Haber Detayı

AVRUPA BİRLİĞİ: KURULUŞUNDAN DAĞILMAYA DOĞRU (4) Barış diyerek yola çıktılar, savaşın esiri oldular
Ali rıza taşdelen aydinlik.com.tr
02/03/2026 11:32 (4 saat önce)

AVRUPA BİRLİĞİ: KURULUŞUNDAN DAĞILMAYA DOĞRU (4) Barış diyerek yola çıktılar, savaşın esiri oldular

AVRUPA BİRLİĞİ: KURULUŞUNDAN DAĞILMAYA DOĞRU (4) Barış diyerek yola çıktılar, savaşın esiri oldular

Avrupa’da sistemin kendisi bir kriz içine girmiştir.

Artık sistem içinde kalarak ve neoliberal programlar uygulayarak bu krizden çıkmak imkânsız duruma gelmiştir.

İflas eden geleneksel partiler ve son dönemde iktidara gelen küreselci liderler, sistemi devam ettirmek için iflas etmiş kemer sıkma programlarından başka bir çıkış yolu sunamıyor.

Bu programlara göre; kamu harcamalarını kısmak gerekir, sağlık, eğitim ve sosyal alanlarda bütçeden kesintiler ve halka uygulanan vergi oranlarını artırmayı gündemlerine alırlar.

Bunu uygulamak kolay olmaz; halk isyan eder, greve gider, yürüyüş yapar.

Devletin polis ve askeri de copunu ve gaz bombalarını kuşanarak halkın üzerine yürür.

İşte Avrupa’da son 10-15 yıldır yaşanan budur: Brüksel, Berlin ve Paris’te traktörleriyle caddeleri dolduran çiftçiler; alım gücünün yükseltilmesi için sokağa çıkan işçiler, memurlar ve işsizler; mezarda emeklilik yasalarına karşı ayaklanan emekliler, iyi ve kaliteli bir eğitim için okullarını işgal eden öğrenciler, öğretmenler.

Artık sistem kısır bir döngü içindedir.

Yönetilemeyen ekonomi siyasi krize dönüşür.

Yatırım ve üretim düşer, büyüme durur ve ülke resesyona yani durgunluğa girer.

Aynı dönemde; Avrupa’da, özellikle neoliberal, küreselci iktidarlara karşı mücadele eden milliyetçi/vatansever partilerin yükselişine tanık oluyoruz.

Yeni bir saflaşma yaşanıyor: Küreselciler ve vatanseverler saflaşması.

Bu durumun; dünyadaki Atlantikçiler ile Avrasyacılar saflaşmasının doğal bir yansıması ve sonucu olduğunu söyleyebiliriz.

AB, ABD’NİN DENETİMİNDE EMPERYALİST BİR PROJE Avrupa Birliği (AB) bir barış projesi olarak serüvenine başlamıştı.

ABD’ye karşı bir Birlik, dolara karşı avroyu güçlendirecek ve Avrupa’yı bir kutup yapacaklardı.

Öyle olmadı olamazdı; çünkü AB emperyalist bir projeydi.

Üstelik başından beri inşa sürecinde ABD’nin yönlendirmesi vardı.

ABD denetiminde ve onun savaş makinası NATO’nun Afganistan’da, Irak’ta, Suriye’de, Libya’da, Afrika’da ve son olarak Ukrayna’da olduğu gibi onun işgalci ve saldırgan planları içinde yer alıyordu.

Avrupa devletlerinin bu Amerikancı ve NATO’cu politikaları devletlerin ulusal karakterlerini zayıflattığı gibi ağır ekonomik sonuçları oluyordu.

UKRAYNA SAVAŞIYLA ZİRVE YAPAN MİLLİYETÇİ YÜKSELİŞ İşte 2010’lardan sonra iflas eden küreselci neoliberal sisteme karşı ülkesinin egemenliğini savunan ve Atlantikçilerin “aşırı sağ” dedikleri milliyetçi partiler (örneğin Almanya Alternatif Partisi -AfD) ortaya çıkmaya ve var olanlar da (Örneğin Marine Le Pen’in Ulusal Birlik Partisi-RN) kabuk değiştirerek büyümeye başladı.

Bu süreç Ukrayna savaşıyla daha da hızlandı.

Bu partiler, Avrupa’yı savaşın eşiğine getiren, ABD ve NATO’ya peşkeş çeken küreselci liderlere karşı mücadeleyi yükseltiler.

Ukrayna’ya silah verilmesine, çılgınca silahlanmaya ve asker gönderilmesine karşı çıktılar.

Rusya ile dostluk temelinde diyalog kurulması ve savaşın sona erdirilmesi için mücadele ediyorlar.

Diğer taraftan bu partiler, emperyalizmin kirlerini taşımakta.

Örneğin göçmenler konusunda aşırıya kaçan tutumları ve Filistin halkına soykırım yapan İsrail ile olan ilişkileri.

Diğer taraftan, kendi deyimleriyle Brüksel diktatörlüğüne, ABD denetimine ve NATO’ya karşı ülkelerinin ulusal bağımsızlığını savunuyorlar.

AB’NİN ÇÖKÜŞÜNDE UKRAYNA SAVAŞI DÖNÜM NOKTASI Batı (ABD ve Avrupa) Ukrayna savaşı başlamadan önce zaten bir ekonomik kriz ve borç batağı içindeydi.

Ukrayna savaşı Avrupa’da yaşanan krizi daha da derinleştirdi.

Avrupa’nın küreselci liderleri son dört yıldır Rusya’ya karşı ABD ile Ukrayna’yı silahlandırarak savaştan beslendiler.

Fakat bu savaş onları inanılmaz bir siyasi krize sürükledi.

Artık ülkelerini yönetecek hükümetler bile kuramıyorlardı.

Fransa buna örnek 2 yılda 4 hükümet.

Almanya’da Merz hükümeti kurulduktan 3-4 ay sonra halkın desteğini yitirdi.

Bu küreselci liderler: Ukrayna konusunda ABD’nin peşine takıldılar.

Rusya’yı karşılarına aldılar.

ABD politikası olarak NATO’nun doğuya doğru genişletme ve Rusya’yı kuşatma planı çerçevesinde 2014’de Ukrayna’da faşist bir darbe ile iktidar değiştirilmişti.

Kırım’ın Rusya’ya katılmasıyla ABD ve Avrupa Rusya’ya karşı yaptırımlar başlattı ve Rusya ile ticaret sona erdi. 2022 Ukrayna savaşıyla yaptırımlar doruğa çıktı ve Rusya gazı kesti.

Avrupa görülmemiş bir enerji kriziyle karşılaştı.

Uyguladıkları yaptırımlarla Rusya’ya darbe vuracaklarını sandılar.

Şimdi bunun bedelini halka ödetiyorlar.

Zaten kriz içinde kıvranırken bunu daha da artırdılar.

Yaşanan enerji ve gıda krizi yaşamın her alanını etkilemiş durumda.

Küçük, büyük patronlar “imdat batıyoruz” diye feryat ediyor.

Enerji maliyetlerinin yükselmesiyle birlikte sanayi yatırımları durma noktasına geldi.

Bu yüzden fabrikalar kapanmaya veya enerjinin ucuz olduğu ülkelere özellikle de ABD ve Çin’e kaçmaya başladı.

Patronlar feryat ediyorlarsa halkın geri kalan kesimleri tam bir çıkmaz ve çaresizlik içindedir.

AB ülkelerinin Rusya ile ekonomik ilişkilerini koparmasının bedeli ağır olmuştur.

Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Aleksandr Gruşko'ya göre, “Avrupa blokunun Rusya ile ticari ve enerji işbirliğinin durdurulmasının ardından toplam kayıpları 1 trilyon avroyu aştı.” Gruşko, Izvestia gazetesine yaptığı açıklamada, “2013 yılında iki taraf arasındaki ticaret hacmi 417 milyar avroya ulaşmıştı. 2024 yılında bu rakam 60 milyar avroya düştü ve bugün sıfıra doğru gidiyor” açıklamasında bulundu.

KRİZDEN ÇIKIŞ YOLU OLARAK SİLAHLANMA Batı dünyası ve tabi bunun en büyük parçası Avrupa bugün kelimenin tam anlamıyla ekonomik, siyasi ve askeri kriz içinde bulunuyor.

Sistem içi ekonomik programlarla 50 yıldır birikmiş ve kangren olmuş bu sorunların çözülmesi mümkün görünmemektedir.

Avrupa ülkeleri sorunlarını ancak bir devrimle çözebileceği sürece girmişlerdir.

Tekelci burjuvazi ve onların siyasi temsilcileri küreselci liderlerin yani Macron’ların, Merz’lerin, Starmer’lerin bugün içine düştükleri telaşın nedeni budur.

Yarattıkları Rusya öcüsüyle silahlanmayı ülkelerinin kamuoyunun önüne koymuşlardır.

Avrupa özgün anlamda “üretim” trenini kaçırmıştır. “Rus tehdidi” bahanesiyle sanayisini askerileştirme ve silah üretimini sanayinin merkezine koymayı ve “üretimi artırmayı”, “istihdam yaratmayı” hedeflemektedir.

Avrupa son bir yıldır bir silahlanma çılgınlığı içinde.

Silah sanayini geliştirerek bu krizden çıkmanın yolunu arıyorlar.

Silah üretimini artırmanın kılıfı ise yaratılan ‘Rusya öcüsü’: “Rusya Avrupa kapılarına dayandı”, “Rusya bize saldıracak”, “üç dört yıl içinde bir savaşa hazır olmalıyız” gibi savaş çığırtkanlığı yapılmakta.

Fransa, Almanya, İngiltere, Polonya Cumhurbaşkanları, başbakanları ve bakanları Rusya’ya karşı bu psikolojik savaşın başını çekiyor.

Fransa Genelkurmay Başkanı General Fabien Mandon’u piyasaya sürerek, halkı ikna etme çabaları çok ilgi çeliciydi: 1 Eylül 2025’de göreve gelen Mandon, Ekim ayında milletvekillerinin önünde yaptığı konuşmada “Rusya ile üç dört yıl içinde bir çatışma riskinin olduğunu” söylemişti.

Daha da önemlisi “Belediyeler Birliği”de yaptığı konuşmada “Rus tehdidine karşı çocuklarımızı kaybetmeye hazır olun, silah üretimi için ekonomik olarak acı çekmeye hazır olun” diyordu.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’nin “Avrupa'yı Yeniden Silahlandırmak” planını Mart 2025’te 27 Üye ülkenin devlet ve hükümet başkanları tarafından kabul edildi.

Leyen’nin son günlerde dile getirdiği silahlanma planı dört yıl içinde 800 milyar avroluk bir yatırımı içeriyordu.

Kâğıt üzerinde alınan bu kararlar ülkelerin içinde bulunduğu ekonomik gerçekliğe uymuyor.

Özellikle Avrupa’nın silahlanması konusunda başı çeken Almanya’nın yaşadığı ekonomik durgunluk ve Fransa’nın %100'ü aşan kamu borcu silahlanma için kaynak sorusunu gündeme getiriyor.

İlan edilen yüz milyarlarca avro nereden bulunacaktır?

Vergileri artırmadan, sağlık, eğitim ve sosyal alanda kamu harcamalarını kısmadan bu mümkün müdür?

Bütün bunlar halkın birikimlerinin yağmalanacağını gösteriyor.

Silahlanma planını ancak sosyal haklara saldırarak ve bunun yükünü işçi sınıfına, emekliye ve çiftçiye yükleyerek hayata geçirebilir.

Bunun da ülkede geniş halk kitlelerinin isyanına yol açabileceğini söylemek kehanet olmayacaktır.

ABD’YE TESLİMİYET SÜRÜYOR ABD ile AB arasındaki çatışma giderek büyüyor.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland'ı “ele geçirme” de gösterdiği kararlılık karşısında Avrupalı liderler bir sarsıntı geçirerek, başlangıçta kararsız ve dengeci bir politika izlediler.

Son olarak Trump’ın Grönland’ı ele geçirmesine karşı çıkan Avrupa ülkelerine ek gümrük tarifesi uygulayacağını açıklaması ile birlikte seslerini yükseltmeye başladılar.

Fakat, kararlı bir tutum alacak ve kendi topraklarını savunacak güçleri yok.

Sadece kuru ve havada kalan açıklamalarda bulunuyorlar.

Trump’ın Avrupa’ya karşı tutumu bir saldırganlığa dönüşmüştür.

NATO dağılmanın, AB çöküşün eşiğindedir.

Atlantik kampında stratejik bir kırılma yaşanıyor.

Söz konusu olan Avrupa Birliği ve NATO üyesi olan Danimarka’ya bağlı özerk bir adanın ele geçirilmesi.

Atlantik sisteminde ilk defa bir NATO ülkesi diğer bir NATO ülkesi topraklarını işgal edeceğini ve ele geçireceğini söylüyor.

AB İÇİNDE BÖLÜNMELER AB krizlerin yarattığı depremden çıkış yolu ararken kendi içinde bölünmeler yaşıyor.

Yukarıda belirttiğim gibi Milliyetçiler ile küreselciler arasındaki bölünme artık çok net.

Milliyetçi liderlerin iktidarda olduğu Macaristan, Slovakya ve Çek Cumhuriyeti AB’nin küreselcilerine kök söktürüyor.

Fransa ve Almanya’da Milliyetçi partiler küreselci hükümetleri zorluyor ve iktidara daha yakınlaşıyor.

İşler o kadar sarpa sardı ki küreselciler de kendi aralarında bölünüyor.

Fransa-Almanya motoru artık işlemiyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Macron ile Almanya Başbakanı Merz arasında anlaşmazlıklar gerilime dönüşmüş durumda.

Diğer taraftan Almanya İtalya’ya yöneliyor; AB içinde yeni bir Berlin-Roma ekseni oluşuyor.

ÇÖZÜM AVRASYA’DA Artık yolun sonuna gelinmiştir.

Avrupa bir yol ayrımındadır.

Önünde iki yol vardır.

Ya dünya ekonomisinin kalbinin attığı ve yeni uygarlığın yükseldiği Asya’ya yönelecek; Rusya ile dost olarak ucuz enerji alacak ticaretini geliştirecek, Kuşak Yol projesine üye olarak Çin ile aralarına bir köprü kuracak, ya da ABD’nin peşinde Atlantik’in derin sularında boğulacak, ABD’nin sıvılaştırılmış kaya gazını 3-4 kat daha fazla para ödeyerek alacak ve yaşadığı enerji krizini daha da derinleştirecek.

Asya’ya yöneliş Avrupa’nın geleceği açısından kaçınılmaz.

Bu sürecin de başladığını görüyoruz.

Alexandre Lemoine, observateur-continental.fr sitesinde “Batı, ABD karşısında Çin’in korumasını arıyor” başlıklı yazısında “Uluslararası ilişkiler sisteminin işleyişinde süregelen belirsizlik ve özellikle ABD yönetiminin öngörülemezliği bağlamında, Batı ülkeleri liderleri dış politika ve dış ekonomilerini Doğu’ya yöneltiyor” diyor.

Ekonomik açıdan Çin’e yönelen Avrupa, Ukrayna çukurundan da ancak Rusya ile diyalog içinde çıkabileceklerini gördüler.

Pekin’e ilk yolculuğu yapan Fransa Cumhurbaşkanı Macron bu konuda da ilk adımı atarak Avrupa’nın Rusya ile diyalog başlatmasını istedi.

İspanyol El Pais gazetesine verdiği röportajda, “Rusya ile birlikte Avrupa’da yeni bir güvenlik mimarisi inşa etmemiz gerekecek…Coğrafyamız değişmeyecek.

Hoşumuza gitse de gitmese de Rusya yarın da orada olacak.

Ve kapımızın önünde bulunuyor.” dedi.

Kısaca, ya Atlantik’te ölümünü bekleyen bir hasta gibi fişinin çekilmesini bekleyecek ya da “Avrupa”yı Asya’ya kavuşturarak Avrasya’da hayat bulacak.

İlgili Sitenin Haberleri