Haber Detayı

Gazeteci Alican Uludağ'ın Tutukluluğuna İtiraz Edildi
Güncel haberler.com
23/02/2026 16:54 (1 saat önce)

Gazeteci Alican Uludağ'ın Tutukluluğuna İtiraz Edildi

Tutuklu gazeteci Alican Uludağ'ın avukatları, İstanbul 9. Sulh Ceza Hakimliği'nin verdiği tutuklama kararına itiraz etti. Dilekçede, tutuklama kararının Anayasa Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Yargıtay içtihatlarına aykırı olduğu savunuldu.

(İSTANBUL) - Tutuklu gazeteci Alican Uludağ'ın avukatları, İstanbul 9.

Sulh Ceza Hakimliği'nin verdiği tutuklama kararına itiraz etti.

Dilekçede, tutuklama kararının Anayasa Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Yargıtay içtihatlarına aykırı olduğu savunuldu.İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, gazeteci Alican Uludağ hakkında X hesabı üzerinden yaptığı paylaşımlar nedeniyle "cumhurbaşkanına alenen hakaret" ve "yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" suçlamalarıyla resen soruşturma başlattı.

Evinden gözaltına alınan Uludağ, İstanbul 9.

Sulh Ceza Hakimliği tarafından "cumhurbaşkanına hakaret" suçlamasıyla 20 Şubat'ta tutuklandı.Uludağ'ın avukatları, İstanbul 9.

Sulh Ceza Hakimliği'nin verdiği tutuklama kararına itiraz etti.

Dilekçede, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ve Terör Suçları Soruşturma Bürosu'nun soruşturma yapma yetkisinin bulunmadığı vurgulandı.

Dilekçede, şu ifadelere yer verildi:"Müvekkil Alican Uludağ 18 yıldır Ankara'da yaşayan ve ikameti sabit olan, mesaisini adliyelerde ve yüksek yargı birimlerinde icra eden deneyimli bir yargı muhabiri ve gazetecidir. 19 Şubat 2026 günü saat 10.15'te Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yayınladığı basın açıklamasını alıntılayarak X isimli sosyal medya hesabından bir paylaşım yapmıştır.

Müvekkilin alıntıladığı basın açıklamasında, 'Casperlar' olarak bilinen suç örgütüne ilişkin soruşturmada elde edilen delillerden bazı kamu görevlilerinin örgüt hiyerarşisi içerisinde hareket ederek adli soruşturmalara ilişkin bilgileri örgüt yöneticilerine ilettiklerinin tespit edildiği ve 17 şüpheli hakkında gözaltı kararı verildiği belirtilmektedir.

Müvekkilimiz de bu basın açıklamasını alıntılayarak; 'mafyanın sadece üyeleri yok; aynı zamanda siyasetçileri, bürokratları, hakimleri, savcıları ve polisleri var...' şeklinde bir paylaşım yapmıştır."Söz konusu paylaşımın hemen arkasından, aynı gün içinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosunca müvekkil hakkında TCK'nın 301. maddesi kapsamında resen soruşturma başlatılmış ve yine aynı gün Adalet Bakanlığından soruşturma izni alınmıştır.

Müvekkilin 19 Şubat 2026 günlü paylaşımının ve TCK'nın 301. maddesindeki suçlamanın, soruşturmanın İstanbul'da açılıp yürütülmesi için yeterli olmayacağını düşünen savcılık müvekkilin sosyal medya hesabı üzerinde araştırma yaptırarak tamamı 2025 yılına ait olan 22 adet sosyal paylaşımını da dosyaya dahil etmiş ve müvekkile TCK'nın 299 ve 217/A maddelerindeki suçlamaları da yöneltmiştir.

Ancak ne terör suçları bürosunun ne de İstanbul'daki herhangi bir savcılığın Ankara'da yerleşik olan, soruşturma konusu edilen paylaşımları Ankara'da yapan müvekkil hakkında soruşturma yürütmesi hukuken mümkündür.

Savcılığın TCK'nın 299. maddesini gerekçe göstererek kendisini yetkili saymasının da hukuki uyar bir yanı yoktur. "Savcılığın suç tarihini 19 Şubat olarak göstermesi..." Soruşturma yürütmeye dahi yetkili olmayan İstanbul Terör Suçları Savcılığı, Ankara'da yaşayan müvekkilin ifadesini almak için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına talimat yazmak yerine İstanbul'a getirilmesini istemiştir.

Müvekkil akşam 20.00 civarında evine gelen polis memurlarınca ikametinden alınarak İstanbul'a getirilmiş ve ertesi gün sabah saatlerinde savcılıkta ifade vermiştir.Soruşturma, TCK'nın 301. maddesi gerekçesiyle resen başlatmış olmasına rağmen müvekkil yalnızca TCK'nın 299. maddesinde düzenlenen 'cumhurbaşkanına hakaret' suçundan tutuklamaya sevk etmiştir.

Bu suçlamaya gerekçe gösterilen 13 adet paylaşımın tamamı 2025 yılına ait olmasına rağmen tutuklamaya sevk yazısında gerçeğe aykırı bir biçimde suç tarihi olarak 19 Şubat 2026 tarihi yazılmıştır.

Savcılığın suç tarihini 19 Şubat olarak göstermesi, soruşturmayı kendisinin yürütmesine hukuki bir dayanak yaratma çabasından ibaret olup hukuka açıkça aykırıdır.Müvekkile isnat edilen tek eylem yaptığı sosyal medya paylaşımlarıdır.

Müvekkilin Ankara'da yerleşik olması ve yine Ankara'da yakalanması karşısında; İstanbul Savcılığının kendisini niçin yer yönünden yetkili saydığını anlamak mümkün değildir.

Anayasa'nın 37. maddesinde 'hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz' şeklinde tanımlanan kanuni hakim güvencesi, Anayasa'nın 36 ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesi ile güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındadır. "İstanbul Savcılığı görev yönünden de yetkisizdir" Anayasa'nın 141. maddesinin son fıkrasında ise davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevi olduğu belirtilmiştir.

Bu temel ilkelerin yanında CMK 12 ve 161 ile 5235 sayılı Kanun'un 21. maddesi uyarınca, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yapacağı tek işlem re'sen açtığı dosyayı Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına yollamaktır.

Bu arada belirtmek gerekir ki müvekkile yönelik isnadın (TCK 217/A, 299, 301) terör suçlarıyla da hiçbir ilgisi olmayıp İstanbul Savcılığı görev yönünden de yetkisizdir.Ceza yargılaması hukukunun en temel usul kurallarının bu denli keyfi biçimde çiğnenmesine izin verilmesi, tüm Türkiye'de temel hak ve özgürlükleri tehlikeye atan bir durumdur.

Soruşturmayı başlatan savcının yaklaşımı bir kez kabul edilecek olursa Türkiye'nin herhangi bir yerindeki, herhangi bir savcının dilediği kişinin özgürlüğüne müdahale etmesinin önü açılacaktır.

İtirazımızın kabul edilerek Anayasa'yı ayaklar altına alan bu yaklaşıma da son verilmesini talep ediyoruz." "Tutuklama kararının gerekçesi, soruşturma dosyasının içeriğine açıkça uymamaktadır" Dilekçede, hakimliğin verdiği tutuklama kararının gerekçesinin, suçlamaya konu edilen fiile, müvekkile yöneltilen suça, kanunda öngörülen ceza miktarına ve soruşturma dosyasının içeriğine açıkça uymadığı savunuldu.Tutuklama kararının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin tutuklama ve ifade özgürlüğüne ilişkin hükümleri ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin yerleşik içtihatlarına aykırı olduğu belirtilen dilekçede, kararın, Anayasa'nın kişi özgürlüğü ve güvenliği ile ifade özgürlüğünü düzenleyen hükümleri ile Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay'ın yerleşik kararlarıyla da çeliştiği belirtildi.

İlgili Sitenin Haberleri