Haber Detayı

Türk zeytinyağının küresel yükselişi için bir manifesto
Dünya# dunya.com
28/02/2026 00:00 (1 saat önce)

Türk zeytinyağının küresel yükselişi için bir manifesto

Zeytinyağı bir ürün değildir; bir hafızadır. Toprağın nefesi, dalın sabrı, üreticinin alın teri ve Akdeniz’in binlerce yıllık kültürel sürekliliğidir. Bu nedenle zeytinyağını yalnızca litre ve dolar üzerinden konuşmak, onun gerçek değerini eksik okumaktır.

Tarım ve Gıda Yazarı Ziraat Mühendisi BİLGE KEYKUBATBugün Türkiye’de zeytinya­ğı; tarım politikalarının, gastronomi diplomasisi­nin, ihracat stratejilerinin ve du­yusal bilimin kesişim noktasın­da duruyor.

Soru artık basit değil: Daha çok üretmek mi, yoksa daha iyi anlatmak mı?

Asıl mesele şu: Bu potansiyeli küresel ölçekte bir kalite ve marka gücüne dönüştü­rebilecek miyiz?Türkiye, üretim kapasitesi ba­kımından dünya liginde üst sıra­larda.

Ancak küresel algı harita­sında aynı yerde değiliz.

Bu bir çelişki değil, bir fırsat alanı.

Çün­kü üretim gücü olan bir ülkenin kalite hikâyesi yazması müm­kündür.

Yeter ki strateji süreç odaklı ve bütüncül olsun.Madalya mı önemli sistem mi?Son yıllarda Türk zeytinyağla­rının uluslararası yarışmalarda daha görünür hale gelmesi sevin­dirici.

Ancak yarışmaları yalnız­ca madalya üzerinden okumak yanıltıcı olur.

Madalya bir sonuç­tur; sürdürülebilir kalite ise bir süreçtir.Yarışmalar doğru kurgulandı­ğında üretim disiplinini artırır, duyusal kusurların azalmasına katkı sağlar, üreticiyi teknik ola­rak geliştirir ve ülke algısını şe­killendirir.

Fakat asıl mesele, bu ödülleri ulusal bir kalite hareke­tine dönüştürmektir.Eğer bir ülkede ödül alan mar­kalar ile ortalama üretim stan­dardı arasında ciddi bir uçurum varsa, sorun bireysel başarı değil, sistem eksikliğidir.

Türkiye’nin ihtiyacı olan şey birkaç markanın parlaması değil, genel standardın yükselmesidir.Kalite bir tesadüf değildir.

Ha­sat zamanlamasından sıkım hij­yenine, depolama koşullarından şişeleme teknolojisine kadar her adım bir zincirin halkasıdır.

Zin­cirin bir halkası zayıfsa, bütün yapı zarar görür.

Bu nedenle kali­te devrimi, bütün üretim ekosis­temini kapsamalıdır.

Süreç odak­lı kaliteye ihtiyacımız bulunduğu bir gerçektir.Türkiye, zeytin genetik çeşit­liliği açısından dünyanın en zen­gin coğrafyalarından biri.

Meme­cik, Ayvalık, Gemlik, Nizip Yağ­lık, Kilis Yağlık… Her biri ayrı bir duyusal kimlik, ayrı bir aromatik karakter taşır.Örneğin erken hasat, soğuk sı­kım bir Memecik’in yoğun meyvemsi pro­fili, belirgin acılığı ve boğazda bıraktığı ya­kıcılık yalnızca bir tat deneyimi değil, aynı za­manda fenolik bileşen zenginliğinin göstergesidir.

Ayvalık daha dengeli ve yumu­şak bir profil sunarken, Güney­doğu’nun yağlık çeşitleri farklı aromatik katmanlar barındırır.Her zeytin çe­şidi yal­nızca bir tarım­sal var­yete değil, ken­dine özgü bir ka­rakterdir.

Kimisi yüksek polifenol içeriğiyle güçlü bir yakıcılık sunar, kimisi den­geli aroma­tik yapısıy­la gastro­nomide zarif bir eşlikçiye dönü­şür.

Bazısı kuraklığa dayanıklı­lığıyla iklim krizine karşı strate­jik bir avantaj taşır, bazısı erken hasatta verdiği yoğun meyvem­silikle premium segmentte öne çıkar.

Toprağa, rakıma, rüzgâra ve hasat zamanına verdiği tepki dahi farklıdır.

Bu nedenle her çe­şit özeldir çünkü her biri yalnızca damakta değil, agronomik, eko­nomik ve kültürel düzlemde de ayrı bir potansiyel barındırır.

Bu potansiyeli doğru okumak, doğ­ru konumlandırmak ve doğru an­latmak Türkiye’nin küresel mar­ka gücünü belirleyecek temel un­surlardan biridir.Bu çeşitlilik, doğru anlatıldı­ğında büyük bir rekabet avanta­jıdır.

Ancak çeşitlilik stratejiye dönüşmezse yalnızca katalog bil­gisi olarak kalır.

Küresel pazarda başarı; bilimsel doğrulama, coğ­rafi kimliklendirme, duyusal eği­tim ve güçlü hikâye anlatımıyla gelir.Bugün dünya tüketicisi yalnız­ca “extra virgin” etiketine bakmı­yor.

Menşei, hasat zamanı, polife­nol değeri, sürdürülebilirlik kri­terleri ve üretim hikâyesi önem kazanıyor.

Türkiye’nin genetik zenginliği, doğru çerçevelendi­ğinde premium segmentte güçlü bir konum yaratabilir.Zeytinyağı tadım panelistliği romantik bir uğraş değildir.

Yo­ğun eğitim, disiplin ve sürekli ka­librasyon gerektirir.

Koklamak, yudumlamak, meyvemsiliği ta­nımlamak; acılık ve yakıcılık ara­sındaki dengeyi analiz etmek… Bunlar yalnızca duyusal refleks­ler değil, bilimsel metodolojinin parçasıdır.Panel kültürünün güçlenme­si, kalite kontrolün kurumsallaş­ması açısından kritik önemdedir.

Bilinçli panelist de sektörü ileri taşır.

Kusurun adını koyamayan bir sistem, kaliteyi yükseltemez.Her zaman dediğim; “Tat, kok­la ve özgürce konuş” çağrısı bir slogan değil, şeffaflık ilkesidir.

Eğer bir yağda duyusal kusur var­sa açıkça söylenmelidir.

Eğer üs­tün nitelik varsa kayıt altına alın­malıdır.

Sektörün ilerlemesi için dürüstlük temel şarttır.

Bu nok­tada genç tadımcıların destek­lenmesi, panel altyapısının yay­gınlaştırılması ve laboratuvar kapasitesinin artırılması strate­jik bir gerekliliktir.

Duyusal bili­mi güçlendirmeden küresel kali­te iddiası sürdürülebilir değildir.Dökme ihracattan markalı güceTürkiye’nin kronik sorunla­rından biri dökme ihracat oranı­nın yüksekliğidir.

Katma değerli, markalı ihracat artmadıkça ger­çek küresel güçten söz etmek zor.

Dökme ihracat kısa vadeli nakit akışı sağlayabilir ancak uzun va­dede marka değeri oluşturmaz.

Küresel pazarda kalıcı olmak için kendi etiketimizle, kendi hikâye­mizle, kendi kalite standardımız­la var olmalıyız.İtalya ve İspanya örnekleri or­tada.

Üretim hacmi kadar algı yö­netimine yatırım yaptılar.

Coğ­rafi işaretleri, gastronomi kültü­rünü, şef işbirliklerini ve medya stratejilerini entegre ettiler.

Tür­kiye’nin de benzer bir bütüncül vizyona ihtiyacı var.Zeytinyağı yalnızca tarım say­falarında kalmamalı.

Gastro­nomi turizmi yükselirken, yerel lezzetler destinasyon markalaş­masının merkezine yerleşiyor.

Ege’nin zeytinyağı kültürü res­toran masasında, şef anlatısında, tadım etkinliğinde ve uluslara­rası gastronomi platformlarında doğru temsil edildiğinde ekono­mik değere dönüşür.Bir şişe iyi zeytinyağı bazen bir ticaret heyetinden daha et­kili olabilir.

Çünkü duyular üze­rinden kurulan bağ kalıcıdır.

Tat hafızası, diplomatik dilden daha güçlüdür.

Gastronomi, kültürel diplomasinin en yumuşak ama en etkili araçlarından biridir.En güçlü aktörlerden biri de bilinçli tüketiciKalite hareketinin en güçlü ak­törlerinden biri de bilinçli tüketi­cidir.

Meyvemsilik nedir?

Acılık nasıl oluşur?

Yakıcılık neyi gös­terir?

Denge nedir?

Bu soruların yanıtı yaygınlaştıkça düşük ali­teli ürünlerin piyasada tutunma şansı azalır.Tadım etkinlikleri, basın buluşmaları, eğitim prog­ramları ve panel çalışmaları yal­nızca mesleki faaliyet değil, ka­musal bir sorumluluktur.

Çünkü doğru bilgi, üreticiyi de korur tü­keticiyi de…Zeytin ağacının en büyük dos­tu şeffaflıktır.

Taklit ve tağşişle mücadele ancak güçlü denetim ve bilinçli kamuoyu ile mümkün­dür.

Şunu hiç unutmamak gere­kiyor: Bilinçli tüketici en güçlü denetçidir.Her zaman her yerde söyledi­ğim gibi dünyanın en kaliteli zey­tinyağı ülkemizde üretilmekte yeter ki biz insanlar proseste hata yapmayalım, yeter ki biz insanlar para kazanma uğruna başka yol­lara sapmayalım… Elbette tablo bütünüyle parlak değil.

İklim kri­zi verimliliği etkiliyor, ekstrem hava olayları üretim desenini de­ğiştiriyor.

Su yönetimi, toprak sağlığı ve karbon ayak izi gibi baş­lıklar artık sektörün merkezinde.Sürdürülebilirlik yalnızca çev­resel değil, ekonomik ve sosyal boyutları da içeriyor.

Üreticinin gelir istikrarı sağlanmadan kalite sürdürülemez.

Gençlerin kırsal­da kalması için tarımın itibarı ve kazanç potansiyeli güçlendiril­melidir.Küresel algı ve iletişim stratejisiTürkiye üretim liginde güçlü ancak algı liginde aynı yerde de­ğil.

Dünya basınına verilecek me­saj net olmalı: Türkiye yalnızca hacimle değil, kalite ve kültürle de iddialı.

Uluslararası projeler­de aktif rol almak, bilimsel araş­tırmalara yatırım yapmak, küre­sel gastronomi ağlarına entegre olmak; tüm bunlar algıyı dönüş­türür.

Marka yalnızca logo değil­dir; tutarlılıktır.

Eğer her yıl kali­te standardımızı koruyamazsak, küresel güven inşa edemeyiz.

Bu nedenle kalite politikası geçici değil, kalıcı olmalıdır.Şimdi ne yapmalıyız?1 Ulusal ölçekte süreç odaklı bir kalite hareketi başlatılmalı.2 Uluslararası yarışmalar stratejik araç olarak kullanılmalı; ödüller sistem dönüşümüne entegre edilmeli.3 Tadım panelistliği profesyonel kariyer olarak desteklenmeli.4 Genetik çeşitlilik coğrafi kimlik ve marka değeriyle buluşturulmalı.5 Dökme ihracat azaltılarak markalı ihracat teşvik edilmeli.6 Gastronomi diplomasisi kurumsal strateji haline getirilmeli.7 Taklit ve tağşişle mücadelede denetim mekanizmaları güçlendirilmeli.8 İklim krizine karşı sürdürülebilir üretim modelleri yaygınlaştırılmalı.Hiçbir hedef ulaşılamaz değil.

Akdeniz’in diğer üretici ülkeleri bunu başardıysa, Türkiye neden başarmasın?

Önemli olan parçalı değil, birlikte hareket edebilmek.Zeytinyağı bir hafızadır demiştik.

O hafıza bugün yeniden yazılıyor.

Eğer doğru adımlar atılırsa, on yıl sonra Türk zeytinyağı yalnızca üretim rakamlarıyla değil; kalite standardı, duyusal uzmanlığı ve kültürel anlatısıyla anılacak.Ve o gün geldiğinde dünya basını Türkiye’den yalnızca bir üretici olarak değil, bir referans ülkesi olarak söz edecek.Şimdi zaman; tatma, koklama ve özgürce konuşma zamanı.Çünkü Türk zeytinyağı, hak ettiği küresel konuma ulaşabilecek güce sahip.

Bu bir hayal değil; doğru stratejiyle mümkün olan bir gelecek.

İlgili Sitenin Haberleri