da bunu istemiyorlardı.

Biz dedik ki; ikisini siz tartışın, ikisini de biz bölge ülkeleri olarak tartışalım.

Böyle bir aslında görüşme mimarisi önceden oluşturduk.* Bunu Amerikalılara anlattığımızda "Tamam" dediler. "Hemen de gelebiliriz" dediler aslında.

İranlı dedi ki: "Ya ben bir gideyim bunu kendi karar mercilerimden bir geçireyim." Sonuçta İranlı gitti, kendi karar mercilerinden geçirdi, eski formata döndü.

Hatta ben ama şunu gördüm: 1-2 gün içinde çıkması muhtemel savaş, bir müddetliğine durdurulmuştu.

Hatta o sırada yapılan mülakatta da bana sorulduğunda söylemiştim; şu an itibarıyla savaş yok.

En son herhalde 8-9 Şubat'ta bunu söyledim.

Savaş 28 Şubat'ta daha sonra çıktı. 6 Şubat'ta bir görüşme oldu Umman'da.

Daha sonra en son görüşme de 26 Şubat'ta Cenevre'de yapıldı.* Şimdi burada tabii kim haklı kim haksız görüşmeler açısından çok şeye gitmiyorum ama şu yapılmalıydı: Görüşmelerin en azından, karşı tarafın tutumu kabul edilmese de Amerikalılar "Tamam ben bu görüşmelerden çekiliyorum, benim istediğim sonucu vermedi" resmi beyanında bulunmalıydı.

Yani bu beyanda bulunmalıydı ki yani görüşme aslında usulüne uygun gitsin.* Ben iki tarafla da görüştüm en son 27 Şubat görüşmesinden sonra.

Yok, üç tarafla görüştüm tabii yani; İranlı, Arabulucu ve Amerikalılar.

Anladım ki şey, konu iyiye gitmiyor.

Şöyle, şimdi İranlıların kafasındaki çözüm şekli ve hızıyla Amerikalıların ihtiyacı olan hız, başta bir şey vardı, aynı değildi tabii yani orada bir sıkıntı vardı.

Ama günün sonunda biraz daha gidilseydi nükleer meselede arzu edilen sonuca ulaşılabilirdi diye düşünüyorum.* Ama ne kadar kolay olurdu onu tabii değerlendirmek şu anda mümkün değil.

Çünkü İranlılar bir şeyleri verme karşılığında birtakım şeyleri istiyorlar.

Onların verilebilirliği meselesi de ciddi bir zaman alacaktı.

Amerikalılar da burada askeri yığınaktan dolayı da bir zaman baskısı altında.

Bir taraftan da İsrail'in muazzam bir baskısı var.'İRAN BASKIYI İYİ OKUSAYDI...'Ben şuna inanıyorum; yani İranlılar aslında Başkan Trump'ın karşı karşıya bulunduğu karar baskısını iyi okuyup onun eline daha önceden bir şey verselerdi, İsrail'in baskısı bu kadar işe yaramayabilirdi.

Ama olan da hayır vardır diyelim.

Onlar farklı değerlendirdiler tabii durumu ve bugün işte 28 Şubat itibarıyla da savaş başladı.AYRINTILAR GELİYOR...

İlgili Sitenin Haberleri