Haber Detayı
DOĞU TABLETLERİ 122. Tablet, Nizamül Mülk
DOĞU TABLETLERİ 122. Tablet, Nizamül Mülk
Uslu bir söz halinde çıkıp geldim, ilahi ışığı gördüm, Esirgeyen bağışlayan, yoktan var eden adına… Iışığın yok olduğu, alemin kazanda kaynadığı anda.
Bir adım vardı, onunla çağırırlardı beni: Veziri hak!
Zorlu bir dokunuşla çıkardık kötülüğü demir sehpaya.
Selçuklu halısı gibi dokuyup nakışladık siyaseti, Melikşah’ı dik tutacak, serilecek tahtının altına name.
Devlet başa geçecek, halklar bütünleşip göğe erecek.
Padişahı şah yapan, azze ve celle damından hakla geçer: Vallahi günahın büyüğü sultani taş deftere kazılır.
Ömrü kısalır, tahtı başına yıkılır, saltanat uçar konar.
Zulm ile payidar kalınmaz, adalet üstündedir İslamın.
Fesadı sokma insan içine, beslenir canavar kesilir.
Cihan kimden sorulursa, dünya onun omuzlarındadır, Doğru, düzgün ve dik yürümelisin ey Sultanı Adalet.
Cevahir taneleri gibi dizdim taspihi, eline verdim: Nasihatı, hikmetı, destanı, Kuran nefsini, hak özünü… Nasıl bir gündü Selçuklu’ya gelen sabahı yabancı, Derviş kılığına bürünmüş Hasan Sabbah uşağı, Yükselen Asya’nın kalbine İsfahan yolunda o çeri, Vurdu ağulu hançeri, günün atlası yırtıldı boydan boya.
Fakire, alime dağıtılan dinarlar girdi şeytan cebine.
Fırtına çanlarının yeniden çaldığı savaş meydanlarında, Yükseldi devletli büyük uygarlık, yükseldi Türk, Nizama girdi hukuk, siyaseti, bilimi gördü ulu mülk.