Haber Detayı

Kalplerin değiştiği ay
Ramazan yeniasir.com.tr
22/02/2026 06:50 (2 saat önce)

Kalplerin değiştiği ay

Tahsin Koçyiğit yazdı... Ramazan, bize zamanın sadece akıp giden saatlerden ibaret olmadığını hatırlatır. O, hızı yavaşlatan; sabrı, farkındalığı ve merhameti öğreten bir duruşu ifade eder. Asıl mesele ise bu bir aylık zaman terbiyesini bayramdan sonra da hayatın tamamına taşıyabilmektedir. Günümüz...

Tahsin Koçyiğit yazdı...

Ramazan, bize zamanın sadece akıp giden saatlerden ibaret olmadığını hatırlatır.

O, hızı yavaşlatan; sabrı, farkındalığı ve merhameti öğreten bir duruşu ifade eder.

Asıl mesele ise bu bir aylık zaman terbiyesini bayramdan sonra da hayatın tamamına taşıyabilmektedir.

Günümüz dünyasının en büyük yanılsamalarından biri, zamanı sadece akıp giden, tüketilmesi gereken ve 'nakit' ile eşdeğer bir meta olarak görmektir.

Kolumuzdaki saatler, telefonlarımızdaki dijital rakamlar bizi sürekli koşuşturmaya, bir yere yetişmeye, bir şeyleri tüketmeye ve sürekli olarak daha hızlı davranmaya zorlamakta.

Ancak her yıl hayatımıza bir sükûnet mührü gibi vuran Ramazan ayı, bize bambaşka bir şey söyler: Zaman, sadece saatlerin akıp giden tik taklarından ibaret değildir; zaman, bir ahlâk meselesidir.

Örneğin, Ramazan, takvimdeki otuz günlük bir dilimden çok daha fazlası demektir.

Şu halde zamanın niteliğinin, niceliğinin önüne geçtiği mukaddes bir 'duruş' biçimidir.

Bu ayda değişen şey sadece yemeiçme saatlerimiz ya da uyku düzenimiz değildir.

Asıl dönüşüm, zamanla kurduğumuz o hoyrat ilişkinin nezakete, sabra ve farkındalığa evrilmesidir.

BİR İMSAK MOLASI İçinde yaşadığımız çağ, bizi 'hız'ın esiri yapmış durumda.

Her şeyi hızlı tüketiyoruz: yemeği, bilgiyi, dostluğu ve en nihayetinde kendimizi.

Bu sürat içerisinde ruhumuz geride kalıyor.

Ramazan'ın en büyük mucizesi, bu baş döndürücü hızı imsak ile durdurmasıdır.

İmsak, sadece yeme-içmeden el çekmek değil, aynı zamanda o bitmek bilmeyen telaştan, boş lakırtılardan ve anlamsız koşturmacalardan da el çekmektir.

Sahurla başlayan o sükûnet vakti, modern insanın unuttuğu 'kendiyle baş başa kalma' sanatını yeniden hatırlatır.

Gün henüz ağarmadan, dünyanın telaşı ve gürültüsü henüz başlamadan önce basitçe yapılan bir sahur, aslında zamanın en saf halidir.

Artık saat değil, niyetler konuşur.

Ramazan'da zamanın ahlâkı, en somut haliyle sabır kavramında vücut bulur.

Gün boyu günahlardan uzak, aç ve susuz bekleyen bir insan için 'vakit' bir mücadele değil, bir eğitim sürecidir.

İftar vaktini beklemek, pasif bir bekleyiş değildir; aksine zamanın her saniyesini hissederek, iradeyi çelikleştiren aktif bir eylemdir.

Modern insan beklemeyi bilmez; bir sayfanın yüklenmesi üç saniye gecikse öfkelenir.

Oysa Ramazan, bize o son dakikanın, o son saniyenin kıymetini öğretir.

Ezan okunmadan bir saniye önce uzatılmayan o el, aslında nefsin zamana karşı kazandığı bir zaferdir.

Bu, saatlerin hükmünden çıkıp, kalbin ritmine girmektir.

Kalbin ahlâkı, zamanın üzerine çıktığında; açlık bir mahrumiyet değil, bir özgürlük haline dönüşür.

İ İÇ MUHASEBE MEVSİMİ Ramazan'da şehirlerin çehresi de değişir, sofralar bereketlenir, ancak asıl değişim sessizce derinlerde, kalplerde gerçekleşir.

Eğer bir ay boyunca sadece mideyi aç bırakıp kalbi nefretle, hasetle ya da kibirle doyurmaya devam ediyorsak, zamanın ahlâkından nasibimizi hiç alamamışız demektir.

Bu ay, kalplerin pasını silmek için bir fırsattır.

Paylaşmanın verdiği o tarif edilemez hafiflik, 'zamanım yok' bahanesinin arkasına sığınıp ihmal ettiğimiz dostları hatırlamak, bir yetimin başını okşamak, soframızda ihtiyaç sahiplerine de yer vermek için ihmal edilen; ah o 'kısıtlı' vakitler.

İşte bunlar, zamanı bereketlendiren eylemlerdir.

Bereket, zamanın fiziksel uzunluğu ya da kısalığı değil, içine sığdırılan anlam ile ölçülür.

Bir saatlik derin bir tefekkür, bin saatlik şuursuz bir koşturmacadan daha 'bereketlidir' aslında.

Ramazan, bireysel bir ibadet ayı olduğu kadar, muazzam bir kolektif bilinç inşa eder.

İftar sofraları, zamanın 'sosyal ahlâkını' yansıtır.

Zenginle fakirin, gençle yaşlının aynı saniyede, aynı niyetle sofraya oturduğu o an, toplumsal adaletin ve eşitliğin zaman boyutundaki tezahürüdür.

Bu sofralarda zaman, sadece karın doyurmak için bir araç olmaktan çıkar.

Bu vakitler, birbirimizin yüzüne bakma, hikâyelerimizi dinleme ve 'biz' olma vaktidir.

Modern dünya bizi atomize edip kendi ekranlarına hapsederken, Ramazan bizi sanaldan koparıp insan sıcağına davet etmelidir.

Bu, zamanı biriktirmek yerine paylaşmanın, yani zamanı ahlâklı bir şekilde bölüştürmenin en güzel örneğidir.

RAMAZAN'DAN SONRAYA NE KALIR?

Asıl mesele, bayram sabahı bittiğinde elimizde ne kalacağıdır.

Eğer Ramazan'ı sadece takvimde işaretlenmiş bir 'ara durak' olarak görürsek, bayramla birlikte eski, aceleci ve hoyrat halimize geri döneriz.

Oysa Ramazan'ın bizden istediği, bu bir aylık 'zaman terbiyesini' hayatın geri kalanına yaymaktır.

Zamanın ahlâkı; ● Konuşurken kelimeleri israf etmemek, ● Birine vakit ayırırken orada gerçekten 'bulunmak', ● Dünya işlerinin arasında ruhu besleyecek boşluklar bırakabilmektir.

Saatler her halükarda akıp gidecek.

Akrep yelkovanı kovalarken bizler yaşlanacağız.

Ancak kalbi değişen, zamanın ruhunu kavrayan insan için yaşlanmak bir tükeniş değil, bir olgunlaşma yolculuğudur.

Yolcuyuz aslında; Ramazan Gibi....

Ramazan her yıl bize uğrayan bir yolcudur aslında.

Bu da gelip geçecek.

Kulağımıza eğilim şöyle fısıldayarak; Zamanın sahibi sen değilsin, sen zamanın içindeki yolcusun.

Yolculuğun kalitesi, varılacak menzilden ziyade yolda takınılan tavırla, yani ahlâkla ilgilidir.

Bu mukaddes ayda saatlerimizi iftara göre ayarlarken, aslında hayatımızı ebediyete göre ayarlamalıyız.

Gelin, bu Ramazan'da sadece saatlerimizi değil, ufkumuzu da değiştirelim.

Zamanı öldürmeyelim, onu ihya edelim.

Etmeye çalışalım.

Çünkü kalp değiştiğinde, sadece bir ay değil, bütün bir ömür değişir.

Ve o zaman anlarız ki; gerçek bayram, zamanın esaretinden kurtulup, anın derinliğinde kendi ruhunu bulanlarındır.

İlgili Sitenin Haberleri