Haber Detayı

ASO Başkanı Seyit Ardıç: İşverenlerin yüzde 72’si nitelikli çalışan bulamıyor
İş dünyası dunya.com
26/02/2026 00:00 (1 saat önce)

ASO Başkanı Seyit Ardıç: İşverenlerin yüzde 72’si nitelikli çalışan bulamıyor

Ankara Sanayi Odası Başkanı Seyit Ardıç, Türkiye’de üniversiteye erişim ve mezun sayısının arttığını söyledi. Ardıç, “Uluslararası göstergelere göre işverenlerimizin yüzde 72’si aradığı nitelikte çalışan bulamıyor. Çok ilginçtir ki hem diploma bolluğunu hem de yetenek kıtlığını aynı anda yaşıyoruz” dedi.

Ferit PARLAKAnkara Sanayi Odası’nın ASO) şubat ayı meclis toplantısı, Oda binasın­da gerçekleştirildi.

Meclis top­lantısında konuşan ASO Baş­kanı Seyit Ardıç, YÖK Başkanı Prof.

Dr.

Erol Özvar’ın üniver­site kontenjanlarının azaltıla­cağı yönündeki açıklamalarını çok değerli bulduklarını söyle­di.

Ardıç, “Sayın Özvar, iş gücü piyasasında karşılığı zayıflayan programların kontenjanları­nın düşürüleceğini, uygulamalı programlara kontenjan vermeye devam edeceklerini söyledi.

Ka­muoyu oluşturmak için defalar­ca gündeme getirdiğimiz bir ko­nuda somut adımların atılması ülkemiz adına sevindirici” şek­linde konuştu.“Sadece kontenjan düşürmek yetmez”Sadece kontenjan düşürme­nin yeterli olmayacağını da vur­gulayan Ardıç, “Bu süreci, sa­nayimizin ihtiyaç duyduğu ni­telikli teknik eleman profilini yetiştirecek müfredat reform­larıyla desteklemeliyiz.

Atılan bu adımın, üretimde ihtiyacımız olan nitelikli insan kaynağı so­runumuza çözüm olmasını bek­liyoruz.

Üretimin, sanayinin ve sahanın sesine kulak verilerek yapılan bu planlamalar devam etmeli” dedi.Dönüşüm ve rekabetin mer­kezinde insan kaynağının oldu­ğunun altını çizen Ardıç, “Tek­noloji ne kadar gelişirse gelişsin, onu kullanacak, dönüştürecek olan nitelikli insan gücüdür.

İşte bu noktada hepimizin ortak so­runu olan eğitim-iş gücü uyum­suzluğu.

Bir tarafta diplomalar hızla çoğalıyor, diğer tarafta sa­nayicinin karşısına “aranan ni­telik bulunamadı” uyarısı çıkı­yor; aynı anda iki farklı gerçeklik yaşıyoruz” şeklinde konuştu.Bugün Türkiye’de 129’u dev­let, 79’u vakıf olmak üzere top­lam 208 üniversitede yaklaşık 7 milyon öğrencinin olduğuna dikkat çeken Ardıç, "Peki me­zunlarımız iş bulabiliyor mu?

Bulduğu iş eğitim aldığı alan­la örtüşüyor mu?

TÜİK’e göre 2025’te lisans mezunlarının ka­yıtlı istihdam oranı yüzde 69,4, ancak kendi alanında çalışma oranı sadece yüzde 56,1.

Yani her iki mezundan biri okuduğu alan­da çalışmıyor.

Eurostat verileri­ne göre Türkiye, üniversite me­zunu işsizliğinde yüzde 10,3 ile en yüksek ülkelerden; OECD or­talaması ise yüzde 4,9.

Ülkemiz­de üniversite mezunu işsizliği genel işsizliğin üzerinde.”“430 kişiye bir avukat düşüyor”Uluslararası göstergelere gö­re işverenlerin yüzde 72’sinin aradığı nitelikte çalışan bulama­dığını kaydeden Ardıç, “Çok il­ginçtir ki hem diploma bolluğu­nu hem de yetenek kıtlığını aynı anda yaşıyoruz.

Örneğin Top­lum Çalışmaları Enstitüsü’nün Hukuk Fakülteleri Raporu, sa­yısal artışın kaliteyi nasıl düşür­düğünü gösteriyor: 89 hukuk fa­kültesinin 67’si son 25 yılda ku­rulmuş.

Avukat sayımız 1998’de 36 bin iken 2024’te 199 bini aş­mış, 26 yılda 5 kat artmış.

Avu­kat başına düşen nüfus 15 yılda 1095’ten 430’a gelmiş.

Yani 430 kişiye bir avukat düşüyor ülke­mizde.

Ve binlerce avukat işsiz” ifadelerini kullandı.“Avrupa’da pay kaybı kaçınılmaz”Bugün mesele sadece kon­jonktürün değil, dünya ticareti­nin kural setinin değiştiğini vur­gulayan Ardıç, “Yeşil Mutabakat ve Sınırda Karbon Düzenlemesi gibi yeni nesil ticaret kuralları artık bir tercih değil, zorunluluk.

Eğer bu yeni kural setine hızla uyum sağlamazsak, en büyük pazarımız Avrupa’da pay kaybı kaçınılmaz olacak.

İçeride ise maliyet baskısı yatırım iştahını zorluyor.

Artan enerji ve işçilik maliyetleri, finansmana erişim­deki zorluklarla birleşince işlet­melerimizin üzerindeki yük iyi­ce artıyor.

Sanayicimizin üze­rindeki bu yükün hafifletilmesi, üretim çarklarının durmaması için hayati önem taşıyor.

Bu iki dalgayı aynı anda yönetemezsek rekabet gücümüz aşınır” dedi.“Ticaret artık 'kimlik kontrolü' ile yapılıyor”Son dönemde küresel ticare­tin yeniden yapılandığını dile getiren Ardıç şunları söyledi:“ABD-Çin hattında doğru­dan ticaret zayıflarken, üretim ve tedarik ilişkileri Güneydo­ğu Asya, Avrupa Birliği ve diğer ara merkezler üzerinden yeni­den kurgulanıyor.

Ticaret ve te­darik zincirleri yön değiştiriyor, yeni rotalara yöneliyor.

Mallar aynı yere gitse bile başka ülke­ler üzerinden, yeni lojistik yol­larla ve farklı kurallarla taşını­yor.

Yani ticaret yeni güzergâh­lardan ilerliyor.

Mal aynı limana gidiyor; ama pasaportu, aktar­ması ve kontrol noktaları değişi­yor.

Kısacası, ticaret artık “kar­go” değil, bir çeşit “kimlik kont­rolü” meselesi.”“Bekleyen değil, adapte olabilen kazanacak”AB’nin tedarikçi havuzu ge­nişledikçe, tedarikçiler arasın­daki rekabet daha da sertleşe­ceğini savunan Ardıç, yakın dö­nemde AB pazarında Hindistan menşeli ürünlerin maliyet ve öl­çek avantajıyla daha güçlü konu­ma gelmesinin olası olduğunu bildirdi.

Ardıç, “Anlaşmayla bir­likte önümüzdeki 5-10 yıl için­de makine, elektrik ekipmanları, uzay ve uçak araçları, optik tıb­bi cihazlar, plastik, kimyasallar, motorlu taşıtlar, demir-çelik ve ilaç gibi birçok sektörde güm­rük vergileri sıfırlanacak.

Bu ge­lişme, Avrupalı üreticilere daha geniş bir tedarikçi ağı sunarken, bizim gibi üçüncü ülkelerin re­kabetini doğrudan etkileyecek.

Bu tablo, Türkiye için yeni bir re­kabet ortamı doğuruyor: Kural­lar değişiyor, rakipler çoğalıyor ve bekleyenin değil, adapte ola­nın kazandığı bir dönem başlı­yor” diye konuştu.Ardıç sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye, 2025 sonu itibarıy­la Avrupa Birliği ile 232 milyar doları aşan ticaret hacmiyle Bir­liğin en büyük beşinci ticaret ortağı konumunda.

Bu pazara Hindistan’ın dahil olması, onun ham madde çeşitliliği, geniş in­san kaynağı ve ölçek avantajıy­la rekabeti belirgin biçimde ar­tıracak.

Bu tablo, özellikle fiyat rekabetinin yüksek olduğu sek­törlerde yerli üreticimiz üzerin­de ciddi baskı oluşturabilir.Bu anlaşma, küresel ekonomide ye­ni bir dönemin işaretidir: Düşük tarifeden çok yüksek standartla­rın, ucuz maliyetten çok yüksek uyumun belirleyici olduğu bir dönem.

Türkiye bu sürecin dı­şında kalamaz.

Kalmamalıdır.

Bu nedenle çağrımız nettir: Bir yan­dan Gümrük Birliği güncellen­meli ve üçüncü ülkelerle yapılan anlaşmaların Türkiye’ye etkile­rini dengeleyecek mekanizmalar süratle devreye alınmalı; diğer yandan “ticaret sapması” riskine karşı menşe kuralları ve ilgili hu­kuki araçlar teknik ve sağlam bir zeminde işletilmelidir.”“Mevcut program sanayi üretimi ve tarımı baskılıyor”ASO Başkanı Seyit Ardıç, mevcut programın sanayi ve tarımda üretimi baskılayan yapısının riski büyüttüğünü dile getirdi.

Ardıç, “Unutmayalım; üretim ve ihracat zayıflarsa, enflasyon bu kez arz yönlü yeni bir şokla artabilir.

Son dönemde, en önemli dış pazarlarımızdaki durgunluk ihracat potansiyelimizi sınırlarken, iç talep de zayıflıyor.

Finansmandaki sıkılaşmayla birleşince sanayi üretiminde daralma ve ihracat büyümesinde yavaşlama yaşıyoruz” dedi.İstihdam verilerini de değerlendiren Ardıç, “Sürdürülebilir kalıcı istihdam ancak sanayi gibi üretime dayalı sektörlerde yaratılabilir.

Bu nedenle istihdam politikasını sadece “toplam sayı” üzerinden değil, niteliği ve sektör kompozisyonu üzerinden de değerlendirmek zorundayız.

Aynı şekilde ithalat ihracat rakamlarına da farklı açıdan bakmalıyız.

Özellikle tüketim malları ithalatındaki artış, cari dengeyi ve enflasyonla mücadeleyi zorlaştırıyor.

Çözüm; rekabet gücünü artırmak, verimliliği yükseltmek ve yüksek katma değerli üretimle sürdürülebilir ihracat artışı yakalamaktır” ifadelerini kullandı.

İlgili Sitenin Haberleri