Haber Detayı

Enflasyon, sessiz fakirleşme ve sözleşme
Yazarlar cumhuriyet.com.tr
22/02/2026 04:00 (1 saat önce)

Enflasyon, sessiz fakirleşme ve sözleşme

Enflasyon ile hayat pahalılığı çoğu zaman analitik ayrım yapılmaksızın aynı düzlemde ele alınmaktadır.

Enflasyon ile hayat pahalılığı çoğu zaman analitik ayrım yapılmaksızın aynı düzlemde ele alınmaktadır.

Oysa bu iki olgu kavramsal olarak farklıdır.

Enflasyon, genel fiyat düzeyindeki sürekli artışı ifade eden makroekonomik bir gösterge dir; hayat pahalılığı ise hanehalkının belirli bir gelir düzeyiyle temel mal ve hizmet sepetine erişim kapasitesindeki değişimi yansıtan mikro-temelli bir refah gösterge sidir.

Bu nedenle aralarında güçlü bir ilişki bulunsa da ekonomik içerik bakımından tam olarak örtüşmezler.

Farklılık iki açıdan kendini gösterir.

İlki enflasyonun, diğer bir deyişle fiyatların yukarıya giderken sahip olduğu hızın, ekonomik yapıdaki etkilediği temel değerler ve değişkenlerdir.

İkincisi ise sosyal yapıdaki erozyondur.

Enflasyon sade anlamıyla fiyat seviyesinin yükselmesi değil, asıl sorun, onun hızı ve oynaklığı ile de ilgilidir.

Çünkü hız arttıkça hayat sadece pahalılaşmaz, aynı zamanda istikrarsız bir hal alır. *** Enflasyonun ilk etkisi zaman algısı üzerinedir.

Enflasyonun yukarılara tırmandığı ve oynaklığın arttığı zamanlarda ekonomik birimler (hanehalkı ve firmalar) uzun vadeli düşünemez.

Süreçte, halk tasarruf yerine harcamaya yönelirken, firmalar ise stok ve satış arasındaki dengeyi kaybeder.

Finansal sözleşmeler kısalır, uzun vadeli kredi piyasaları daralır.

Karar vericiler geleceği planlamaktan çok günü kurtarmaya çalışan etkinliklerle meşgul olur.

Büyümenin ana damarlarını çatlatan bu olgu, sermaye birikimini zayıflatarak uzun süreli olması gereken verimlilik yatırımlarını öteler.

Enflasyon tarafsız değildir de...

Taraf seçer.

Sabit gelirli (emekli ve diğer ücretliler) kesimler reel olarak yoksullaşırken üretim gücüne ve fiyat belirleme yeteneğine sahip kesimlere de doğrudan ve dolaylı olarak zarar verir.

Bu nedenle enflasyon sadece bir makroekonomik dengesizlik değil, aynı zamanda güçlü bir gelir dağılımı şoku dur.

Toplumsal huzursuzluk ve hayat pahalılığı olgusu tam da bu şokla başlar...

Şok, enflasyonu bir beklentiler rejimine dönüştürür. “Fiyatlar nasıl olsa artacak” varsayımıyla hareket eden ekonomik aktörlerin davranışı kalıcı ve kemikleşen bir hal alır.

Enflasyonun en erken ve en derin etkisi sözleşmeler üzerinde görülür.

Vadeler kısalmaya başlar, güven ilişkisine bağlı teslimatlar yerini imzalara bırakır.

Kredi vadeleri kısalır, tedarik sözleşmeleri dar bir zaman sürecine indirgenir, ücret artış anlaşmaları daha sık revize edilir.

Basit bir süreç resim değildir bu.

Ekonominin temel taşı olan sözleşmelerdeki yapısal değişimin maliyetleri büyüktür.

Öncelikle, uzun vadeli sözleşmeler belirsizliği azaltarak yatırım kararlarını verimliliğe ve uzun vadeli büyüme hedeflerine yönlendirir.

Vade kısaldığında ise ekonomi yeniden fiyatlama yapmak zorunda kalır, işlem maliyetleri artar.

Bu ise ekonominin girdilerini oluşturan kaynak tahsisini bozar.

Kısalan sözleşme sermaye birikimini zayıflatır.

Uzun vadeli yapıya yapışık olan teknoloji yatırımları durma aşamasına gelir.

Ekonomide çarklar ikame modunda çalışmaya başlar: - Kapasite artırımı yerini stok tutmaya, - Teknoloji yatırımı yerini likiditeye, - Verimlilik artışı yerini maliyet aktarımına bırakır.

Fiyat sinyalleri darmadağın olur.

Göreli fiyat değişimleri ile genel fiyat artışı karmaşıklaşır.

Bu durum firmaların hangi sektörde, hangi üründe yatırım yapacağına dair sinyaller/karar verme sürecini zayıflatır.

Yönetim enerjisi üretim yerine fiyat ayarlamalarına harcanır.

En önemlisi de ekonomi üretkenlik artışı üzerinde büyümek yerine fiyat artışı üzerinde nominal genişleme yaşar.

Reel büyümenin zayıfladığı ve potansiyel büyümenin düştüğü bir patikaya girer.

Enflasyonun en tehlikeli sonucu sessiz fakirleşme yi beslemesidir.

Ücret artışlarının enflasyonu beslemesi üzerine kurulan tezlerin aksine, ücret artışları çoğu zaman enflasyonun gerisinden gelir.

Artışlar ileriye dönük üretkenlik kazanımına değil, geçmiş enflasyonun telafisine dayanır.

Bu telafi sürecinde ücret artışları enflasyonu yarattığı erozyon bedelinin altında kalır.

Ücret artışlarının sistematik olarak verimlilik artışından bağımsız olarak fiyatların gerisinde kalması, bir ücret-fiyat sarmalı değil, bir reel gelir aşınması sürecini yaratır.

Dolayısıyla enflasyonun temel maliyeti yalnızca fiyat seviyesindeki artış değil; reel ücretlerin aşınması, tasarruf kapasitesinin daralması ve uzun vadeli ekonomik planlama ufkunun kısalmasıdır.

Fiyat istikrarı, bu nedenle sadece parasal bir hedef değil, sürdürülebilir refahın önkoşuludur.

Tüm bu analizlerin ön şartı sağlıklı ve güvenilir veri dir.

Ölçüm doğru değilse ne enflasyon ne de hayat pahalılığı doğru değerlendirilebilir.

Veri kalitesi, ekonomik politika kadar toplumsal güvenin de temelidir.

İlgili Sitenin Haberleri