Haber Detayı

'Kıyamet senaryosu gerçekleşirse tüm analizlerin çerçevesi değişir'
Ekonomi ekonomigazetesi.com
02/03/2026 13:10 (4 saat önce)

'Kıyamet senaryosu gerçekleşirse tüm analizlerin çerçevesi değişir'

ABD-İsrail ile İran arasındaki savaşı değerlendiren Finera Veri Analizi Genel Müdürü Mustafa Adıgüzel, en olası senaryonun uzlaşma olduğunu ancak zayıf da olsa kıyamet senaryosunun gerçekleşmesi durumunda petrolün 110 dolara çıkabileceğini ifade etti.

HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA Finera Veri Analizi Genel Müdürü Mustafa Adıgüzel, ABD-İsrail ile İran arasındaki savaşın Türkiye’ye olan etkilerini değerlendirdi.

Adıgüzel, en olası senaryonun uzlaşma olduğunu bildirdi.

Buna karşılık zayıf da olsa kıyamet senaryosunun gerçekleşme ihtimalinin bulunduğunun altını çizen Adıgüzel, Hürmüz boğazının mayınlanması halinde tüm hesapların değişerek petrolün 110 dolara çıkacağı öngörüsünde bulundu.

Mustafa Adıgüzel’in EKONOMİ için yaptığı analiz şöyle:  Hürmüz'de üç haftalık mühlet: Türkiye'nin risk haritası Orta Doğu'da her savaş haberi aynı soruyu getiriyor: "Yeni bir 1973 petrol krizi mi geliyor?" Bu kez de piyasalar o refleksle harekete geçti.

Ama sahadaki gerçeklik, manşetlerin anlattığından çok daha nüanslı bir hikâye sunuyor.

Ne tam bir kıyamet ne de Türkiye'yi teğet geçen bir fırtına.

Karşımızda, aktörlerin beka hesaplarıyla çizili sınırlar içinde kalan, ama bu sınırlar içinde bile ciddi maliyetler üreten bir gerilim yönetimi var.

Hürmüz kapalı mı, tedirgin mi?

Önce sahayı doğru okumak gerekiyor.

Hürmüz Boğazı şu an kapalı değil.

İran'ın telsiz anonsları ve gerilimin tırmanması, büyük denizcilik şirketlerinin geçişi kendi kararlarıyla askıya almasına yol açtı.

Bu bir tedbir, bir kapatma değil.

Boğazın gerçek anlamda kapanması ancak İran'ın boğaza giren gemileri doğrudan hedef alması ya da suları mayınlaması durumunda söz konusu olur ki bu, Tahran için geri dönüşü olmayan bir savaş ilanı demektir.

Burada kritik bir zaman tamponu devreye giriyor: Goldman Sachs raporlarına göre körfez ülkeleri ürettikleri petrolü yaklaşık 23 gün boyunca depolayabilecek kapasiteye sahip.

Yani fiili bir boğaz kapanması üç haftayı aşmadığı sürece, küresel arz zinciri bu şoku absorbe edebilir.

Gerçek tehlike eşiği, bu sürenin aşılması ve düşük ihtimal de olsa İran'ın Arap yarımadasındaki petrol altyapısını doğrudan vurmasıyla başlar.

O noktada "kıyamet senaryosu" dediğimiz tablo gündeme gelir.

Ancak her durumda küresel üretim dinamiklerinin çok değiştiğini, petrole bağımlılığın ciddi biçimde azaldığını da unutmamak gerek.

ABD ve küresel etki: Panikten uzak ama kayıtsız değil Washington cephesinde durum panikten uzak.

ABD'nin 435 milyon varil civarında devasa stokları kısa süreli fiyat şoklarını soğurabilecek kapasitede.

Üstelik Trump'ın bu harekâtı iç siyasi baskıyla şekillendirdiği, Kongre ve kamuoyu desteğini arkasına almadan yürüttüğü açık.

Yeni savaş yok taahhüdünü çiğnemeden güçlü lider imajı tazelemek isteyen bir yönetim, çatışmayı bir işgal operasyonuna dönüştürmekten kaçınır.

Vietnam ve Irak'ın siyasi hafızasını taşıyan Amerikan kamuoyu da buna izin vermez.

İran tarafında da rasyonel hesap aynı yöne işaret ediyor.

Tahran onlarca yıllık yaptırım deneyimiyle şekillenmiş, dış baskıya iç kenetlenmeyle yanıt veren bir yapıya sahip.

Topyekûn savaş, rejimin bekası için varoluşsal bir risk taşır.

İran için uzlaşma zayıflık değil, hayatta kalma stratejisi.

Dolayısıyla mevcut tablonun cezalandırma ve caydırma çerçevesinde kalıp diplomatik kanalların devreye girmesi, en olası senaryodur.

Çin safları seçiyor mu?

Kriz dönemlerinin bir diğer klişesi de Çin'in İran'ın yanında saf tutacağı beklentisidir.

Bu beklenti, ilişkinin doğasını yanlış okuyor.

Pekin ile Tahran arasındaki bağ, ideolojik bir ittifak değil; yaptırımlar nedeniyle iskontolu fiyatlanmış İran petrolüne dayanan pragmatik bir fırsat ilişkisidir.

Çin bu petrolü aldı çünkü ucuzdu, mecbur kaldığı için değil.

Dolayısıyla İran petrol akışının daralması Pekin için bir maliyet kalemi yaratır, varoluşsal bir kriz değil.

Rusya, Suudi Arabistan, BAE ve diğer Körfez üreticileri Çin'in enerji talebini karşılayabilecek kapasiteye fazlasıyla sahip; fiyat biraz daha yüksek olabilir, o kadar.

Çin'in İran için savaşacağı senaryosu hem stratejik öncelikleriyle hem de ekonomik hesaplarıyla çelişir.

Pekin için asıl kâbus farklı bir tabloda saklı: Hürmüz'ün gerçekten kapanması.

O noktada Körfez petrolünün de akışı durur ve Çin dahil tüm büyük ithalatçılar için enerji maliyetleri sıçrar.

Bu senaryo, Çin'i İran'ın yanına değil, boğazın bir an önce açılması için baskı yapan tarafın yanına iter.

Özetle: Küresel ölçekte bir petrol krizi yüksek ihtimalli değil, Çin'in angajmanı ise abartılıyor.

Ama bu durum Türkiye'nin fırtınadan etkilenmeyeceği anlamına gelmiyor.

Türkiye için sessiz ama çok katmanlı fatura Türkiye'nin bu krizden aldığı hasar dramatik değil, sinsi.

Ve tam olarak en kırılgan olduğumuz yerlere isabet ediyor.

Enflasyon ve faiz: TCMB'nin 2026 yılı için baz aldığı petrol fiyat tahmini varil başına 60,9 dolar.

Bu rakam, yılın geri kalanında enerji kaynaklı dezenflasyonun programa katkı yapacağını varsayıyordu.

Kriz sonrasında Brent Petrol 75-80 dolar arasında seyrediyor ve jeopolitik baskı bu seviyeyi bir süre daha yukarıda tutabilir.

Bu fark önemsiz değil.

Pompa fiyatlarından nakliyeye, üretim maliyetlerinden elektriğe uzanan geniş bir kanaldan içerideki fiyatlama davranışları bozulur.

Enflasyonda %16 hedefi çok zor bir hedefti; petrolün 60 dolar yerine 75-80 dolarda kalması bu hedefe ulaşmayı neredeyse imkânsız kılar, yüzde yirmi dördün altına inmeyi ise kayda değer ölçüde zorlaştırır.

Bu koşullar altında, şubat enflasyonunun da %3’ün üzerinde geleceğini dikkate alırsak, TCMB’nin faiz indirimlerinin artık kolay olmadığı gerçek.

Reel sektör: Akaryakıt maliyetinin yükselmesi, beklentilerin bozulması ve faiz indirimlerinin ötelenmesi reel sektör için en olumsuz tablo.

Uzun süredir dezenflasyon politikası nedeniyle zorluklar yaşayan reel sektör için vaat edilen rahatlama dönemi yine ötelenmiş görünüyor.

Finansman maliyetleri yakın zamanda gevşemeyecek, maliyetler artmaya devam edecek.

Döviz kuru: TCMB, olası kur atağına karşı hafta sonu önlem aldı.

Bu önlemler kurda dramatik bir kopuşu engellese de sınırlı bir baskı kaçınılmaz.

Fon çıkışı kadar kritik bir diğer konu hane halkının döviz talebini önleme çabası.

Ancak Türkiye’de kişiler ve kurumlar dövizin yerine altını ikame etmiş durumda.

Bu nedenle döviz talebi sınırlı kalabilir.

Fakat dövizin sınırlı artışı enflasyon için iyi haber olsa da, reel sektör için olumsuz bir durum.

Maliyetleri artan, faizin düşmediği, enflasyon beklentilerinin bozulduğu ortamda kurun sınırlı artması ihracatçı için son derece olumsuz bir tablo.

Körfez sermayesi ve ihracat: Son yıllarda Körfez ülkeleriyle derinleşen ekonomik ilişkiler, Türkiye'nin önemli bir dış kaynak ve pazar bağlantısı haline geldi.

Bölgesel belirsizliğin arttığı dönemlerde yatırım kararları ertelenir, ihracat siparişleri düşer.

Bu etki sessiz ilerler ama birikimli olarak ağır basar.

Turizm: İranlı turistler Türkiye için son derece önemli bir gelir kaynağı; özellikle sınır illerimiz ve İstanbul için bu akışın ekonomik önemi küçümsenmemeli.

Bir yanda zaten baskı altındaki iç talep, öte yanda turizm sezonuna girişte İranlı ve Arap turistlerin güvenlik kaygısıyla rotasını değiştirmesi, döviz girdisinde öngörülmeyen bir daralma yaratır.

Turizm Türkiye'nin en güçlü doğal hedge mekanizmalarından biridir; bu mekanizmanın teklediği bir tabloda kur baskısı artar.

Kıyamet senaryosu Eğer o zayıf ihtimal gerçekleşir, İran Hürmüz'ü mayınlar ve Körfez'deki petrol altyapısını vurursa işte o zaman analiz çerçevesi değişir.

Petrol 110 dolar bandına çıkabilir.

Risk primleri fırlar.

Döviz kuru başta olmak üzere tüm makro göstergelerde sert bozulmalar yaşanır.

O noktada kontrollü gerilim söylemi anlamsızlaşır.

Bu durum düşük bir ihtimal olsa da gerçekleşmesi durumunda etkisi son derece yıkıcı bir risk.

Dolayısıyla şirketlerin risk analizlerinde bu senaryoya karşı aksiyon planı oluşturmaları şart.

Sonuç Türkiye bu krizden doğrudan yaralanmıyor.

Ama enflasyonda, faizde, turizmde, Körfez fonlarında ve ülke riskinde eş zamanlı ve birikimli baskıyla karşı karşıya.

Asıl tehlike manşetlerdeki savaş değil, bu sisli havanın makro programın güvenilirliğine verdiği sessiz hasardır.    

İlgili Sitenin Haberleri