Haber Detayı
28 Şubat’ın 29. Yıl dönümü: Yargı-siyaset geriliminden restorasyon tartışmalarına postmodern darbe süreci
Türkiye tarihine postmodern darbe olarak geçen 28 Şubat sürecinin 29. yıl dönümüne iki gün kala, dönemin siyasi ve hukuki aktörlerinin açıklamaları yeniden gündemde. Yargının siyasete müdahalesi tartışmaları, MGK kararları, koalisyon arayışları ve laik demokratik cumhuriyeti koruma vurguları A Haber’in Hatırla bölümünde arşiv görüntüleriyle ekrana taşındı. Süreçte yargı, siyaset ve askeri kanat arasındaki gerilim, Türkiye’nin yakın tarihine damga vuran kırılma noktalarından biri olarak hafızalardaki yerini koruyor.
Türkiye tarihine “postmodern darbe” olarak geçen 28 Şubat sürecinin 29. yıl dönümüne iki gün kala, dönemin siyasi ve hukuki aktörlerinin açıklamaları yeniden gündemde.
Yargının siyasete müdahalesi tartışmaları, MGK kararları, koalisyon arayışları ve “laik demokratik cumhuriyeti koruma” vurguları A Haber’in “Hatırla” bölümünde arşiv görüntüleriyle ekrana taşındı.
Süreçte yargı, siyaset ve askeri kanat arasındaki gerilim, Türkiye’nin yakın tarihine damga vuran kırılma noktalarından biri olarak hafızalardaki yerini koruyor.
Türkiye'de 'postmodern darbe' olarak kazınan ve toplumsal hafızada derin yaralar açılan 28 Şubat'ın 29. yıl dönümüne girilirken, o karanlık günlerin siyasi ve hukuki suikastları yeniden deşifre ediliyor.
Seçilmiş yargı brifingleri, gazete manşetleri ve askeri baskılarla istifaya zorlandığı dönemde, aktörlerin sergilediği tutumlar demokrasinin nasıl askıya alındığını bir kez daha gözler önünde seriyor.
İşte A Haber'in 'Hatırla' dosyasından, Türkiye'nin demokrasi düzeyinde kara bir leke olarak geçen o günlerin yansımaları.
YARGI KARARLARI VE 'ANAYASA'YI YORUMLAMA YETKİSİ' TARTIŞMASI Dönemin Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta Güngör Özden, üniversitelerde türban yasağı kararına ilişkin değerlendirmesinde, 'Anayasa Mahkemesi'nin sokağa ve eve karışmayan ancak bir devlet kurumu olan üniversitelerde türban kullanma yasağına ilişkin kararı göz ardı edilmektedir.
Hiç kimsenin, ister dekan olsun ister rektör, ister başbakan, meclis başkanı, cumhurbaşkanı olsun; bu kararı sulandırmaya, daraltmaya, başka türlü yorumlamaya yetkisi yoktur.
Çünkü Anayasa'yı yorumlama yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde değil yalnızca Anayasa Mahkemesi'ndedir' ifadelerini kullandı.
Aynı konuşmasında, 'Kimsenin kimi organları ve makamları 'fiskoslar tekkesi' ya da 'sirk' gibi duruma düşürme hakkı yoktur.
Herkes yerini ve ölçüsünü bilmelidir.
Kimse Anayasa'nın, hukukun üstünde değildir' sözleriyle hukuk devleti vurgusu yaptı.
Özden ilerleyen süreçte ise Silahlı Kuvvetlerin rolüne ilişkin, 'Silahlı Kuvvetlerin olağan görev sınırları içinde bulunduğu, anayasal kurum olarak bundan evvel ne yaptıysa onu yaptığı kanısındayım.
O zaman muhtıra diye algılanmayan şimdi niye algılanıyor?' ifadelerini kullandı. 'REJİM TEHLİKEDE Mİ?' SORUSU VE SERT POLEMİKLER Deniz Baykal, sürecin en sert açıklamalarını yapan isimlerden biri oldu.
Baykal, 'Eğitimin bir tarafa çektiği, devletin anayasal rejiminin bir başka tarafa çektiği bir yapılanma içinde bir toplumun istikrara ulaşması mümkün değildir' değerlendirmesinde bulundu.
Miting meydanında yaptığı konuşmada ise, 'Siyasete din egemen olacak ya da siyaset dine egemen olacak.
Siyasetin egemenliğindeki din, din olmaktan çıkar; dinin egemenliğindeki siyaset de demokratik olmaktan çıkar' sözleriyle laiklik tartışmasını doğrudan siyasetin merkezine taşıdı.
Baykal ayrıca, 'Hükümet gidiyor, gitmektedir, bir an önce gitmesi gerekiyor.
Yeni bir döneme geçilecek' derken; başka bir konuşmasında, 'Bugün bizim yapamadığımızı askeri kesimle yargı kesimi ittifak yaparak çözmeye çalışmaktadırlar. 'İrtica baş düşmandır ve ben onu tasfiye edeceğim' diyorsa en demokratik program budur' ifadelerini kullandı.
ERBAKAN CEPHESİ: 'REJİM TEHLİKEDE' SÖYLEMİNE TEPKİ Dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan ise yöneltilen eleştirilere karşı sert çıktı.
Erbakan, 'Bilmem efendim falanca yere cami yapılacakmış, bilmem kurban derisini herkes istediği yere verecekmiş… Ooo bildiğimiz meşhur gulu gulu dansı tekrar tekrar yapılmaktadır' sözleriyle iddiaları küçümseyen bir dil kullandı.
Sincan tartışmaları üzerinden yapılan suçlamalara karşı da, 'Koskocaman Türkiye Cumhuriyeti, birisi hataen bir yere gitmiş bir resim asmış diye 'Rejim tehlikede' demek gülünç bir şeydir.
Bu devleti böyle bir bezle değil, 60 milyar adam eline bez alsa gelse gene bu devleti sarsamaz' ifadelerini kullandı.
Yeni hükümet kurma görevinin verilmesi sürecine ilişkin ise, 'Yeni hükümeti kurma görevinin Sayın Cumhurbaşkanı tarafından Sayın Tansu Çiller'e verilmesi gerekirken birdenbire bir sürprizle Sayın Mesut Yılmaz'a tevessül edilmesi olayıyla karşılaştık' diyerek tepki gösterdi. 'RESTORASYON' VE 'ULUSAL UZLAŞI' ÇAĞRILARI Bülent Ecevit, süreci 'restorasyon' kavramıyla tanımladı.
Ecevit, 'Laik demokratik cumhuriyet rejiminde zaman zaman onarım gerekiyor, restorasyon gerekiyor dedim.
Türkiye şimdi de böyle bir onarım sürecine girmektedir' ifadelerini kullandı.
Ayrıca, 'Refah Partisi'nin 158 oyu karşısında 390 oy vardır.
Laik demokratik cumhuriyeti tehlikelerden esirgeyecek bir ulusal uzlaşı hükümeti mutlaka kurulmalıdır' sözleriyle Meclis aritmetiğine dikkat çekti.
Mesut Yılmaz ise, 'Anavatan Partisi, Demokratik Sol Parti ve Demokrat Türkiye Partisi; ülkeyi rejim ve devlet bunalımından kurtarmak, laik demokratik cumhuriyeti güçlendirmek amacıyla bir araya gelerek koalisyon hükümeti kurmaya karar vermiştir' açıklamasında bulundu.
CUMHURBAŞKANI DEMİREL: 'BU BİR MUHTIRA DEĞİLDİR' Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, 28 Şubat kararlarına ilişkin 'Bu bir muhtıra değildir.
Böyle bir şeyi telaffuz etmek dahi yanlıştır' ifadelerini kullandı.
Demirel ayrıca hükümet kurma sürecine ilişkin, 'Bırakanın istifasını alıp teşekkür ederim, yenisi kuruluncaya kadar devam et dersin.
Bundan sonra kimin olacağı bana aittir.
Bu Cumhurbaşkanlığı'nın anayasal yetkisidir' sözleriyle yetki tartışmalarına noktayı koydu. 28 ŞUBAT'IN ARDINDA KALAN TARTIŞMA 28 Şubat süreci, 'laik demokratik cumhuriyeti koruma' söylemi ile 'milli irade' vurgusu arasındaki sert çekişmeyle hafızalara kazındı.
Koalisyon arayışları, MGK kararları, parti kapatma süreci ve hükümet değişikliğiyle sonuçlanan gelişmeler, Türkiye'nin siyasal tarihinde uzun yıllar tartışılmaya devam etti. 28 Şubat'ın yıl dönümüne iki gün kala arşivdeki bu sözler, yargının siyasete müdahalesi iddialarından 'restorasyon' söylemine, 'muhtıra değil' savunmasından 'rejim tehlikede' çıkışlarına kadar dönemin ruh halini bir kez daha gözler önüne serdi.