Haber Detayı

Dünya "Sosyal Adalet" Günü ve Türkiye'miz...
Dr. r. bülend kırmacı haber3.com
20/02/2026 15:51 (3 saat önce)

Dünya "Sosyal Adalet" Günü ve Türkiye'miz...

Dünya "Sosyal Adalet" Günü ve Türkiye'miz...

Savaşların, sömürünün, soygunların dünyasındayız.

İnsanlık irtifa kaybetmekte.Bir metalik çağ yangını içindeyiz.Çevremizle birlikte 'yanıyor', yoksulluğun en acı zehirlerini tadıyoruz.60'lı yıllar ile 80'li yıllar arası Dünya şimdikine göre daha kaliteliydi.

Sosyal adalet önemli bir arayış, sosyal devlet kurumsal bir hedefti.Ne var ki, yeni liberalizm; ultra liberalizm, çok büyük bedellere mal oldu...Sosyal devlet yerini sadaka devleti anlayışına, sosyal adalet yerini piyasanın vahşi koşullarında gelir uçurumlarına bıraktı...Yine de her 20 Şubat, Birleşmiş Milletler tarafından Dünya Sosyal Adalet günü olarak tanımlanmış bulunuyor.

Neyi kazanacağımızı değil,, neleri kaybettiğimizi kavramak açısından bir düşünsel fırsat doğuyor.Elbette bu gün, bir “takvim hatırlatması” olmaktan çok daha fazlasını ifade ediyor.

Çünkü sosyal adalet, ekonomik ve toplumsal barışın ve demokrasinin ön koşulu haline gelmiş durumda."Ekonomik ve Sosyal Barış" toplumların ve dahası yerkürenin esenliği açısından yaşamsal önemdedir.Dünyada tedricen ve bölgesel büyüme var.Ancak "büyüme" kaydedilen illerde bile refahın yaygınlaşması mümkün olmuyor.İşte tam bu noktada "sosyal adalet", kalkınmanın vicdanı olarak karşımıza çıkıyor.Gerçek bir sosyal adalet; bireyin doğduğu aileye, yaşadığı yere, etnik kimliğine veya sınıfsal arka planına bakılmaksızın eğitim, sağlık, iş ve hukuk önünde eşit fırsatlara sahip olmasıdır.Bu nedenle sosyal adalet, ekonomik sistem ile doğrudan ilgilidir.Gelirin nasıl üretildiği kadar, nasıl paylaşıldığı da belirleyicidir.Üretirken de paylaşırken de adaletli olunması refah toplumu için öncelikli edimdir.Öte yandan geniş anlamıyla adil / hakça bir toplumsal ve idari yapı demokrasi ile de bire bir ilintilidir.Buna karşılık, gelir dağılımının hızla bozulduğu, orta sınıfın eridiği, gençlerin gelecek umudunu kaybettiği bir ülkede demokrasinin içi boşalır.Sosyal adalet, demokrasinin sessiz ama en güvenilir dayanağıdır.Seçmenin bilinçli tercihi sandığa yansır, sandık şenlenir, ülke, gelişir...Türkiye'miz de arkada kalan yıllarda sosyal adalet kavrayışının ve sosyal devlet hedeflerinin erozyona uğradığı süreçleri yaşamıştır.Dahası, uzun süredir büyüme ile refah arasındaki bağı kaybetmiş durumdayız.Ekonomimiz büyürken bile; gelir dağılımı bozulmaya devam etmekte, yoksulluk artmakta, gençlerin işsizliği yapısallaşmaktadır.Bir toplumun refah toplumu olmasındaki en temel gösterge olan "emeklilerin koşulları da, ortadadır.Bu dramatik tablo, yalnızca ekonomik değil; derin bir sosyal adalet krizinin resmidir.Yoksulluk ve işsizlikle mücadelede açısından geçici desteklere değil, kalıcı çözümler üretilmesine ihtiyacımız vardır.Çünkü kalıcı çözümler, "vatandaşı minnet ilişkisine değil, hak ilişkisine sokar"...Hakkını arayabilen yurttaş, ekonomiye de, demokrasiye de daha gönülden katkı sağlar.Sosyal adaleti tesis edebilen sosyal devlet olma yolunda ilerlemek; kalkınma (benim tanınımla gelişme) konusunu ve olgusunu doğru ve çağdaş bağlamıyla değerlemeyi gerektirir.Bu bağlamda "Kalkınma":*Eğitime erişimdir,*Sağlık hizmetlerinin niteliğidir,*Kadınların işgücüne katılımıdır,*Gençlerin hayal kurabilme kapasitesidir...Yazımın girişinde "doğayla beraber yaşadığımız bir çağ yangınından" söz etmiştim...Bu anlamda yalın bir gerçek daha var: "Sosyal adalet" olmadan sürdürülebilirlik olmaz!Günümüzde, iklim krizi, göç dalgaları, yapay zekâ ve dijital dönüşüm; sosyal adaleti daha da önemli hale getirmektedir...Sonuç olarak, Türkiye'miz için de sosyal adaletin yolu:*Üretim ekonomisinden*Güçlü eğitim sisteminden*Liyakatten*Saydam yönetimden*Gelir dağılımında hakkaniyettengeçiyor...Sosyal adalet, bir ülkenin hatta yerkürenin ayakta kalma refleksidir.20 Şubat, bu gerçeğiyeniden düşünmek ve inşa etmek için okunmalıdır!Kutlarız!

İlgili Sitenin Haberleri