Haber Detayı
Halkın devletten asıl talebi altyapı değil, eşit yurttaşlık
Erdem “Eşitsizlik ekonomiyle değil haysiyetle ilgilidir. Demokrasinin esası hukuk ve ahlaktır” dedi. Türkiye’de “biz” diye yola çıkan siyasetçilerin iktidara gelince “ben”e dönüştüğü tespitini yaptı.
MEMDUH BAYRAKTAROĞLU / NEFESTürk siyasetinin yaşayan hafızalarından, 1940’lardan 1980’lere kadar devletin ve demokrasinin merkezinde yer almış, 3 kez bakanlık görevi yüklenmiş (Çalışma Bakanlığı, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı) Ali Naili Erdem ile yaptığım uzun söyleşi, Türkiye’nin siyasi tarihini liderler üzerinden değil, “insan” kavramı üzerinden okuyan çarpıcı bir demokrasi muhasebesi sunuyor…17 Şubat 1927 doğumlu Erdem’in tanıklığı; Atatürk’ten İnönü’ye, Bayar’dan Menderes’e, Demirel’den Özal’a uzanan geniş bir zaman aralığında, Türkiye’nin temel meselesinin aslında “iktidar değişimi” değil, “insan yerine konmak” olduğunu ortaya koyuyor…DEMOKRAT PARTİ’YE YÖNELİŞ: İSİM DEĞİL, İSTİKAMETErdem’in 1950’lerde Demokrat Parti’ye katılışı, bugünün siyaset diliyle değil, dönemin yoksulluk ve itibar arayışı üzerinden anlam kazanıyor…O günün CHP yönetiminde vatandaşın devlette “itibar görmek” için parti kaydına ihtiyaç duyduğunu söylüyor…“İnsan yerine konmak” ifadesi, dönemin toplumsal psikolojisini özetleyen anahtar cümle.Adnan Menderes’in kendisine sorduğu “Benimle nereye kadar yürür?” sorusu, Erdem’e göre davanın kişisel sadakat değil, istikrar ve inanç meselesi olduğunu gösteriyor ancak…Bu “dava” kavramı zamanla özgürlük idealinden iktidar hırsına evrilebilen bir siyasal dile de dönüşebiliyor.DEMOKRASİ: SAYI DEĞİL, AHLÂK MESELESİErdem’in en çarpıcı tespiti şu:“Demokrasinin esası sayısal değildir; hukuksal ve ahlaksal bir kavramdır...”Sandığın tek başına demokrasiyi tanımlamadığını, asıl meselenin hukuk ve karakter olduğunu vurguluyor…Bu noktada İsmet İnönü’nün kendisine verdiği “Türkiye’nin bir numaralı meselesi kişiliktir” cevabını aktarıyor...Ekonomi, ideoloji, slogan…Hepsinin önünde “kişilik” sorunu duruyor...Bu çerçevede Türkiye’de liderlerin çoğunun “kendini aşamadığına” dikkat çekiyor…Başlangıçta “biz” diye yürüyen siyasetçilerin, iktidara geldikten sonra “ben”e dönüştüğünü; dışlananların iktidara geldiğinde dışlamayı yeniden ürettiğini anlatıyor…“BİZ DE İNSANIZ” TALEBİ1961’de Foça’da bir yurttaşın kendisine söylediği “Ankara’ya söyleyin, biz de insanız” cümlesi, Erdem’in hafızasında bütün vaatlerin önüne geçiyor...Ona göre Türkiye’de halkın devletten asıl talebi altyapı değil, eşit yurttaşlık…Çocukluk yıllarındaki tren yolculuklarında “boş ama dokunulmaz” vagonlarla koridorda yatan köylüler arasındaki farkı hatırlatıyor ve şöyle diyor:“Eşitsizlik sadece ekonomiyle değil, haysiyetle ilgiliydi…”.DP iktidar olduğunda, Kaymakam’ın kapısını tekmeleyerek içeri giren köylüyü, “bu kapı devletin kaymakamının kapısı; saygılı ol” diye uyarınca aynı köylünün, “ben cumhuriyet ilanından beri devletin bu kapılarından içeri giremedim” deyişini hatırlatıp, devletle temasın halk için nasıl bir eşik olduğunu gösteriyor...Demokrasi, Erdem’e göre vatandaşın o kapıdan eğilmeden geçebilmesidir…ORDU, SİLAH VE KIRILGAN DEMOKRASİ1960’lar ve 70’ler, Erdem’in anlatımında silah gölgesindeki bir demokrasinin hikâyesi...Talat Aydemir girişimleri (22 Şubat 1962, 21 Mayıs 1963), Ali Fuat Başgil’in silah tehdidi altında adaylıktan çekilmesi ve 12 Eylül öncesi yapılan uyarılar, askerin siyasetten tam anlamıyla ayrıştırılamadığını ortaya koyuyor…4 Eylül 1980 gecesi eşiyle birlikte konuk olduğu, dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin kendisine yaptığı, “Kenan (Evren) Paşa müdahale hazırlığında” uyarısını Demirel’e ilettiğini ancak bunun ciddiye alınmadığını söylüyor...Ona göre bazı tarihsel kırılmalar, “bir cümle” ile yön değiştirebilecek kadar kritik anlarda yaşandı…İNÖNÜ VE DEVLET TERBİYESİErdem, İnönü’nün Meclis’e gösterdiği saygıyı ve kriz anlarında sorumluluk alma refleksini özellikle vurguluyor…1961’de Adalet Partisi grubuna giderek “iktidar olmaktan kaçmayın” demesini, devlet adamlığı örneği olarak görüyor…Ancak 27 Mayıs sonrasında “son demokratların affı” konusunda yaptığı konuşmayı bir tür pişmanlık işareti olarak da okuyor…ATATÜRK, DİN VE ETİKETLEME KÜLTÜRÜMareşal Fevzi Çakmak’tan aktardığı sözler, Atatürk’e yönelik “dinsizlik” ithamlarını reddediyor… Erdem’in aktardığına göre Fevzi Paşa, Atatürk’ün dindar olduğunu ancak dini siyasete alet edenleri sevmediğini ifade ediyor.Bu bölümde Erdem, Türkiye’de siyasal dilin insanları hızla “kahraman” ya da “hain” olarak etiketleme alışkanlığına dikkat çekiyor.
Ona göre siyaset, muhakeme yerine etiketle yürütülüyor…ÖZAL VE DİN-SİYASET İLİŞKİSİTurgut Özal döneminde tarikatların yeniden siyaset alanında görünür olmasının yeni bir kırılma yarattığını söylüyor… Mesele bireysel inanç değil; dini yapılarla siyasal iktidar arasındaki ilişkinin devlet düzenini nasıl etkileyeceği…DERİN DEVLET, ÜRETİM VE AYDIN SORUNU“Derin devlet iktidarda olandır” diyen Erdem, devletin sürekliliğinin kültürel omurgaya bağlı olduğunu savunuyor… Halil İnalcık’tan aktardığı “Bu topraklarda devleti ayakta tutmak mucizedir” sözüyle, kurucu aklın önemine işaret ediyor…Almanya’da Ludwig Erhard’dan aldığı tek kelimelik cevap ise ekonomik boyutu özetliyor:“Üretim…”.Üretmeyen toplumun yalnız fakirleşmeyeceğini, devlet refleksini de kaybedeceğini söylüyor...Aydın göçü, şehirlerin “köylüleşmesi”, kamusal görgünün aşınması gibi başlıklar da bu kültürel zayıflamanın parçaları olarak anlatılıyor…SONUÇ: TÜRKİYE’NİN EN ESKİ MESELESİErdem’in uzun hatıralar zincirinden çıkan ana fikir net:Türkiye’nin en büyük meselesi ekonomi değil, ideoloji değil; “insan” meselesidir…Vatandaşı eşit saymak, hukuku içselleştirmek, devlete kul değil yurttaş olmak…Demokrasi, sandık sonuçlarından önce bir kişilik rejimidir…SÖZÜN ÖZÜ…Bu sayfada okuduklarınız yaptığım sohbetin belki de sadece %10’u ama en kayada değer bölümleri…Bu söyleşiyi; Türkiye’nin siyasi tarihini liderler arası hesaplaşma olarak değil; “insan yerine konmak” talebinin kesintili hikâyesi olarak okumanızı öneriyorum...Ve şu soruyu açık bırakıyorum:Aradan geçen onca yıla rağmen, vatandaş gerçekten kendini eşit ve saygın bir yurttaş olarak hissediyor mu?