Haber Detayı

İki farklı dünya aynı sahnede
Cumhuriyet pazar cumhuriyet.com.tr
01/03/2026 11:55 (2 saat önce)

İki farklı dünya aynı sahnede

Çocukluk düşlerini sahnede gitar soloları atmak süslerken kendisini elinde batonla buluvermiş şef Musa Göçmen. Ancak bu onun için düşleirn ertelenmesi değil, yalnızca evrilmesi anlamına geliyordu. Göçmen, Senforock ile artık senfoninin çok sesli yapısıyla rock müziğin isyankâr melodilerini aynı sahnede buluşturuyor. Ve o artık sahnedeki coşkusuyla “Uçan Şef” olarak anılıyor.

Metallica’dan AC/DC'ye Deep Purple'dan Queen'e büyük rock gruplarının eserlerini, 40 kişilik dev bir senfoni orkestrası ile yorumlayan orkestra şefi Musa Göçmen, Senforock isimli konserlere gelenlere tam anlamıyla sıradışı bir deneyim sunuyor.

Müziğin yıllar içinde yerleşmiş kalıplaırnı yıkıp melodiler arasında bağlantı kurmayı hedefleyen Göçmen, Senforock ile 21 Mart’ta AKM’de dinleyicisinin karşısına çıkmaya hazırlanıyor. “Uçan Şef” lakaplı müzisyen ile yaşamöyküsünün satır başlarını konuştuk. - Yalnızca bir tahmin ama sanırım küçüklüğünüzde bir orkestra şefi olarak anılmaktansa rock yıldızı olmayı düşlüyordunuz.

Sizi batonla buluşturan yol nasıl çizildi?

Doğru tahmin.

Çocukluğumda sahneye baktığımda gördüğüm şey smokin değil, özgürlüktü.

Rock müziğin o başkaldıran ruhu, özellikle Anadolu’nun içinden gelen bir çocuk için çok çekiciydi ama aynı zamanda çok sesli müziğin matematiği, orkestranın kolektif aklı beni büyüledi.

Baton aslında bir tercih değil, bir köprüydü.

Rock yıldızı olma hayalim ile senfonik disiplin arasında bir köprü.

Şeflik benim için otorite değil, enerjiyi yönlendirme sanatı.

Elimdeki baton bir değnek değil, bir kıvılcım çubuğu ve sahnedeki coşkuyu ateşliyor. - Peki Senforock nasıl ortaya çıktı?

Türkiye’de senfoni orkestrası uzun yıllar belli bir çevrenin müziği gibi algılandı, rock ise başka bir mahallenin.

Oysa müzik, mahalle sevmez.

Ben bu iki dünyayı aynı sahnede buluşturduğumda şunu gördüm: Aslında o kadar da uzak değiller.

Beethoven’ın devrimci ruhu ile Metallica’nın isyanı arasında düşündüğümüzden daha az mesafe var.

Senforock da bu farkındalığın sahneye yansıması. - Dediğiniz gibi senfoni orkestrasının “görkemli ve disiplinli” yapısı ile rock müziğin 'asi ve kaotik' ruhunu birleştiriyorsunuz.

Bu iki zıt dünya aynı sahnede çarpıştığında, ortaya çıkan şey bir uzlaşı mı yoksa bir savaş mı?

Ben buna savaş demem.

Bu bir diyalog.

Çarpışma değil, gerilim.

Sanat zaten gerilimden doğar.

Senfoni orkestranın disiplini, rock’ın kaosunu boğmuyor ona bir çerçeve veriyor.

Rock da orkestranın ağırbaşlılığını sarsıyor, ona kan pompalıyor.

Ortaya çıkan şey uzlaşma da değil, yeni bir kimlik. - Metallica, AC/DC, Queen gibi devlerin eserlerini 40 kişilik bir orkestrayla yorumlarken rock’ın o ham ve kirli enerjisini senfonik bir şıklıkla nasıl dengeliyorsunuz?

Düzenleme yaparken en büyük tehlike, rock’ı sterilize etmek.

O kirli ton, o distortion hissi, aslında bir ruh hali.

Ben orkestrasyonu yaparken yaylıları bazen pürüzsüz değil, bilinçli olarak sert yazıyorum.

Bakır üflemelilerde agresif ataklar kullanıyorum.

Ritim grubunu orkestranın arkasına saklamıyorum, önüne koyuyorum.

Senfoni burada süs değil, büyüteç.

Rock’ın enerjisini daha da görünür kılan bir büyüteç. - Sizin için “Uçan Şef” ve “Rockstar Şef” tanımları yapılıyor.

Klasik müzik dünyasından nasıl tepkiler aldınız?

Başta mesafeli bakanlar oldu elbette.

Klasik müzik dünyası doğası gereği gelenekçidir ama ben hiçbir zaman klasik müziğe karşı bir isyan içinde olmadım.

Aksine, onu daha geniş bir kitleye ulaştırmak için uğraştım.

Bu bir evrim. 19. yüzyılda şefler bugünkü gibi değildi; zamanla değiştiler. 21. yüzyılda sahne dili de değişiyor.

Ben smokinimi çıkarıp deri ceket giydiğimde müziği hafifletmiyorum, sahneyi çağın diliyle konuşur hale getiriyorum. ‘UÇMAK ZİHİNSEL BİR HÂL’ - Bu arada Uçan Şef lakabınız nereden geliyor?

Sahnede müziğin enerjisiyle adeta yerden kesildiğim anlardan.

Gerçek anlamda zıpladığım, havada yakalandığım fotoğraflar oldu.

Ama aslında “uçmak” zihinsel bir hâl.

Seyirciyle aynı frekansta buluştuğunuzda hep birlikte yerden kesiliyorsunuz. - Senforock’ın klasik müzik dinleyicisine rock’ı, rock dinleyicisine ise senfoniyi sevdirme gibi gizli bir misyonu var mı?

Gizli değil, açık bir misyon.

Ancak didaktik değil. “Şimdi size kültür aşılıyorum” demiyoruz.

Sahnede Queen çalarken orkestranın içindeki fagotu fark eden bir rock dinleyicisi, bir gün bir senfoni konserine gelir.

Veya Mahler dinleyen biri Metallica’nın armonik zenginliğini keşfeder.

Köprü kurmak, taraf seçmekten daha kıymetli. - Sizce 21. yüzyılda senfonik orkestralar hayatta kalmak için biraz 'rock’n roll'a mı ihtiyaç duyuyor?

Hayatta kalmak için değil de canlı kalmak için.

Orkestralar müze değil, yaşayan organizmalar.

Genç kuşakla bağ kurmak zorundalar.

Bu bazen rock olur, bazen film müzikleri, bazen elektronik müzikle iş birlikleri.

Ancak özü kaybetmeden.

Senfoni orkestranın gücü, esnekliğinde. - Repertuvar seçerken bu şarkı senfoniyle asla olmaz dediğiniz ama sonunda sizi şaşırtan bir eser oldu mu?

Evet.

İlk başta bazı AC/DC parçaları için tereddüt ettim. “Bu kadar yalın bir riff senfonide çalışır mı?” diye düşündüm ama doğru orkestrasyonla o minimal yapı devasa bir enerjiye dönüşebiliyor.

Bazen en sade şarkı en güçlü senfonik malzemeyi sunuyor.

Orkestrasyonları yazarken bu hiç senfoniye uygun değil dediğim ama sonucu inanılmaz olan eserler ortaya çıktı.

Ramstein’dan Du Hast ve Pantera Walk, tabii bizden de Erkin Koray - Akrebin Gözleri... - Ekelemek istediğiniz...

Son olarak şunu söyleyebilirim: Cumhuriyet’in kurduğu kültür politikası, çok sesli müziği bu topraklara bir ideal olarak bıraktı.

Ben o ideali günümüzün enerjisiyle buluşturma çabasındayım.

Eğer bir genç sahneden inerken “Orkestra da rock kadar heyecanlıymış” diyorsa doğru yoldayız demektir.

K-POP VE RAP - Genç kuşaklar K-pop, rap gibi akımlara ilgi gösteriyor.

Bu türlere yönelik senfonik projeler tasarlıyor musunuz?

Müzik sosyolojiyi takip eder.

Rap’in ritmik dili, K-pop’un prodüksiyon gücü senfonik yapılarla buluşabilir.

Zaten hip-hop altyapısında kullanılan pek çok armonik unsur çoksesli müzikten geliyor.

Gençlerle konuşmanın yolu onların müziğini küçümsemek olmamalı, onunla temas etmek.

Evet, bu alanlara da bakıyorum ama yüzeysel bir trend takibi nden çok gerçekten müzikal karşılığı olan projelerle.

SANAT DEVİNİM İSTER – Senforock dışında da pek çok konsept projeye imza attınız.

Bu projeleriniz de sürüyor mu?

Elbette.

Senfonik projelerden çocuklara yönelik çoksesli gösterilere, tematik konserlerden yeni bestelerime kadar pek çok üretim devam ediyor.

Çünkü benim için müzik tek bir başlık altında kalamaz.

Senforock bir yüzüm ama bütünüm değil.

Sanat, sürekli devinim ister.

Ben de o devinimin içinde kalmaya çalışıyorum.

İlgili Sitenin Haberleri