Haber Detayı
Şirketlerin görünmeyen kaybı: Suistimal faturası cirodan yüzde 5 götürüyor
Cerebra’nın kurucu CEO’su Fikret Sebilcioğlu, şirketlerde yaşanan suistimallerin yalnızca mali kayıp değil, itibar ve operasyonel kriz anlamına geldiğini belirtti. ACFE’nin 2024 raporuna göre, kurumlar yıllık cirolarının yüzde 5’ini suistimal nedeniyle kaybediyor. Türkiye’ye uyarlanan tablo ise yaklaşık 70 milyar dolarlık bir kayba işaret ediyor.
Sevilay ÇOBANsevilay.coban@dunya.comŞirketlerin gündeminde büyüme, yatırım, finansmana erişim ve verimlilik kadar kritik ancak çoğu zaman görünmez bir risk daha var: kurumsal suistimal.
Para çalma, stok kaybı, fatura şişirme, çıkar çatışması, rüşvet ve yolsuzluk gibi etik dışı davranışlar; yalnızca bilançolarda “küçük kaçaklar” olarak değil, kimi zaman milyonlarca dolarlık kayıplarla ve ciddi itibar hasarıyla sonuçlanıyor.
Kurumsal suistimal inceleme ve önleme alanında faaliyet gösteren bir girişim olan Cerebra’nın CEO’su Fikret Sebilcioğlu, Türkiye’de şirketlerin bu konuda hâlâ yeterince proaktif olmadığına dikkat çekti.
Aynı zamanda TEİD (Etik İtibar Derneği) Yönetim Kurulu Üyesi olan Fikret Sebilcioğlu, suistimal riskinin çoğu kurumda “başına gelene kadar fark edilmeyen” bir tehdit olduğunun altını çizerek, profesyonel ve bağımsız soruşturma mekanizmalarının artık bir tercih değil, kurumsal sürdürülebilirliğin zorunlu bir parçası haline geldiğini söyledi.“Kurumsal dedektiflik” yapan girişim Denetim dünyasının merkezinden çıkıp niş bir alanda uzmanlaşan bir girişim modeli sunan Cerebra, Türkiye’de kurulu yabancı sermayeli şirketlere hizmet veriyor.
Sebilcioğlu, 15 yıl sektör lideri bir şirkette bağımsız denetçilik yaptıktan sonra Cerebra’yı kurduğunu anlatarak, pazardaki iddiasını şu sözlerle tanımladı: “Türkiye’de bu alanda hizmet veren tek bağımsız Türk girişimi olmak.” Tamamı Türkiye merkezli yapı olduklarını kaydeden Sebilcioğlu, 15 kişilik bir ekip ile “kurumsal dedektiflik” olarak tanımlanan alanda çalıştıklarını ifade etti.Sebilcioğlu, suistimalin yalnızca maddi kayıp yaratmadığına vurgu yaparken, şirketin satın alma, finans, muhasebe, insan kaynakları gibi kritik süreçlerinde aksamalara neden olan suistimalin, kurum içi güveni de zedelediğine işaret etti. “Daha da önemlisi, birçok vakada kamuoyuna yansıma riski nedeniyle şirketler hukuki süreç başlatmaktan kaçınıyor” diyen Sebilcioğlu, şöyle devam etti: “Uluslararası Suistimal İnceleme Uzmanları Derneği’nin (ACFE) 2024 Küresel Suistimal Raporu verileri, kurumların her yıl cirolarının ortalama yüzde 5’ini suistimal nedeniyle kaybettiğini ortaya koyuyor.
Bu oran Türkiye ölçeğine uyarlandığında, yaklaşık 70 milyar dolarlık bir kayba işaret ediyor.
Bu kayıp bir yerde fiyatlara yansıyor, yani tüketici de bu faturayı ödüyor.
Türkiye’de suistimal vakalarının en yoğun görüldüğü departmanlar arasında tedarik zinciri, muhasebe, finans ve insan kaynakları öne çıkıyor.Özellikle satın alma süreçlerinde tedarikçi ilişkileri üzerinden gelişen çıkar çatışmaları, şirketlere büyük maliyetler doğuruyor.
Stok hırsızlığı, ödeme manipülasyonu, fatura şişirme gibi yöntemler de sık görülen suistimal türleri arasında yer alıyor.”Vakaların yarısı ihbarla ortaya çıkıyor Cerebra’nın yaklaşımında “fraud” yani suistimal, üç temel unsurla tanımlanıyor.
Bir çalışanın işverenini aldatmak amacıyla kasıtlı bir eylemde bulunması veya ihmal göstermesi, bu eylemden haksız kazanç elde etmesi ve şirketin zarar görmesi.
Sebilcioğlu, “Kasten, yalan söyleyerek birinin kazanç elde etmesi ve diğerinin kaybetmesi suistimalin temelini oluşturuyor.
Vakaların yarısı ihbarla ortaya çıkıyor.
Yüzde 15’i ise iç denetimle, %15’i ise yöneticilerin raporlarıyla belirleniyor.
Bu tablo, şirketlerde ihbar sistemlerinin yalnızca bir prosedür değil, kritik bir risk yönetimi aracı olduğunu gösteriyor.
Ancak Türkiye’de birçok kurum hâlâ ‘ihbar’ kavramını ispiyonculukla karıştırıyor ve çalışanların güvenle bildirim yapabileceği bir ‘speak up kültürü’ oluşturmakta zorlanıyor” dedi.Dijital delil dönemi: e-posta, telefon, bilgisayar Sebilcioğlu, soruşturma sürecinde en kritik aşamalardan birinin dijital delil incelemesi olduğuna işaret ederek, şu bilgileri verdi: “Satın alma, satış ve ödeme süreçlerindeki belgeler kadar, e-posta yazışmaları, şirket telefonları ve bilgisayarlar üzerinden yürütülen analizler de vakaların çözümünde belirleyici oluyor.
KVKK hassasiyeti nedeniyle incelemeler, anahtar kelimeler üzerinden ve sınırlı şekilde yürütülüyor.
Dijital veri, bugün suistimalin hem izini sürüyor hem de suistimalciler tarafından manipülasyon aracı olarak kullanılabiliyor.
ABD’de yapılan bir araştırmaya göre sahte belgelerin %14’ü yapay zekâ ile üretiliyor.
Muhtemelen bu oranın kısa sürede artacak.
O nedenle, şirketler veri analitiği ve yapay zekâ yalnızca verimlilik değil, güvenlik amaçlı da kullanmalı.”“Şafak baskını”yla yüzleşme aşaması Şirket için de suistimal oluştuğuna yönelik güçlü kanıt ortaya çıktığında ‘şafak baskını’ olarak tanımlanan ‘yüzleşme’ aşamasına geçildiğini anlatan Sebilcioğlu, bu görüşmenin avukat eşliğinde yapıldığını aktardı.
Sebilcioğlu, “Cerebra olarak bugüne kadar yaklaşık 300 suistimal vakası yürüttük.
En büyük dosyalarımızdan birinde suistimalin büyüklüğü 300 milyon doların üzerindeydi.
Bir diğer vakada ise 12 milyon dolarlık kayıp geri alındı” diye konuştu.
Sebilcioğlu, %100 Türk şirketlerinin ise genellikle suiistimal konusunda bir talebe sahip olmadıklarına dikkat çekerek, “Şirketler ihtiyaçlarının farkında değillerdir veya kurucularının ‘etik yolculuğuna’ güveniyorlar” ifadesini kullandı.Şirketler neden yargıya gitmiyor?
ACFE 2024 raporuna göre, suistimal vakalarının hukuki mercilere taşınmamasının arkasında üç temel neden var; şirket içi disiplin yaptırımları yeterli görülmesinin oranı %49, itibar riski endişesi taşıyanların oranı %34’ü, faille mutabakat sağlanma oranı ise %24.
ACFE verilerine göre, suistimal vakalarında faillerin %75’i erkek, %25’i kadın.
Şirkette çalışma süresi de kritik bir risk göstergesi. 10 yıldan uzun süredir aynı kurumda çalışanların yol açtığı ortalama zarar 250 bin dolar seviyesinde.Çözüm: Etik kültür ve görev ayrımı Sebilcioğlu, suistimalin önlenmesinde temel yaklaşımın yalnızca “yakalamak” değil, sistem kurmak olduğunu vurgulayarak, “Öncelikli adımlar, çalışan farkındalığını artırmak, güvenli ihbar ortamı yaratmak, güçlü iç kontrol sistemleri kurmak, görev ayrımı ilkesini işletmek, etik liderliği kurumsal kültüre dönüştürmek olmalı.
Örneğin satın alma sürecinde talep, onay ve ödeme adımlarının tek bir kişide toplanması ciddi risk yaratıyor” dedi.