Haber Detayı

Bozulan 500 yıllık dünya düzeni ve Avrupa’nın önündeki üç büyük sorun
Haluk özdalga haber3.com
22/02/2026 15:57 (2 saat önce)

Bozulan 500 yıllık dünya düzeni ve Avrupa’nın önündeki üç büyük sorun

Haber3.com yazarı Haluk Özdalga yazdı: Bozulan 500 yıllık dünya düzeni ve Avrupa’nın önündeki üç büyük sorun

Çözülmekte olan, sadece ABD liderliğindeki 80 yıllık dünya düzeni değil, Batılıların 500 yıldır sürdürdüğü küresel hegemonya.Geçen haftaki Münih Güvenlik Konferansı’nı düzenleyenler, Trump’ın adeta bir “yıkım güllesi” gibi ABD’nin kendi kurduğu 80 yıllık düzeni yerle bir etmeye çalışmasını ana tema seçti.

Ama ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun yaklaşımı farklı oldu.

Belagati etkili içeriği agresif konuşmasında, Batı’nın 500 yıldır oluşturduğu küresel düzenin şimdi yüzleştiği bozulma tehdidi karşısında yapılması gerekenleri anlattı.Rubio geçmiş yüzyılların Avrupa sömürgeciliğini arsızca savundu. “Bozulan statüko” karşısına Amerika’nın gerekirse tek başına savaşacağını, “uluslararası hukuk soyutlamalarına” aldırmayacağını ilan etti.

Ancak tercihi, ortak bir kültürü paylaştıkları Avrupa’nın yanlarında durmasıydı:“İkinci Dünya Savaşı öncesine kadar, Batı beş yüzyıldır genişliyordu – (Batı Avrupa) sahillerinden okyanusları aşan akınlar düzenleyen misyonerleri, gezgin hacıları, askerleri, kaşifleri yeni kıtalara yerleşerek uçsuz bucaksız imparatorluklar kurmuş, bütün yerküreye yayılmışlardı…”“Şimdi müttefiklerimizin bozulmuş statükoya rasyonel açıklamalar getirmesini değil, bozulanı onarmak için gereken hesaplaşmayı kabullenmesini istiyoruz; çünkü Amerika’nın kibar olmak gibi, Batı’nın çöküşünün düzenli gerçekleşmesini yöneten uysal bekçi olmak gibi bir niyeti yok…”Bir süredir “bozulan statükoyu tamir” dönemini biraz daha iyi anlamaya katkı yapabilecek analizler sunmaya çalışıyorum.

Daha önce değindiğim iki konuyu bir kez daha kısaca vurgulayacağım.Rakiplerini geride bırakarak 1500’lerden itibaren küresel üstünlüğü ele geçiren niçin Avrupalılar oldu?Temel neden bazı ilkeler, değerler, ideolojiler değil, Avrupalı devletlerin savaş meydanında sahip olduğu askeri üstünlük idi.

Daha ayrıntılı bir incelemeyi kısa süre önce sunduk, burada sadece Amerikalı siyaset bilimci Samuel Huntington’un ünlü “Uygarlıklar Çatışması” eserindeki veciz ifadesini görelim:“Batı’nın dünyayı ele geçirmesi, fikirlerinin veya değerlerinin veya dininin üstünlüğü değil, örgütlü şiddeti uygulamadaki üstünlüğü ile oldu.

Batılılar sıklıkla bu olguyu unutur, ama Batılı olmayanlar asla unutmazlar” (vurgular bizim).İkinci husus, 500 yıldır Batı’da iç rejimlerin ve dış politikanın daima farklı ilkeler üzerine kurulu olmasıdır.

İkisi farklı alanlardır ve karıştırmamak gerekir.Yüzyıllar boyunca hukukun üstünlüğü, demokrasi, insan hakları gibi kavramların geliştirilmesine Batı öncülük yaptı ve kendi iç rejimlerinde değişen ölçülerde başarıyla uyguladı, ama o değerler diğer devletlerle ilişkilerde hiçbir zaman ön plandaki belirleyici olmadı.Bu gerçek, hem 1945 öncesinde Avrupalı devletlerin 450 yıl dünyanın değişik kıtalarında hegemonya inşa ettiği hem Amerika’nın son 80 yılda dünya liderliği yaptığı dönemde geçerlidir.Mesela hukukun üstünlüğü kavramının devletler arası ilişkilerdeki karşılığı uluslararası hukuktur.

Ama son 80 yılda uluslararası hukuku en az umursayan ülke Amerika oldu.

Yerine, hukuki karşılığı belirsiz “kurallara dayalı uluslararası düzen” kavramı öne sürüldü.Kanada Başbakanı Carney bile, kısa süre önce kurallara dayalı düzeni sahte bir oyun olarak niteledi.*     *     *Türkiye için çok yakın ilişkilere sahip olduğu Avrupa’daki gelişmeler önceliklidir.Avrupa özellikle üç alanda sorunlarla karşı karşıya.

Aşağıda sadece bazı başlıklar şeklinde özetlenen konuları, gelecek yazılarda daha ayrıntılı ele alacağız.i – Ukrayna krizi (Jeopolitik alan)Avrupalı seçkinler ve merkez partiler, az sayıda istisna dışında, Ukrayna’da barıştan değil savaşın devamından yana.

Bu tercihin çok sayıdaki göstergesine ilaveten en net kanıtı, Avrupalı hükümetlerin Moskova’yla görüşmeyi hâlâ reddetmesi.Amerika’da kasım ayında yapılacak ara seçimlere kadar mevcut barış görüşmeleri olumlu sonuçlanmazsa, Trump yönetimi barış girişimlerini muhtemelen sonlandıracak.

O durumda, Avrupa-Rusya savaşı ürkütücü derecede yüksek ihtimal olacaktır.Avrupa’nın askeri harcamaları artırmak ve stratejik özerklik kazanmak yanında, sıklıkla vurgulandığı gibi, yeni savunma mimarisine de ihtiyacı var.

En çetin husus, Avrupa’nın Rusya’ya karşı isabetli bir ortak duruş tanımlaması ki, hiç kolay bir görev değil.ii- Draghi reformları (Yapısal alan)Eski İtalya Başbakanı ve Avrupa Merkez Bankası Başkanı Mario Draghi (79) yetenekli ve etkili bir politikacı.Draghi 2024’te, Çin ile Amerika arasında sıkışan Avrupa ekonomisinin rekabet gücünü artırmayı hedefleyen kapsamlı bir rapor açıkladı.

Ukrayna savaşının getirdiği yükler Draghi’nin önerilerini daha da ivedi kıldı, AB raporu ciddiye aldı.Kısa süre önce Belçika’da yapılan liderler zirvesinde kapsamlı reformlar konusunda mutabakat sağlandı.

Avrupa iç pazarı tam bir tek pazara dönüştürülecek, iç ürünlere öncelik tanınacak, bürokrasi en aza indirilecek, dış ticaret hacmi artırılacak, ileri teknoloji desteklenecek, vs.Bu pakete önde gelen entelektüel müellifinin adıyla Draghi reformları diyebiliriz.Aynı günlerde Draghi, öteden beri savunduğu bir görüşünü bu kez kesin bir dille vurguladı: Reformların sonuç doğurabilmesinin şartı, Avrupa’nın “gerçek bir federasyona” dönüşmesiydi.

Avrupa Birleşik Devletleri doğmalıydı.

Aksi takdirde Avrupa’nın kaderi “boyun eğme, parçalanma ve sanayisizleşme” olacaktı!Draghi teknik açıdan haklı olabilir.Ama Roma İmparatorluğu yıkıldığından beri 1500 yıldır çok merkezli olan ve en büyük başarılarını o çok merkezlilik sayesinde kazanan Avrupa, federasyona nasıl dönüşecek?iii – Aşırı sağın yükselişi (Politik alan)Neredeyse tüm Avrupa’da aşırı sağ fırtınası esiyor.En büyükler Almanya, İngiltere ve Fransa’nın üçünde de son genel seçimlerden bu yana en büyük oy sıçramasını aşırı sağ partiler yaptı.İngiltere ve Fransa’da merkez sağ ve sol partilerin açık ara önündeler.

Almanya’da ciddi bir yükselişle Hıristiyan Demokratları yakaladılar, kafa kafayalar.Başlıca neden merkez partilerin başarısızlığı.Muhtemelen sadece 2-3 yıl sonra Avrupa’nın çok farklı bir politik fotoğrafını göreceğiz.

Ama nelerin değişeceği belirsiz.SonuçTürkiye’nin AB’yle ilişkilerini ilerletebilmesinin ön koşullu, gerçek bir hukuk devleti olmasıdır.Stratejik hesapların ve savunma açığının ve en yükseklerde olduğu şu günlerde bile, hukuk devleti puanı dünyanın en kötüleri arasında bulunan Türkiye’nin Avrupa’da ağırlık kazanabilmesi, sınırlı bazı adımlar dışında, mümkün değil.Ama işin farklı bir yönü de var.Hukuk devleti engeli ortadan kalksa bile, Türkiye’nin artık AB’ye bakışını “demokrasiyi başardık, hadi bizi üye yapın” yaklaşımının üstüne çıkarması şart.Dünyanın içinden geçtiği olağanüstü koşullarda Ankara’nın, yukarıda özetlediğimiz başlıklardan özellikle ilk ikisiyle ilgili sağlam bir söylem ve tavır geliştirmesi, Avrupa’daki tartışmaların içinde yer alması gerekiyor.

Her şeyden önce kendi çıkarları için.Türkiye bunu yapabilecek potansiyele sahip.Ama o siyasi kapasite hiçbir tarafta görünmüyor. 

İlgili Sitenin Haberleri