Haber Detayı
İnsan algısı aslında çok sınırlı: Gerçekliğin %99,9965’ini kaçırıyoruz!
Gözleriniz yalnızca 430–770 THz aralığını, kulaklarınız 20 Hz–20 kHz’i algılıyor. Evren ise bundan çok daha fazlası. Peki gördüğümüz ve duyduğumuz dünya gerçekten “tam” mı, yoksa sadece biyolojinin izin verdiği dar bir kesit mi?
İnsan algı aralıkları ortalama biyolojik sınırları yansıtır.
Görme yaklaşık 430–770 THz, işitme ise yaklaşık 20 Hz–20 kHz aralığındadır.
Bu rakamlar çoğumuz için soyut olabilir.
Ancak bilimsel karşılığı son derece nettir.
Elektromanyetik spektrum ve akustik spektrum, insan duyularının ötesine taşar.
Bu makalede karmaşık fizik kavramlarını anlaşılır kılmak için sadeleştireceğiz.
Fakat özü değişmez: Gerçeklik, algıladığından çok daha derindir.Gerçeklik algının ötesindeEn zeki zihinler şunu kabul eder: Gerçeklik, algıdan daha derindir.
Ölçüm, farkındalığı genişletir.
Algılayamadığınız şeyler de var olmaya devam eder.
Bu bakış açısı perspektifi değiştirir.
Duyularınız sınırlıysa, vardığınız sonuçlardan ne kadar emin olabilirsiniz ki?Kozmik mikrodalga arka plan ışıması uzayı doldurur.
Elektromanyetik alanlar sizi çevreler.
Biyolojik sistemler ölçülebilir elektrik sinyalleri üretir.
Sessizlik bir yanılsamadır.
Karanlık görecelidir.
Bugün bir EEG cihazı beynindeki elektriksel faaliyetleri kaydedebilir.
Bir radyo anteni, çıplak kulakla asla duyamayacağın sinyalleri yakalayabilir.
Isı kameraları, gözünün göremediği kızılötesi radyasyonu görünür hale getirir.
Ancak teknoloji yeni bir gerçeklik yaratmaz.
Aslında zaten orada olanı açığa çıkarır.Biyolojik filtre: Beynin neyi seçiyor?Tam resmi hiç bir zaman görmeyiz.
Varoluşun biyolojik olarak filtrelenmiş bir diliminde yaşıyoruz sayılabilir.
Üstelik o dilim de son derece küçük.
Ultraviyole görüşle doğduğunuzu hayal edin ya da 100.000 Hz’e kadar duyabildiğinizi.
Dünya tamamen farklı hissedilirdi.
Aynı evren ama farklı bant genişliği. “Gerçeklik” denilen şey, biyolojinin izin verdiğidir.
Beynimiz agresif biçimde filtreler, düzenler, sıkıştırır ve yorumlar.
Gerçek için değil, hayatta kalmak için.Kızılötesi kameralar ısı haritalarını ortaya çıkarır.
Radyo teleskoplar kozmik sinyalleri yakalar.
X-ışınları dokunun içini gösterir ve Ultrason da vücudun içini haritalar.
WiFi sinyalleri şu anda vücudunuzun içinden geçiyor.
Galaksilerden gelen radyo dalgaları Dünya’yı sürekli tarıyor.
Yıldızlar, gözlerinin asla kaydedemeyeceği radyasyon yayıyor.
Evren titreşim hâlinde ve biz çoğunu algılamıyoruz.
İşitme aralığın nedir? 20 Hz ile 20.000 Hz arası mı?
Ama köpekler daha yüksek frekansları duyabilir.
Yarasalar ultrason ile yön bulur ve yunuslar da bu aralığının çok ötesinde iletişim kurar.Görünür ışık yaklaşık 400–700 nanometre aralığında bulunur, hepsi bu.
Kızılötesi ısıyı göremeyiz, ultraviyole parıltıyı fark edemeyiz, Kozmik radyasyonu seçemeyiz ve manyetik alanları algılayamayız.
Halbuki elektromanyetik spektrum devasadır.
Gama ışınları, X-ışınlar, ultraviyole, kızılötesi, mikrodalgala, radyo dalgaları.Biz ise bu dilimin sadece incecik bir kısmını görüyoruz.%0,0035 meselesi: Rakam ne anlatıyor?Gerçeğin yüzde 0,0035’inden azını görüyorsun ifadesi kabaca görünür ışığın tüm elektromanyetik spektruma oranını vurgulamak için kullanılır.
Kesin oran hesaplama yöntemine göre değişir.
Ancak bilimsel gerçek şudur: Elektromanyetik spektrum, görünür banttan astronomik ölçüde geniştir.
İnsan gözü sadece yaklaşık 430–770 THz aralığını algılar.
Kulaklar ise yalnızca 20 Hz–20 kHz.Yani anladığımızı sandığımız dünya, aslında sadece biyolojik bir bant genişliği.
Beynimiz optimize edilmiş bir arayüz sunuyor.
Ama bu, tüm sistemi kapsamıyor.
Bilim ve teknoloji, insan algısının sınırlarını genişletmenin yegane yolu.
Her yeni sensör, her teleskop, her dedektör aynı şeyi söylüyor.
Evren çok daha büyük ve çoğu hâlâ görünmez.
Yani bundan sonra gördüğüme mi inanayım sana mı diye sorarken bir daha düşünün.
Belki de asıl soru şudur: Algılayamadıklarınız hakkında ne kadar kesin konuşabilirsiniz?Kaynak: NASA, NIDCD, ESA, WHO, Britannica