Haber Detayı
KCK'den Komisyon raporuna eleştiri: Adı konulmayan sorun çözülemez
KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı, Meclis Komisyonu’nun hazırladığı raporun 'temel yanlış ve eksiklikler' içerdiğini belirterek, Kürt sorununun adının konulmadığını ve çözüm için Abdullah Öcalan’ın 'özgür çalışır koşullara' kavuşması gerektiğini belirtti
Artı Gerçek - KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı, Meclis bünyesinde kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun 19 Şubat 2026’da açıkladığı sonuç raporuna ilişkin yazılı bir açıklama yayımladı.
Açıklamada, raporun kamuoyunda tartışıldığı belirtilerek, “Hareketimizi doğrudan ilgilendirdiğinden rapor konusunda görüşlerimizi halklarımıza ve kamuoyuna sunmayı gerekli gördük” denildi.
Raporda Kürt sorununun adının konulmadığını belirten KCK, "Adı konulmayan sorun çözülemez.
Rapor yüz yıllık Kürt inkarı ve sebeplerinden söz etmiyor" dedi.
PKK lideri Abdullah Öcalan'ın koşullarına da vurgu yapılan açıklamada, "Devletin ciddiyeti Önder Apo'nun özgür çalışır koşullara kavuşmasıyla ölçülecek" ifadelerine yer verildi.
Açıklamada, Kürt sorununun çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesine ilişkin arayışların 1990’lı yıllardan bu yana sürdüğü ifade edilerek, 27 Şubat 2025’te yapılan “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”na ve ardından PKK’nin 5-7 Mayıs 2025 tarihlerinde düzenlediği 12.
Kongre’de aldığı fesih ve silahlı mücadeleyi sonlandırma kararına atıf yapıldı. 'TEMEL YANLIŞ VE EKSİKLİKLER İÇERİYOR' KCK açıklamasının devamında özetle şu vurguları yaptı: "Meclis çatısı altında yer alan partilerin çoğunluğunun yer aldığı 51 kişilik geniş bir komisyonun kurulması, Türkiye tarihi açısından önemli bir adım olmuştur.
Adına Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi dense de, bu komisyonun esas olarak Kürt sorunu ve onun yarattığı sorunlarla ilgili olduğu bilinmektedir.
Aylar süren çalışmadan sonra açıklanan komisyon raporu çok temel yanlış ve eksiklikler içermektedir.
Raporun içeriği bu temel yanlış ve eksiklikler nedeniyle sakatlanmıştır. 'KARDEŞLİKTEN SÖZ EDİLMESİNİN SİYASİ VE HUKUKİ DEĞERİ YOK' Kuşkusuz Kürt sorununun çözümsüz kalması esas olarak demokrasi yoksunluğunun sonucudur.
Zaten Kürtler yararlanır, yani sorunun çözümünün önü açılır diye demokratikleşmeden ısrarla kaçınılmıştır.
Raporda Kürt sorununun adı konulmuyor.
Bir sorunun adı konulmadan çözülmesi mümkün değildir.
Raporda sorunun çözülmesi, kök sebeplerin ortadan kaldırılmasına bağlı deniliyor ama bu kök sebep ve sebepler ortaya konulmuyor.
İşte Türkiye'nin yüzyıllık çıkmazı budur. 100 yıldır sebeplerle değil, sonuçlarla uğraşılıyor.
Yüzyıllık sebep, Kürt inkarıdır.
Sözde inkardan vazgeçildi denilse de hukuki ve siyasi olarak bu inkar sürdürülmek isteniyor.
Raporda Kürt varlığından ve sorunundan söz edilmemesi bu nedenledir.
Dolayısıyla da Kürt ve Türk kardeşliğinden söz edilmesinin bir toplumsal, kültürel, siyasi ve hukuki değeri olmamaktadır. 'HER ŞEY TERÖR PARANTEZİNE SIKIŞTIRILMIŞ' Kürt sorunu dememek için ısrarla terör sorunu denmektedir.
Terör sorununun kalıcı çözümünün demokratikleşme ile olacağı da belirtilmektedir.
Aslında raporda çatışmaların Kürt sorununun çözümsüzlüğünden kaynaklandığı kabul edilmektedir.
Şimdiye kadar soruna güvenlikçi anlayışla yaklaşıldığı da ortaya konulmaktadır.
Bu yaklaşımla sorunun çözülemeyeceği belirtilmektedir.
Böylece Kürt sorununun toplumsal, kültürel ve siyasi yanlarına bakılmadığı itiraf edilmiş olmaktadır.
Bu da Kürt varlığının kabul edilmemesi ve sorunların çözüme kavuşturulmamasını ifade etmektedir.
Raporda Kürt varlığı ve sorunundan söz edilmeyerek, her şey terörizm parantezine sıkıştırılarak eski anlayış ve politika devam ettirilmektedir.
Raporda defalarca demokratikleşmeden söz ediliyor.
Böylece sorunun kaynağı, Kürtlerin varlığının ve temel haklarının kabulünü sağlayacak olan demokratikleşmenin olmaması olarak kabul ediliyor.
Kürt varlığı ve sorunu ortaya konulmadan nasıl demokratikleşme olacak?
Kürtsüz demokratikleşme mi olacak?
Raporun mantığı bunu ifade ediyor. 'HAREKETİMİZİN TERÖRİZMLE DAMGALANMASINI KABUL ETMİYORUZ' Öte yandan 100 yıldır süren Kürt sorunu, Kürt halkının itirazları, direnişleri ve mücadelesi dış güçlere bağlanıyor.
Aslında Türk devleti dış güçlere dayanarak, dış güçlerin politikasına endekslenerek ve 1000 yıllık Türk-Kürt ittifakının aleyhine bir politika yürüterek sorunların ağırlaşmasını sağlamıştır.
Bu açıdan özgürlük mücadelemizin dış güçlere dayandığı söylemi klasik karalama ve özel savaş propagandası dışında bir anlam taşımamaktadır.
Bizim içimizdeki bazı unsurlar tarafından Rêber Apo ve Hareketimizin kabul etmediği olaylar yapılmış olsa da, mücadelemiz en temiz ve onurlu özgürlük mücadelelerinden biri olarak tarihteki yerini almıştır.
Bu açıdan Hareketimizin terörizmle damgalanmasını kabul etmiyoruz. 'KAYIPLARI TEK TARAFLI YANSITMAK DOĞRU DEĞİL' Devletin askeri, polisi ya da bağlı milis güçleri tarafından işlenen on binlerce cinayet vardır.
Kuşkusuz onlarca yıldır savaş yürütüldüğünden savaşan taraflardan binlerce kayıp olmuştur.
Rêber Apo defalarca hakikatleri araştırma komisyonu kurularak, savaş sürecinde işlenmiş savaş suçlarının araştırılması önerisinde bulunmuştur.
Özcesi, kayıpları tek taraflı yansıtmak doğru değildir.
Zaten bir savaşın var olduğu, sonuçlarının ağır olduğu bilinerek artık sorunların çatışmalarla çözülmeyeceğini söylemekteyiz.
Özcesi, raporda sık sık dile getirilen terörizm kavramı, raporun ruhunu sakatlamakta ve sorunların esas nedenlerini gizleyen bir durum yaratmaktadır.
Savaşın yarattığı olumsuzlukları ortaya koymak ayrı bir konudur.
Ancak komisyonun üzerinde durduğu konu, Kürtlerin varlığının ve temel haklarının tanınmaması sonucu ortaya çıkan sorunlardır.
Türkiye'nin temel sorunu Kürt sorunu ve buna bağlı demokratikleşme konusudur.
Sorunu böyle ele aldığımızda çözümleri bulmak da kolaylaşır.
Bu açıdan sorunların çözümünü kolaylaştıran üslup, yöntem ve tarz üzerinde durmak önemlidir. 'SİLAH BIRAKIN EVE DÖNÜN DEMEK ONUR KIRICI BİR YAKLAŞIMDIR' Raporda üzerinde durulan bir konu da, silahların bırakılması ve Türkiye'ye dönüş olmuştur.
Rêber Apo, demokratik siyaset yapma iradesini ortaya koymuştur.
Bundan sonraki siyasi hayatımızın ve mücadele stratejimizin, demokratik siyaset temelinde olacağını söylüyoruz.
Bu açıdan silahların bırakılması demokratik siyaset yapma özgürlüğü temelinde ele alınmıştır.
Rêber Apo da, siyasi hayatını demokratik siyaset yürüterek sürdürmek istediğini vurgulamıştır.
Türkiye'de doğru tartışılmayan ve komisyon raporunda doğru ortaya konulmayan bir konu da budur.
Bizler herhangi birey değiliz.
Silah kuşanmış gerillalar da eve dönmeyi düşünen bireyler değildir.
Silahları bırakın eve dönün, demek onur kırıcı bir yaklaşımdır.
Silahlar bırakılacak ama ondan sonra ne olacaktır?
Rêber Apo'nun ortaya koyduğu bir paradigma, demokratik siyaset ve demokratik entegrasyon anlayışı, bunun örgütlenme modeli ve çalışma tarzı vardır.
Bu temelde özgür demokratik siyasi mücadele yapılabilecek midir?
Yoksa şu andaki Türkiye gibi demokratik siyaset yapan ve Kürt sorununun çözümü için demokratik mücadele edenlerin suçlu görülüp cezaevine atılacağı bir siyasal ortama niye gidilsin?
Dolayısıyla silahların tümden bırakılıp Türkiye'ye dönülmesi, düşünce ve örgütlenme özgürlüğü temelinde engelsiz demokratik siyaset yapılmasının güvenceye alınması ve demokratik entegrasyonla Kürt sorunun çözümünün gerçekleşeceğinin ortaya konulmasıyla mümkün olur.
Sorunu yaratan etkenler ortadan kalkmadan silahları bırakın gelin demenin bir anlamı yoktur.
Eğer özgürce demokratik siyaset yapmaya bir çağrı varsa komisyon raporunda dile getirilen yasalardaki değişikliklerin gecikmeden yerine getirilmesi önemli olmaktadır.
Bizler partiyi feshettik, silahlı mücadeleyi bıraktık, bunun gereklerini yerine getirdik.
Şimdi de devletin bu süreci ilerletecek siyasi ve hukuki gereklilikleri yerine getirmesi gerekmektedir. 'ÖCALAN ÖZGÜR ÇALIŞIR KOŞULLARA SAHİP OLMALI' Eğer 27 Şubat çağrısı üzerinden bir yıl geçmesine rağmen fazla ilerleme olmadıysa, bunun nedeni Rêber Apo'nun özgür çalışır koşullara sahip olmamasıdır.
Meclis komisyonunun rapor hazırladığı konunun esas muhatabı, Rêber Apo'dur.
Zaten devlet, söylem ve açıklamalarıyla bunu kabul etmiştir.
Bu açıdan 27 Şubat çağrısında belirtilenlerin tümüyle ve sağlıklı bir biçimde gerçekleşmesi için Rêber Apo özgür olmalıdır.
Bunun için de, devlet fiili olarak kabul ettiği muhataplığı resmi olarak kabul etmeli ve Rêber Apo'nun rolünü yerine getirmesi için özgür çalışır koşullara sahip olmasını sağlamalıdır.
Bu yapılmadığı taktirde, devletin çözüm politikası konusunda inandırıcılığı ve ciddiyeti sorgulanır.
Türkiye'de Kürt sorununun çözümü ve demokratikleşme konusu, Kürt halkı ve tüm Türkiye halklarını ilgilendirmektedir.
Kürt halkı ve Türkiye halkları bu konuda duyarlı olarak sorumluluk üstlenmelidir.
Böyle çok önemli bir sorun sadece devletin insafına ve Özgürlük Hareketi'nin çabalarına bırakılmamalıdır." (MA)