Haber Detayı
ASO Başkanı Seyit Ardıç: İşverenlerin yüzde 72’si nitelikli çalışan bulamıyor
Ankara Sanayi Odası Başkanı Seyit Ardıç, Türkiye’de üniversiteye erişim ve mezun sayısının arttığını söyledi. Ardıç, “Uluslararası göstergelere göre işverenlerimizin yüzde 72’si aradığı nitelikte çalışan bulamıyor. Çok ilginçtir ki hem diploma bolluğunu hem de yetenek kıtlığını aynı anda yaşıyoruz” dedi.
Ferit PARLAKAnkara Sanayi Odası’nın ASO) şubat ayı meclis toplantısı, Oda binasında gerçekleştirildi.
Meclis toplantısında konuşan ASO Başkanı Seyit Ardıç, YÖK Başkanı Prof.
Dr.
Erol Özvar’ın üniversite kontenjanlarının azaltılacağı yönündeki açıklamalarını çok değerli bulduklarını söyledi.
Ardıç, “Sayın Özvar, iş gücü piyasasında karşılığı zayıflayan programların kontenjanlarının düşürüleceğini, uygulamalı programlara kontenjan vermeye devam edeceklerini söyledi.
Kamuoyu oluşturmak için defalarca gündeme getirdiğimiz bir konuda somut adımların atılması ülkemiz adına sevindirici” şeklinde konuştu.“Sadece kontenjan düşürmek yetmez”Sadece kontenjan düşürmenin yeterli olmayacağını da vurgulayan Ardıç, “Bu süreci, sanayimizin ihtiyaç duyduğu nitelikli teknik eleman profilini yetiştirecek müfredat reformlarıyla desteklemeliyiz.
Atılan bu adımın, üretimde ihtiyacımız olan nitelikli insan kaynağı sorunumuza çözüm olmasını bekliyoruz.
Üretimin, sanayinin ve sahanın sesine kulak verilerek yapılan bu planlamalar devam etmeli” dedi.Dönüşüm ve rekabetin merkezinde insan kaynağının olduğunun altını çizen Ardıç, “Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, onu kullanacak, dönüştürecek olan nitelikli insan gücüdür.
İşte bu noktada hepimizin ortak sorunu olan eğitim-iş gücü uyumsuzluğu.
Bir tarafta diplomalar hızla çoğalıyor, diğer tarafta sanayicinin karşısına “aranan nitelik bulunamadı” uyarısı çıkıyor; aynı anda iki farklı gerçeklik yaşıyoruz” şeklinde konuştu.Bugün Türkiye’de 129’u devlet, 79’u vakıf olmak üzere toplam 208 üniversitede yaklaşık 7 milyon öğrencinin olduğuna dikkat çeken Ardıç, "Peki mezunlarımız iş bulabiliyor mu?
Bulduğu iş eğitim aldığı alanla örtüşüyor mu?
TÜİK’e göre 2025’te lisans mezunlarının kayıtlı istihdam oranı yüzde 69,4, ancak kendi alanında çalışma oranı sadece yüzde 56,1.
Yani her iki mezundan biri okuduğu alanda çalışmıyor.
Eurostat verilerine göre Türkiye, üniversite mezunu işsizliğinde yüzde 10,3 ile en yüksek ülkelerden; OECD ortalaması ise yüzde 4,9.
Ülkemizde üniversite mezunu işsizliği genel işsizliğin üzerinde.”“430 kişiye bir avukat düşüyor”Uluslararası göstergelere göre işverenlerin yüzde 72’sinin aradığı nitelikte çalışan bulamadığını kaydeden Ardıç, “Çok ilginçtir ki hem diploma bolluğunu hem de yetenek kıtlığını aynı anda yaşıyoruz.
Örneğin Toplum Çalışmaları Enstitüsü’nün Hukuk Fakülteleri Raporu, sayısal artışın kaliteyi nasıl düşürdüğünü gösteriyor: 89 hukuk fakültesinin 67’si son 25 yılda kurulmuş.
Avukat sayımız 1998’de 36 bin iken 2024’te 199 bini aşmış, 26 yılda 5 kat artmış.
Avukat başına düşen nüfus 15 yılda 1095’ten 430’a gelmiş.
Yani 430 kişiye bir avukat düşüyor ülkemizde.
Ve binlerce avukat işsiz” ifadelerini kullandı.“Avrupa’da pay kaybı kaçınılmaz”Bugün mesele sadece konjonktürün değil, dünya ticaretinin kural setinin değiştiğini vurgulayan Ardıç, “Yeşil Mutabakat ve Sınırda Karbon Düzenlemesi gibi yeni nesil ticaret kuralları artık bir tercih değil, zorunluluk.
Eğer bu yeni kural setine hızla uyum sağlamazsak, en büyük pazarımız Avrupa’da pay kaybı kaçınılmaz olacak.
İçeride ise maliyet baskısı yatırım iştahını zorluyor.
Artan enerji ve işçilik maliyetleri, finansmana erişimdeki zorluklarla birleşince işletmelerimizin üzerindeki yük iyice artıyor.
Sanayicimizin üzerindeki bu yükün hafifletilmesi, üretim çarklarının durmaması için hayati önem taşıyor.
Bu iki dalgayı aynı anda yönetemezsek rekabet gücümüz aşınır” dedi.“Ticaret artık 'kimlik kontrolü' ile yapılıyor”Son dönemde küresel ticaretin yeniden yapılandığını dile getiren Ardıç şunları söyledi:“ABD-Çin hattında doğrudan ticaret zayıflarken, üretim ve tedarik ilişkileri Güneydoğu Asya, Avrupa Birliği ve diğer ara merkezler üzerinden yeniden kurgulanıyor.
Ticaret ve tedarik zincirleri yön değiştiriyor, yeni rotalara yöneliyor.
Mallar aynı yere gitse bile başka ülkeler üzerinden, yeni lojistik yollarla ve farklı kurallarla taşınıyor.
Yani ticaret yeni güzergâhlardan ilerliyor.
Mal aynı limana gidiyor; ama pasaportu, aktarması ve kontrol noktaları değişiyor.
Kısacası, ticaret artık “kargo” değil, bir çeşit “kimlik kontrolü” meselesi.”“Bekleyen değil, adapte olabilen kazanacak”AB’nin tedarikçi havuzu genişledikçe, tedarikçiler arasındaki rekabet daha da sertleşeceğini savunan Ardıç, yakın dönemde AB pazarında Hindistan menşeli ürünlerin maliyet ve ölçek avantajıyla daha güçlü konuma gelmesinin olası olduğunu bildirdi.
Ardıç, “Anlaşmayla birlikte önümüzdeki 5-10 yıl içinde makine, elektrik ekipmanları, uzay ve uçak araçları, optik tıbbi cihazlar, plastik, kimyasallar, motorlu taşıtlar, demir-çelik ve ilaç gibi birçok sektörde gümrük vergileri sıfırlanacak.
Bu gelişme, Avrupalı üreticilere daha geniş bir tedarikçi ağı sunarken, bizim gibi üçüncü ülkelerin rekabetini doğrudan etkileyecek.
Bu tablo, Türkiye için yeni bir rekabet ortamı doğuruyor: Kurallar değişiyor, rakipler çoğalıyor ve bekleyenin değil, adapte olanın kazandığı bir dönem başlıyor” diye konuştu.Ardıç sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye, 2025 sonu itibarıyla Avrupa Birliği ile 232 milyar doları aşan ticaret hacmiyle Birliğin en büyük beşinci ticaret ortağı konumunda.
Bu pazara Hindistan’ın dahil olması, onun ham madde çeşitliliği, geniş insan kaynağı ve ölçek avantajıyla rekabeti belirgin biçimde artıracak.
Bu tablo, özellikle fiyat rekabetinin yüksek olduğu sektörlerde yerli üreticimiz üzerinde ciddi baskı oluşturabilir.Bu anlaşma, küresel ekonomide yeni bir dönemin işaretidir: Düşük tarifeden çok yüksek standartların, ucuz maliyetten çok yüksek uyumun belirleyici olduğu bir dönem.
Türkiye bu sürecin dışında kalamaz.
Kalmamalıdır.
Bu nedenle çağrımız nettir: Bir yandan Gümrük Birliği güncellenmeli ve üçüncü ülkelerle yapılan anlaşmaların Türkiye’ye etkilerini dengeleyecek mekanizmalar süratle devreye alınmalı; diğer yandan “ticaret sapması” riskine karşı menşe kuralları ve ilgili hukuki araçlar teknik ve sağlam bir zeminde işletilmelidir.”“Mevcut program sanayi üretimi ve tarımı baskılıyor”ASO Başkanı Seyit Ardıç, mevcut programın sanayi ve tarımda üretimi baskılayan yapısının riski büyüttüğünü dile getirdi.
Ardıç, “Unutmayalım; üretim ve ihracat zayıflarsa, enflasyon bu kez arz yönlü yeni bir şokla artabilir.
Son dönemde, en önemli dış pazarlarımızdaki durgunluk ihracat potansiyelimizi sınırlarken, iç talep de zayıflıyor.
Finansmandaki sıkılaşmayla birleşince sanayi üretiminde daralma ve ihracat büyümesinde yavaşlama yaşıyoruz” dedi.İstihdam verilerini de değerlendiren Ardıç, “Sürdürülebilir kalıcı istihdam ancak sanayi gibi üretime dayalı sektörlerde yaratılabilir.
Bu nedenle istihdam politikasını sadece “toplam sayı” üzerinden değil, niteliği ve sektör kompozisyonu üzerinden de değerlendirmek zorundayız.
Aynı şekilde ithalat ihracat rakamlarına da farklı açıdan bakmalıyız.
Özellikle tüketim malları ithalatındaki artış, cari dengeyi ve enflasyonla mücadeleyi zorlaştırıyor.
Çözüm; rekabet gücünü artırmak, verimliliği yükseltmek ve yüksek katma değerli üretimle sürdürülebilir ihracat artışı yakalamaktır” ifadelerini kullandı.