Haber Detayı

Demirtaş ve Kavala nerede?
Doğan özgüden artigercek.com
26/02/2026 12:58 (3 saat önce)

Demirtaş ve Kavala nerede?

Brüksel'deki Avrupa Parlamentosu'nda bu hafta yapılan Kürt konferansı vesilesiyle yarım yüzyıllık geçmişten anımsatmalar

Avrupa Birliği'nin başkenti Brüksel, yüzyılı aşkın bir süredir emperyalist güçlerin ve Yakın Doğu'da onların emrindeki faşizan ülke yönetimlerinin yarattığı Kürt sorununun son çeyrek yüzyıldır en sık gündeme geldiği merkezlerden biri...

En son, Avrupa Parlamentosu'nda Kuzey ve Doğu Suriye Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkan İlham Ehmed ile YPJ Genel Komutanlık Üyesi Rohilat Efrin'in katıldığı ve Avrupa Birliği'ni garantör olmaya çağırdığı bir konferans yapıldı.

Kürt sorununun Brüksel'in gündemine girmesi ancak 70'li yılların sonlarında Kürt sürgünlerimizin Belçika'ya gelmesiyle mümkün olmuştu.

Daha önceleri, göçün ilk yıllarında, Türk diplomatik misyonlarının ve faşizan örgütlerin göçmen kitlesi üzerinde kolaylıkla baskı uygulayabildiği Belçika’da Kürt kökenli işçiler için bırakın örgütlenip sorunu uluslararası kurumların gündemine taşımayı, Kürt olduğunu açıkça söylemek dahi gerçekten son derece riskliydi.

İşte bu ortamdadır ki, 70'li yılların sonunda, Belçika’da ilk kez bir Kürt örgütü doğmuş, Derwich Ferho ve arkadaşlarının önderliğinde kurulan Tekoşer (Kürtçesi: Militan) Belçika'ya Kürt ulusunun ve Kürdistan'ın varlığını duyurmuştu… 12 Eylül 1980 darbesinden sonra Tekoşer diğer demokratik Türkiyeli örgütler ve Belçika sendikalarıyla birlikte cuntaya karşı ortak mücadelede aktif olarak yer almıştı.

Başkanı bulunduğum Demokrasi İçin Birlik örgütünün Brüksel’de cuntaya karşı örgütlediği kitlesel 14 Şubat 1981 gecesinde de Tekoşer mesajıyla ve folklor ekibiyle Kürt halkının Evren faşizmine karşı tavrını Avrupa kamuoyuna duyurmuştu.

Brüksel’de ilk Newroz gecesini 11 Nisan 1981’de Tekoşer düzenlemiş, ertesi yıl 27 Mart 1982’de düzenlediği Newroz gecesi büyük Kürt ozanı Cigerxwin’ın da katılımıyla taçlanmıştı.

Evren Cuntası’nın baskıları ve onu izleyen iç savaş ortamı Türkiye’den diğer Avrupa ülkelerine olduğu gibi Belçika’ya da Kürt, Asuri ve Ermeni göçünün yoğunlaşmasına neden oldu. 1915 Soykırımı’ndan beri büyüyen Ermeni diyasporasına ek olarak Belçika’da hızla Kürt ve Asuri diyasporaları da oluştu.

Türkiye'de faşist baskılara karşı Kürt silahlı direnişinin başlamasından sonra Türk diplomatik misyonları, Türk gazeteleri, Türk örgütleri tüm Avrupa ülkelerinde olduğu gibi Belçika'da da Türk göçmenleri Kürt örgütlerine karşı kışkırtmaya başladı. 1993’ün son günü Almanya’dan özgürlük yürüyüşüne çıkan bir Kürt grubu Brüksel’e vardığında, sürekli beyni yıkanan Türk gençleri Bozkurt işareti yaparak ve “Saint-Josse Türk mahallesidir!”, “Burada Kürtlere yer yok!”, “Kahrolsun PKK!” diyerek özgürlük yürüyüşçülerine, Kürt lokallerine ve Kürt işadamlarının bürolarına saldırdılar. 1998'de Suriye'yi terk etmeye mecbur edilen Abdullah Öcalan’ın İtalya’da konakladığı günlerde Türk yöneticilerinin saldırgan demeçleri, Türk gazetelerinin ve televizyonlarının kışkırtıcı yayınları yüzünden sadece Türkiye’de değil, Türk göçmenlerinin yoğun bulunduğu Avrupa metropollerinde de vahşi gösterilerin ardı arkası kesilmiyordu. 17 Kasım 1998 gecesi Avrupa’nın başkenti Brüksel’in Saint-Josse mahallesindeki Brüksel Kürt Enstitüsü ve Avrupa Kürt Dernekleri Federasyonu üyesi Kürdistan Kültür Derneği lokalleri ateşe verildi.

Ellerinde MHP bayraklarıyla Brüksel Kürt Enstitüsü'ne saldırıp ateşe verenlerin Türk televizyonlarında yayınlanmış görüntülerini Belçika televizyonlarında yorumlayarak yansıttığımız halde saldırganlardan hiçbir zaman hesap sorulmadı.

Kürt ve Ermeni lokallerine ve işyerlerine vahşi saldırıların daha sonraki yıllarda da ardı arkası kesilmedi.

En son Brüksel Kürt Enstitüsü 17 Kasım 2016’da da Türk bayraklarıyla donatılmış onlarca arabayla faşist sloganlar atarak gelen Erdoğan taraftarlarının yangın bombalı saldırısına uğradı.

Böylesine bir geçmişi olan Brüksel'de Avrupa Birliği Türkiye Yurttaş Komisyonu (EUTCC) ile Avrupa Parlamentosu İlerici Sosyalist ve Demokratlar İttifakı Grubu tarafından 25 Şubat'ta organize edilen bir konferansta Kuzey ve Doğu Suriye Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkan İlham Ehmed ile YPJ Genel Komutanlık Üyesi Rohilat Efrin, Suriye'de'deki kaygı getirici gelişmeler üzerine açıklamalarda bulunduktan sonra Avrupa Birliği'ni Kürtlerin özerklik haklarının korunması için garantör olmaya çağırdılar.

Avrupa Birliği Türkiye Yurttaş Komisyonu (EUTCC) 2004'ten beri Brüksel'deki Avrupa Parlamentosu'nda her yıl Kürt sorununun çözümüne katkıda bulunmak üzere Türkiye'den ve dünyanın çeşitli ülkelerinden önemli şahsiyetlerin katıldığı konferanslar düzenler.

Benim de yıllarca katılarak yakından izlediğim bu konferanslar üzerine ayrıntılı bilgiler İnfo-Türk'ün arşivinde yer alıyor.

Sağlık nedenleriyle katılamadığım bu haftaki konferansı çevrimiçi medyadan izlerken belleğim beni tam 12 yıl öncesine, 10-11 Aralık 2014 tarihlerinde EUTCC 'un yine Avrupa Parlamentosu'nda organize etmiş olduğu konferansa götürdü.

Türkiye'de barış süreci rüzgarlarının estiği günlerdi...

Rojava'dan PYD eşbaşkanı Salih Müslim, Türkiye'den HDP başkan yardımcısı Nazmi Gür ve HDP Meclis Grubu sözcüsü Pervin Buldan'ın yanı sıra Türkiye'den iki önemli şahsiyet de konferansın katılımcılarıydı.

Evet, bu yazının görselindeki fotoğrafta görüldüğü gibi, ikisi de Tayyip-Devlet diktasının zindanlarında yıllardır çile çekmekte olan o zamanki HDP eşbaşkanı Selahattin Demirtaş ve insan hakları savunucusu Osman Kavala...

Diyeceğim odur ki, Türkiye'nin zindanlarındaki onbinlerce siyasal mahkum ve tutuklu ile birlikte Demirtaş ve Kavala da özgürlüklerine kavuşturulmadıkça, Kürt sorununun çözümü için Türkiye'deki ve Avrupa Birliği merkezindeki görüşmelerde hak ettikleri yeri yeniden almadıkça, "Terörsüz Türkiye" süreci sadece ülkeyi değil, Orta Doğu'yu tamamen islamcı tahakküm altına sokmaktan başka amacı olmayan Erdoğan'ların ve Bahçeli'lerin değirmenine su taşımaktan öte gitmeyecektir. 90 yılı devirirken Artı Gerçek okurlarıyla dostça bir söyleşi...

Bugün 74 yılı direniş medyasında ve sosyo-politik mücadelelerde geçen fırtınalı yaşamımın 90 yılını tamamlıyorum...

İnci'nin de, benim de ilerleyen yaşımız ve giderek daha yoğunlaşan sağlık sorunlarımız, son dokuz yılda hiç ara vermeksizin her hafta görüşlerime yer veren Artı Gerçek okurlarıyla bir söyleşiyi zorunlu kılıyor.

Gazeteciliğe, yoksul bir demiryolcu ailesinin çocuğu olarak sırf yüksek öğrenim giderlerimi karşılayabilmek için, daha 16 yaşındayken, 9 Eylül 1952'de İzmir'de Ege Güneşi gazetesinde stenograf olarak başlamıştım. 1962'ye kadar Sabah Postası, Milliyet ve Öncü gazetelerinde çalışmış, 1963'den itibaren İstanbul'da Gece Postası gazetesinin yöneticiliğini yapmıştım.

Gazetecilik çalışmasının yanı sıra 1953'den itibaren Gazeteciler Sendikası ve Gazeteciler Cemiyeti'nin, 1962'den itibaren de Türkiye İşçi Partisi'nin yönetimlerinde yer alarak örgütlü mücadelelerde de sorumluluk üstlenmiştim.

İnci de, 1962'den itibaren muhalif Hür Vatan ve Hareket gazeteleriyle Kim dergisinde çalışmıştı.

İki genç muhalif gazeteci olarak İnci'yle 1962'de İzmir'de tanışmış, üç yıl sonra da, 30 Ocak 1965'te İstanbul'da resmen yaşamlarımızı birleştirmiştik. 30 Ocak, aynı zamanda, genel yayın yönetmeni olarak sol hareketin günlük sesine dönüştürdüğüm Akşam gazetesinde, ardından Ant Dergisi'nde birlikte mücadelemizin de başlangıç tarihiydi...

Ant'ın yöneticileri olarak yazdıklarımızın ve yayınladıklarımızın bedelini önce Sultanahmet'teki Adliye Sarayı'nın ve 1.

Ordu Komutanlığı mahkemelerinin sanık sandalyelerinde 300 yıla varan hapis cezası tehdidi altında, 12 Mart darbesinden sonra da sıkıyönetim bildirileri ve duvar afişleriyle, evler ve bürolar basılarak başlatılan insan avının hedefleri arasında yer aldığımız için sürgüne çıkmak zorunda kalarak ödedik.

Sürgünde de bitmedi, önce Demokratik Direniş örgütünün yayınlarından, ardından yarım yüzyılı aşkın süredir aralıksız gerçekleştirdiğimiz İnfo-Türk yayınlarından dolayı Türk Devleti'nin Avrupa Konseyi'ndeki temsilcileri, Belçika, Almanya ve Fransa'daki Türk büyükelçilikleri, onların emrindeki kurumlar ve medya tarafından sürekli hedef gösterildik. 12 Eylül 1980 darbesinin ardından vatandaşlıktan atıldık. 1974'den itibaren bir yandan İnfo-Türk'ün çeşitli dillerdeki haber bültenleri, broşür ve kitaplarıyla, öte yandan gerek Türkiye'de, gerekse yurt dışında çok sayıda gazete, dergi veya ajansa yazılarımla katkıda bulunmaya çalıştık.

Türkiyeli göçmenlere hitap eden çeşitli dernek ve sendika yayınlarının gerçekleştirilmesinin yanısıra, Türkiye'de yayınlanan Yürüyüş, Yurt ve Dünya, Yazın dergileriyle Özgür Bakış ve Yeni Gündem gazetelerinde, yurt dışında yayınlanan Tek Cephe, Demokrat Türkiye, Barış/Aşıti, Sürgün, Artı Gerçek ve Avrupa Demokrat gazetelerinde görüşlerimi dile getirdim.

Artı Gerçek en uzun süreli olanı...

Türkiye’de Tayyip iktidarının barış sürecini sabote ederek başkanlık diktası kurmak üzere misli görülmemiş bir baskı ve zulüm kampanyası başlattığı, Meclis’in 3. grubunu oluşturan HDP’yi yok etmek üzere kitlesel tutuklamalara gittiği, Kürt yerleşimlerinde taş üstüne taş bırakmadığı dönemde sevgili Celal Başlangıç ve sürgündeki diğer gazeteci dostlarımızın girişimiyle yayına başlamıştı...

Dokuz yıl boyunca hiçbir hafta aksatmadan görüşlerimi onun sayfalarında dile getirdim...

Artı Gerçek'te sonuncusuyla toplamı 470'i bulan yazılarım dokuz ciltlik Sürgün Yazıları'nda en büyük yeri tutuyor.

Bugün itibariyle ben 90 yaşındayım, İnci de 86...

Yaşadıklarımızın ve mücadelelerimizin ayrıntıları, on yıl önce yayınlanmış bulunan "Vatansız" Gazeteci adlı 2 ciltlik anılarımda, 2019'dan beri yayınlanan Sürgün Yazıları adlı kitaplarımın 9 cildinde ve İnci'nin çok boyutlu kavgası üzerine 2023'te yayınlanan Vatansızlığı Vatan Eylemek adlı kitabımda yer alıyor.

Bu kitapların Fransızca çevirileri de Journaliste "Apatride", Ecrits d'Exil ve Une rebelle dans l'encre d'exil adı altında uluslararası kamuoyuna sunuldu.

Bu kitaplar da dahil, İnci'nin ve benim 1965 yılından beri 61 yıldır Türkiye'de ve sürgünde yayınlanmış olduğumuz tüm kitapların pdf'lerine Info-Türk'ün alttaki çevrimiçi sayfasında kapaklarını tıklayarak erişmek mümkündür: https://www.info-turk.be/documents-pdf.htm Mücadelemizi Türkiye'de sürdürürken oluşturduğumuz kitaplığımızda bulunan eserler, Ant'ın yönetim yerindeki üç çelik dolap içinde koruduğumuz fotoğraf arşivimiz ne yazık ki 12 Mart 1971 darbesinin ardından hiç izi kalmayacak şekilde talan edilmişti.

O nedenle sürgünde oluşturduğumuz kitaplığımızın Türkçe, İngilizce ve Fransızca dillerindeki yaklaşık üç bin eserden oluşan bir bölümünü, kodlamalarını yaptırarak Brüksel'deki Kraliyet Kütüphanesi'ne bağışladık..

Bugüne kadar, sürgündeki siyasal, sosyal ve kültürel çalışmalarımızın yazılı, görsel ve sesli belgelerinin büyük bölümünü de tasnif ederek 2013 yılından itibaren Amsterdam'daki Uluslararası Sosyal Tarih Enstitüsü'ne emanet etmiş bulunuyoruz.

Arşivlenen belgelerin önemli bir bölümü, tıpkı Türkiye'de ve sürgünde yayınladığımız kitap, dergi ve haber bütenleri gibi, İnfo-Türk'ün yukarıda link'ini verdiğim çevrimiçi sayfasında dijital erişime açılmış bulunuyor.

Sürgünümüzün 1971'deki ilk gününde Münih Garı'na ayak basar basmaz Türkiye gazetelerinin Avrupa baskılarını satın alarak başlattığımız, daha sonraki yıllarda Türkiye'de yayınlanan muhalif gazete ve dergileri de getirterek oluşturduğumuz yarım yüzyıllık kupür arşivimizin değerlendirmesini ise, sağ olsunlar, Brüksel'de on yıllardır birlikte mücadele verdiğimiz Belçika Demokrat Ermeniler Derneği'ndeki dostlarımız üstlendiler.

Güçlükler ve engellemelerle dolu sürgün yaşamımızın en mutlu anlarından biri hiç kuşkusuz kurucusu olduğumuz İnfo-Türk'ün ve Güneş Atölyeleri'nin iki yıl önceki 50. yıldönümünü mücadele arkadaşlarımız ve dostlarımızla birlikte kutlayışımız oldu.

Dünyanın dört bir yanından Avrupa'nın başkentine gelmiş göçmenlere ve sürgünlere eğitsel, kültürel ve sosyal alanlarda hizmet veren, çocuklarının okul yaşamında başarılı olmasına katkıda bulunan Güneş Atölyeleri'nin öyküsü de şu çevrimiçi sayfada yer alıyor: https://www.ateliersdusoleil.be/brochure50ans.pdf Benim 90, İnci'nin 86 yaşına eriştiği 2026 yılı ikimiz için de ciddi sağlık sorunlarıyla başladı.

İkimiz de ileri yaşlarımızda artık takvim yapraklarının birbiri ardına giderek daha hızla düştüğünün bilincindeyiz.

Hayatta kalan yakınlarımızın, dostlarımızın, mücadele arkadaşlarımızın sayısı hızla azalıyor.

Artı Gerçek'in yayına başlayışından bu yana Refik Erduran ve Barbro Karabuda'yı 2017'de, Mahmut Makal, Güneş Karabuda, Nebil Varuy, Ülkü Tamer ve Tektaş Ağaoğlu'nu 2018'de, Teslim Töre, Müşür Kaya Canpolat, Ataman Aksöyek, Garbis Altınoğlu ve Şeref Bakşık'ı 2019'da, Muzaffer Erdost'u 2020'de, Erol Toy, Demir Özlü, Ali Ertem, Doğan Akhanlı ve Yücel Sayman'ı 2021'de, Ahmet Tulgar ve Yalkın Özerden'i 2022'de, Osman Saffet Arolat, Orhan Erinç ve Rana Cabbar 'ı 2023'de, Yalçın Cerit, Celal Başlangıç, Genco Erkal, Tarık Ziya Ekinci, Babür Kuzucuoğlu'nu 2024'te, Altan Öymen, Ergün Sönmez ve Mugaffer Erdoğan'ı 2025'de, Hüseyin Aykol'u 2026'da kaybettik.

Yaşamın karşı konulamaz gerçekliği...

Sürgünde tam 55 yıldır tüm güçlüklere ve engellemelere rağmen yürüttüğümüz çok boyutlu çalışmayı aynı ritm ve yoğunlukta sürdürmemizin mümkün olmadığının bilincindeyiz.

Ömrümüzün son bölümünde çalışmalarımızı, sağlık durumumuz elverdiğince, arşivimizi geliştirmeye hasretmek zorundayız.

Bu nedenlerledir ki, Artı Gerçek'e yazılarımı bundan böyle, şimdiye kadar olduğu gibi haftalık değil, daha aralıklı olarak sürdürmeye devam edeceğim.

Bittabi aktüalite gerektirdiğinde hemen yazmak kaydıyla...

Ortak yaşamımızın bu dönüm noktasında Artı Gerçek'e, Avrupa Demokrat'a ve görüşlerimizi yansıtan tüm yayınlara; İnci'den sonra yönetim sorumluluğunu üstlenmiş bulunan Iuccia Saponara ve Elise Thiry başta olmak üzere Güneş Atölyeleri ekibinin tümüne, Asya, Afrika ve Latin Amerika'dan gelerek Avrupa'nın kalbinde kültürlerinin zenginliğini ve yaratıcılığını yaşatan tüm dostlarımıza teşekkür ediyorum.

Ayrıca Brüksel Kürt Enstitüsü, Belçika Asuri Enstitüsü, Belçika Demokratik Ermeniler Derneği, Brüksel Halk Evi, Avrupa'da Adalet ve Demokrasi için Ermeni Federasyonu ve Belçika Ermeniler Komitesi'ne de özel olarak teşekkür etmek istiyorum.

Onlarla birlikte, hem ülkemizde hem de diasporada, Ankara rejiminin baskısına karşı on yıllardır ortak bir mücadele yürütüyor olmaktan gurur duyuyoruz ve birlikte ilerlemeye devam edeceğiz.

İlgili Sitenin Haberleri