Haber Detayı
CIA bastıramadı, FBI susturamadı... Engin Cezzar'ın kan kardeşi James Baldwin neden İstanbul'a geldi
James Baldwin’in hayatı, 20. yüzyılın ideolojik kırılmalarının tam içindeydi. Onun hikayesi, bir yazarın hem vitrine çıkarıldığı hem de yakından izlendiği; baskılarla keskinleşen bir kalemin, İstanbul’da beklenmedik bir nefes alanı bulmasının hikayesi…
1924’te Harlem’de doğan Baldwin, yoksul bir ailede büyüdü.
Gençlik yıllarında kilisede vaizlik yaptı; ancak siyah cemaatin dinsel söylem üzerinden disipline edilmesini sorguladığında bu yolu bıraktı. 1948’de Paris’e gitmesi bilinçli bir mesafe arayışıydı.
Amerika’yı uzaktan görebileceği, ırkçılığı ve toplumsal şiddeti daha berrak analiz edebileceği bir alan arıyordu… Yazarlık kimliği Paris’te olgunlaştı.CIA SAHNEYE ÇIKARII.
Dünya Savaşı sonrası dönemde kültür alanı ideolojik bir mücadele sahasına dönüşmüştü.
Yale Üniversitesi çevresinde şekillenen Amerikan Çalışmaları programı ve Norman Holmes Pearson gibi isimler, istihbarat geçmişi ile akademi arasındaki bağı temsil ediyordu.
Pearson’ın Stratejik Hizmetler Ofisi (OSS) deneyimi ve CIA’in kuruluş sürecindeki rolü, üniversite çevresinden istihbarat yapısına uzanan yolun göstergesiydi.Allen Dulles, Frank Wisner ve William Donovan (Wild Bill) gibi isimlerin öncülüğünde şekillenen kültürel strateji, ‘pozitif propaganda’ olarak adlandırılan bir yaklaşımı benimsiyordu.
Amaç, Amerikan yaşam tarzını ve liberal demokrasiyi Sovyet blokuna karşı entelektüel alanda savunmak ve dayatmaktı.Paris’te George Plimpton ve Peter Matthiessen’in kurduğu The Paris Review bu iklimde doğdu.
Matthiessen’in CIA ile bağlantısı daha sonra ortaya çıkacak; dergi uzun yıllar boyunca bu tartışmaların gölgesinde anılacaktı.
Yine bu dönemde Congress for Cultural Freedom (CCF) çatısı altında yayımlanan Encounter ve Fransızca kardeş yayın Preuves gibi dergiler, CIA’nın el attığı kültürel ağın parçasıydı.
CCF’nin CIA tarafından fonlandığı 1967’de kamuoyuna açıklandı.Baldwin bu dergilerde yazdı, metinleri Avrupa ve Amerika’da yayımlandı.
Ancak yazıları hiçbir zaman resmi bir çizginin taşıyıcısı olmadı.
Aksine, McCarthy döneminin baskı atmosferini, Amerika’daki ırk rejimini ve yapısal eşitsizliği sert biçimde eleştirdi.
Bu eleştirel ton, muhafazakar çevrelerin ve FBI’ın dikkatini çekti.
Baldwin ‘komünist’ olarak etiketlendi.
Soğuk Savaş atmosferinde bu etiket, çoğu zaman susturma aracına dönüşüyordu.Hem siyahi, hem eşcinsel, hem de bağımsız bir entelektüel olarak Baldwin sürekli bir ara yerde durdu.
Sivil haklar hareketinin içinde yer aldı; ancak hiçbir ideolojik kalıba bütünüyle yerleşmedi.
Bu gerilim yazılarını daha da keskinleştirdi.James BaldwinNEFES ALANI: İSTANBUL1960’lı yıllara gelindiğinde Baldwin’in hayatında yeni bir şehir belirdi: İstanbul.
Bu tercih, Paris’ten farklıydı.
Artık yalnızca Amerika’ya mesafe almak değil, temsil baskısından uzaklaşmak istiyordu.
Amerika’da sürekli ‘sözcü’ konumuna itilmekten yorulmuştu.
İstanbul bu anlamda ona düşünsel bir ara mekan sundu.Türkiye ile kurduğu bağın merkezinde Engin Cezzar ve Gülriz Sururi vardı.NEW YORK’TAN İSTANBUL’A UZANAN DOSTLUKBaldwin ile Engin Cezzar’ın tanışıklığı New York’ta, Actors Studio çevresinde başladı.
Cezzar, Baldwin’in ‘Giovanni’nin Odası’ eserinin tiyatro uyarlamasında rol almıştı.
Bu tanışıklık kısa sürede güçlü bir dostluğa dönüştü.
İki sanatçı, gençlik yıllarında kan kardeşi olduklarını söyleyecek kadar yakındı.Baldwin ile Cezzar arasındaki mektuplaşma yıllar boyunca sürdü.
Baldwin’in ölümünden sonra Engin Cezzar bu yazışmaları ve dostluklarına dair belgeleri bir araya getirerek Dost Mektupları adıyla yayımladı.Cezzar’ın eşi Gülriz Sururi de bu dostluğun içindeydi.Engin Cezzar, Gülriz Sururi, James BaldwinGülriz Sururi–Engin Cezzar Tiyatrosu ise Baldwin’in İstanbul’daki en somut üretim alanıydı.
Kanadalı oyun yazarı John Herbert’in cezaevi ortamında eşcinsel ilişkileri konu alan Düşenin Dostu (Fortune and Men’s Eyes) adlı oyununu İstanbul’da yönetti.
Oyun 1970’te sahnelendiğinde argo dili ve açık anlatımı nedeniyle tartışma yarattı.
İstanbul Valiliği tarafından yasaklandı; ancak kısa süre sonra yeniden sahnelendi ve on binlerce izleyiciye ulaştı.Yasak kararını öğrenen Baldwin’in New York’tan İstanbul’a dönmesi, şehre kurduğu bağın göstergesiydi.COĞRAFYALARIN BULUŞMASIBaldwin’in İstanbul’daki çevresi tiyatroyla sınırlı değildi.
Yaşar Kemal ile kurduğu ilişki, iki farklı coğrafyanın deneyimlerini buluşturdu.
Kemal’in, Baldwin’i Türkiye bağlamında ırksal bir kategoriye sıkıştırmadan değerlendirmesi, dönemin algı dünyasına dair önemli bir örnek olarak anılır.Baldwin İstanbul’da Boğaz kıyısındaki evlerde kaldı; Robert Kolej çevresinde vakit geçirdi.
Şehri ideolojik bir sahne olarak değil, düşünsel bir ara mekan olarak yaşadı.
Amerika’daki mücadeleyi uzaktan izledi ancak zihninden hiç çıkarmadı.1960’ların İstanbul’u, Baldwin’in hayatında kısa ama belirleyici bir perdeydi.James Baldwin 1987’de Fransa’da hayatını kaybetti.
İstanbul ise, Soğuk Savaş’ın gölgesinde izlenen, etiketlenen ama yazmaktan vazgeçmeyen bir entelektüelin, bir süreliğine nefes alabildiği şehir olarak hafızalara kazındı.Cemile Y.
Çetin Odatv.com