Haber Detayı

İstanbul Barosu Başkanı Kaboğlu'ndan, Kenan Şener'in gözaltına alınmasına tepki: 'Bu hukuk dışıdır!'
Siyaset cumhuriyet.com.tr
01/03/2026 17:39 (2 saat önce)

İstanbul Barosu Başkanı Kaboğlu'ndan, Kenan Şener'in gözaltına alınmasına tepki: 'Bu hukuk dışıdır!'

İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Özden Kaboğlu, ANKA Haber Ajansı Genel Yayın Yönetmeni Kenan Şener’in gözaltına alınmasına ilişkin, Kimse görevini yaptığı için, gazeteci gazetecilik yaptığı için, haberi kamuoyuyla paylaştığı için, avukat savunmanlık görevini yaptığı için, belediye başkanları başkanlık görevini yaptığı için herhangi bir biçimde tutuklanamaz, gözaltına alınamaz dedi.

İstanbul Barosu tarafından Türk Ceza Kanunu'nun kabulünün 100. yılında “Yüz Cumhuriyet Yılının Türk Ceza Hukuku Birikimi: Toplumsal Etkiler, Kazanımlar Haklar ve İhlaller” başlıklı sempozyum düzenlendi.

İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda düzenlenen toplantıda açılış konuşmasını Baro Başkanı İbrahim Özden Kaboğlu yaptı.

KENAN ŞENER'İN GÖZALTINA ALINMASINA TEPKİ ANKA Haber Ajansı Genel Yayın Yönetmeni Kenan Şener’in gözaltına alınarak Adana’ya götürülmesine ilişkin ajansa değerlendirmede bulunan Kaboğlu, Anayasa ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun kişilerin ifadelerinin alınması, yakalanması, gözaltına alınması ve tutuklanması için ayrıntılı ve somut kurallar koyduğunu belirterek, son yıllarda, özellikle de son bir yılda ifadeye çağrıldığında gelebilecek kişilerin işyerlerine ya da evlerine, yatak odalarına kadar uzanan baskınlarla yakalandığını, gözaltına alındığını ve tutuklandığını söyledi.

Kaboğlu, “Bunlar hukuk dışıdır” dedi.

Kaboğlu, şunları kaydetti: “Kimse görevini yaptığı için, gazeteci gazetecilik yaptığı için, haberi kamuoyuyla paylaştığı için, avukat savunmanlık görevini yaptığı için, belediye başkanları başkanlık görevini yaptığı için herhangi bir biçimde tutuklanamazlar.

Bu şekilde gözaltına alınamazlar.

Herkes suç işleyebilir, kuşku yaratabilir fakat bunun yolları vardır.

Anayasa ve yasalar bunun usullerini açıkça öngörmüştür.

Bu usullerin dışına çıkılmaması gerekiyor.

Çıkıldığı an bu belirlenmiş usullerin dışına çıkanların yine Anayasamız ve yasalarımız çerçevesinde sorumlulukları doğar.

Bu sorumluluk düzeneklerini de işletmek gerekir, Anayasa'yı ve hukuku ihlal etmeyi alışkanlık haline getiren görevliler karşısında.

Ankara’dan Adana’ya götürülmesi ya da Ankara’dan İstanbul’a getirilmesi ya da İstanbul’dan Ankara’ya götürülmesi… Bunlar da hukuk sistemimizin tamamen yasakladığı hususlardır.

Bu da aslında uygulamanın, bu yapılan işlemlerin ne denli keyfi olduğunu göstermektedir.

Bu tür keyfi işlemlere derhal son verilmelidir.” Kaboğlu, panelde yaptığı konuşmada ise anayasal ceza hukukunun yalnızca Anayasa’da açıkça yazılı hükümlerle sınırlı olmadığını belirterek, “Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan ‘anayasanın sözü ve ruhu’ kavramı, açıkça yazılı olmayan ceza hukuku ilkelerini de kapsar.

Bu nedenle anayasal ceza hukuku, yazılı normların ötesine geçen bir alana sahiptir” dedi.

Türk Ceza Kanunu’nun 1926 yılında yürürlüğe girdiğini hatırlatan Kaboğlu, 1961 Anayasası’nda hak ve özgürlüklere ilişkin önemli güvenceler getirilmesine rağmen bu değişikliklere uyum yasalarının tamamlanmadığını söyledi.

Bu nedenle TCK’nin 141, 142 ve 146. maddelerinin uygulamada kaldığını ifade etti.

Kaboğlu, 1971 Anayasa değişikliğiyle hak ve özgürlükleri sınırlayan düzenlemelere uyum yasalarının ise daha hızlı çıkarıldığını belirtti.

Benzer bir durumun 1982 Anayasası sonrasında da yaşandığını kaydeden Kaboğlu , “Hak ve özgürlükleri daraltan ve devlet organlarının yetkilerini artıran anayasal hükümlere uyum yasaları 1982-83 yıllarında hızla gerçekleştirildi” dedi. 1995’te yapılan ve hak ve özgürlükler alanında kapsamlı değişiklikler içeren anayasa değişiklikleri ile ceza kanununun uyumlu hale getirilmediğini belirten Kaboğlu, ceza mevzuatının anayasal güvencelerle tam uyumunun sağlanamadığını ifade etti.

ANAYASA'NIN ÖZGÜRLÜKLERİ EN GENİŞ BİÇİMDE YORUMLAYAN HÜKÜMLERİNİN UYGULANMASI İÇİN ORTAK BİR HUKUK MÜCADELESİ GEREKİYOR Kaboğlu, 2001 Anayasa değişikliklerinin kapsamlı ve özgürlükçü olduğunu, bu değişikliklere uyum için çalışmaların başlatıldığını ancak 2002’de parlamentodaki çoğunluğun değişmesiyle uyum yasalarının çıkarılamadığını söyledi.

Kaboğlu, ceza kanunları ile anayasa arasındaki ilişkinin bu açıdan önem taşıdığını vurguladı.

Ceza hukuku ile anayasa hukukunun iç içe geçtiğini belirten Kaboğlu, Türk Ceza Kanunu’nun 299. maddesini örnek gösterdi.

Maddenin uzun süredir tartışmalı olduğunu ifade eden Kaboğlu, 2017 anayasa değişikliğiyle hükümet sisteminin değiştiğini, buna rağmen “cumhurbaşkanına hakaret” suçlamalarının yaygın biçimde uygulanmaya devam ettiğini belirtti.

Kaboğlu, Gezi davalarının sürdüğünü hatırlatarak, hükümeti ortadan kaldırma suçlamalarıyla yargılananlarla, daha sonra sistem değişikliğini gerçekleştirenler arasında doğrudan bir ilişki bulunmadığını savundu.

Bunun da anayasa hukuku ile ceza hukuku arasındaki gerilimin bir başka örneği olduğunu ifade etti.

İstanbul Barosu davasında ise dört ayrı anayasa aykırılığı iddiası ileri sürüldüğünü belirten Kaboğlu; görevden alma işlemi, yargılamanın Silivri’de yapılması, Terörle Mücadele Kanunu’nun 7/2 maddesi ve “dezenformasyon” düzenlemesini örnek gösterdi.

Dezenformasyon maddesinin düşünce ve ifade özgürlüğü üzerinde baskı aracı olarak kullanıldığını savundu.

En çok ihlal edilen anayasa hükümlerinin başında kişi özgürlüğü ve güvenliğini düzenleyen 19. maddenin geldiğini belirten Kaboğlu, kitlesel gözaltı ve tutuklamalara dikkati çekti.

Silivri’de 9 Mart’ta duruşmaları başlayacak olan 400 kişiden 396’sının tutuksuz yargılanması gerektiğini savunah Kaboğlu, Can Atalay kararında ortaya çıkan Anayasa Mahkemesi ile Yargıtay arasındaki görüş ayrılığına da değindi.

Anayasa Mahkemesi’nin özgürlükçü yorumuna rağmen kararın uygulanmadığını belirten Kaboğlu, bunun açık bir anayasa ihlali olduğunu söyledi.

Ceza hukukçuları, anayasacılar, insan hakları uzmanları ve avukatların birlikte çalışması gerektiğini ifade eden Kaboğlu, “Anayasa'nın özgürlükleri en geniş biçimde yorumlayan hükümlerinin uygulanması için ortak bir hukuk mücadelesi gerekiyor” dedi.

Kaboğlu, ceza kanununun günün kent yaşamı, çevresel kamu düzeni ve kent suçları karşısındaki etkinliğinin de tartışılması gerektiğini belirterek, “Yüz yıllık birikimi değerlendirirken asıl sorumuz, bugün karşı karşıya olduğumuz hukuksuzlukları nasıl aşacağımız olmalıdır” diye konuştu.

İlgili Sitenin Haberleri