Haber Detayı
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Yazıcı, 28 Şubat postmodern darbesini değerlendirdi Açıklaması
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı, Siyasi ve Hukuki İşler Başkanı Hayati Yazıcı, "Darbeciler hemen hemen her darbe sürecinde yaptıkları fiili legalize etmek için İç Hizmet Kanununun 35. maddesini gerekçe göstermişlerdir.
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı, Siyasi ve Hukuki İşler Başkanı Hayati Yazıcı, "Darbeciler hemen hemen her darbe sürecinde yaptıkları fiili legalize etmek için İç Hizmet Kanununun 35. maddesini gerekçe göstermişlerdir.
Yani bir kanunun maddesine dayanarak Anayasa'yı rafa kaldırmışlar.
Temizlik yaptık, bütün bunları kaldırdık.
Hiç kimseye mevzuatımızda böyle bahane üretecek bir düzenleme bırakmadık." dedi.AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Yazıcı, 28 Şubat postmodern darbesinin 29. yılı dolayısıyla AA muhabirine açıklamalarda bulundu.Ülkenin önemli bir kesimi için 1997 yılını "kabus dolu yıllar" olarak nitelendiren Yazıcı, diğer darbelere kıyasla 28 Şubat postmodern darbe sürecinin, fiilen askeri yönetimin iktidara el koymadığı ancak dolaylı olarak devletin yönetim şemasını oluşturan hemen hemen bütün kademeler üzerinde muazzam bir baskı uygulanan bir süreç olduğunu ifade etti.Yazıcı, toplumun birlik ve bütünlüğünü zedeleyici akıl almaz, hukuk ve ahlak dışı bir uygulama sürecinin yaşandığını hatırlatarak, o dönemde bu uygulamalara karşı olan kesimlerin daha dikkatli ama kararlı biçimde bir duruş sergilediğini söyledi."Mahkemelere yazılı talimatlar vermek şeklinde anormal uygulama süreçleri vardı"Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın o dönemde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak görev yaptığını hatırlatan Yazıcı, şunları kaydetti:"O süreçlerde asker kesimin hemen hemen her alana yazı yazmak, telefon etmek suretiyle müdahil olduğunun şahitlerinden birisiyim.
Mahkemelere yazılı talimatlar vermek, sonuçlarından kendilerinin bilgilendirilmesini istemek şeklinde anormal uygulama süreçleri vardı.
Tabii bunların hepsi üzüntü verici.
Üzüntü veren de siyasi rekabet dolayısıyla mevcut iktidara karşı olan kesimin de bu hukuk dışı, demokrasi dışı tutumlara karşı ya sessiz kalması ya da konuşmaları gerektiği yerlerde onları onaylayıcı tutum sergilemeleri oldu.
Bu da Türk toplumunun, Türkiye demokrasisinin standardı açısından son derece üzüntü verici.""Amaç; hem belediye başkanlığını sona erdirmek hem de daha ileri aşamada bir pozisyon edinmesinin önünü kesmek"Vesayetçi yapıların, millet egemenliğinden yana duruş sergileyen aktörleri çok yakinen takip ettiğini ve onları tuzağa düşürmek için bahaneler ürettiğini, aradığını aktaran Yazıcı, "İşte Genel Başkanımız, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın o süreçte Siirt'teki konuşması da bu anlattıklarımın somut bir uygulaması.
Suç teşkil edecek hiçbir söylem olmadığı halde, 'Minareler süngü, kubbeler miğfer; Camiler kışlamız, müminler asker' şeklinde Ziya Gökalp'e ait bir şiirden alıntı yapmak suretiyle konuşmasını süslemiş olmasını bahane ederek, 'suyu bulandırdın' der gibi onu Diyarbakır'da mahkum ettiler." dedi.Yazıcı, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a 10 ay hapis cezası verildiğini hatırlatarak, şöyle konuştu:"Sicil kaydı yoksa bizim ceza yargılama pratiğine göre ertelenebilecek nitelikte böyle bir cezanın ertelemesini de yapmadılar.
Onun hem belediye başkanlığını sona erdirmek hem de daha ileri aşamada bir pozisyon edinmesinin önünü kesmek amacıyla bunu bir projeye dönüştürdüler.
Cezanın infaz edildiği Pınarhisar Cezaevi dahil oralardan da takip etmek suretiyle 28 Şubatçı zihniyet hep Genel Başkanımızı çok yakinen takip eder oldu.
Ama onun her zaman metanetini koruduğunu gördüm, gözlemledim.
Mutlaka hak üstündür, eninde sonunda bu haksızlık sona erecek.
Hak egemen gelecek.
Hep buna inandık.
Yeri geldiğinde bunları hep tekrarladığına şahitlik ettik. ve o süreci yine milletin desteğiyle aştık ve o vesayetçi yapıları da milletten aldığımız güçle tasfiye ettik.
Türkiye'yi bu illetten kurtardık.""Hiç kimse hak ve özgürlüğü ortadan kaldırıcı eylem ve işlem yapmaya kalkışma cesareti gösteremez"Demokrasiyi içselleştirmiş ülkelerde, uluslararası dokümanlarda, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde bütün hak ve özgürlüklerin negatif ve pozitif haklar diye sınıflandırıldığına işaret eden Yazıcı, ama bunlar arasında mutlak bir ayrım olmadığını ifade etti.Bu hak ve özgürlük kategorilerinin demokrasiyi kabul etmiş ülkelerde ihlal edilmeyeceği yönünde bir kanaat olduğunu belirten Hayati Yazıcı, şu değerlendirmelerde bulundu:"Cumhuriyet döneminde bazı kesimlerin devletin temel nitelikleri arasında yer alan laiklik kavramını, din ve ifade özgürlüğünün güvencesi olmanın ötesinde, dini inançları gereği sosyal yaşamları, giyim tarzlarına da müdahaleye varıncaya kadar dokunma fırsatı verdiğini düşünenlere karşı elbette ki bunu koruyucu mekanizmaları, mevzuat gerekliyse mevzuatta ihya etmek ve hayata geçirmenin gerekli olduğu yönünde düşünceler var.
Ama hiç kimse artık bunu tersine döndüremez diye düşünüyorum.
Bütün bunlara karşın tabii Türkiye'nin pratiği önemli."Eğitim öğrenim hakkının engellendiği 1997, 1998 ve devam eden yıllarda avukatlık yapıyorduk.
Avukat arkadaşlarımızla birlikte bu tür fiillerin mağduru konumundaki öğrenciler başvuruyordu veya veliler geliyordu.
Biz de bunların hakkını aramak için üniversitelere, fakültelere gidiyorduk.
İçeri alınmıyordu.
Diyorduk ki 'Böyle bir uygulama olamaz.
Herhangi bir mevzuatta yüksek öğrenimde olan öğrencilerin bu tarz giyimlerini önleyici, eğitim öğrenim hakkını ortadan kaldırıcı bir tutum içerisine giremezsiniz.
Mevzuatta da yeri yok.' Kimileri 'Var' diyordu. 'Nerede var?' diye sorduğumuzda, 'O laiklik kavramında 'mündemiç' diyorlardı.
Böyle bir şey olabilir mi?
Bir yasak, çok açık, aleni olması lazım.
Biz, o süreçleri yaşayan, siyasetimizin temelinde milletin yer aldığını söyleyerek yürüyüşümüzü sürdüren AK Parti kadroları olarak liderimizin öncülüğünde bütün bu alandaki yasaklamaları, fiili durumları ortadan kaldırdık.
Hukuksal bir zemine oturttuk."Yazıcı, toplumda bu ayrışmayı önlediklerini belirterek, temel hak ve özgürlükleri önemsemek, bu konuda zulme maruz kalmış kesimleri korumak ve haklarını iade etmek suretiyle yürüyüşlerini sürdürdüklerini söyledi."Hiç kimse bir daha hak ve özgürlüğü ortadan kaldırıcı herhangi bir mülahaza ile eylem ve işlem yapmaya kalkışma cesareti gösteremez." diyen Yazıcı, Türk Ceza Kanununda bunların bir yaptırımı olduğunun altını çizdi.""Toplumsal bütünlüğü bozan geçmişten bu yana devam eden uygulamaları tasfiye ettik"AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Yazıcı, 28 Şubat postmodern darbesinin Türkiye'ye en büyük etkisinin ne olduğuna yönelik soruya, "Toplumu bölmüştür." diyerek yanıt verdi.28 Şubat postmodern darbesinin, laiklik kavramının amacı, esas anlamı dışında yorumlamak suretiyle araçsallaştırdığını ve travmatik fiiller icra ederek bölünmeye yol açtığını dile getiren Yazıcı, AK Parti kadrolarının milletle de bütünleşerek bir taraftan Türkiye'nin imarını gerçekleştirirken bir taraftan da toplumsal bütünlüğü bozan geçmişten bu yana devam eden uygulamaları tasfiye ettiklerini, birlik ve bütünlüğünü pekiştirdiklerini anlattı.Türkiye'nin hemen hemen her 10 yılda bir darbe teşebbüsüne maruz kaldığına değinen Yazıcı, "Darbeciler hemen hemen her darbe sürecinde yaptıkları fiili legalize etmek için TSK İç Hizmet Kanununun 35. maddesini gerekçe göstermişlerdir. 'İç Hizmet Kanunu 35. madde, Cumhuriyeti koruyup kollama görevini de Silahlı Kuvvetlere vermiştir' demek suretiyle ama mantıksal olarak baktığınız zaman bunun çok absürt bir savunma olduğunu görüyorsunuz.
Yani bir kanunun maddesine dayanarak Anayasa'yı rafa kaldırmışlar.
Biz temizlik yaptık, bütün bunları kaldırdık.
Hiç kimseye mevzuatımızda böyle bahane üretecek bir düzenleme bırakmadık." ifadelerini kullandı."Esas olan milletin egemenliği" diyen Yazıcı, Türkiye Yüzyılı çerçevesinde hep birlikte yürümeye devam edeceklerini söyledi.""Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge" çalışmalarına da işaret eden Yazıcı, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun "Terörsüz Türkiye" hedefi kapsamında hazırladığı raporun kamuoyuyla paylaşıldığını ve çok önemli mesafe alındığını dile getirdi."???????AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Yazıcı, "Birlik ve bütünlüğümüze musallat olmuş bu terörist alanı da 'Terörsüz Türkiye' haline getirmek, bölgemizi keza 'Terörsüz Bölge' haline getirmek suretiyle bu coğrafyada güçlü bir Türkiye, hem milletimiz için hem bölgemiz için hem de dünya için güven unsuru olmaya devam edecek." değerlendirmesinde bulundu.