Haber Detayı

Herkes buna inandı ama gerçek çok farklıymış: Beyinle ilgili 'yüzde 10' gerçeği!
Aile hurriyet.com.tr
20/02/2026 13:02 (4 saat önce)

Herkes buna inandı ama gerçek çok farklıymış: Beyinle ilgili 'yüzde 10' gerçeği!

“Beynimizin sadece yüzde 10’unu kullanıyoruz” sözü yıllardır dilden dile dolaşıyor… Peki ya gerçek tam tersiyse? Bilimsel veriler, beynin tek bir santimetresinin bile “boşta” olmadığını gösteriyor. Küçücük bir hasarın bile hayatı değiştirebildiği bu organ hakkında bildiklerimiz sandığımızdan çok daha çarpıcı…

Beyin ve sinir cerrahisi uzmanı Prof.

Dr.

Tolga Dündar, toplumda sıkça tekrarlanan “Beynimizin sadece yüzde 10’unu kullanıyoruz” iddiasının bilimsel bir karşılığı yok.

Aksine bu söylem, beynin çalışma prensipleriyle çelişiyor ifadelerini kullandı.

Konuyla ilgili şu önemli bilgileri kaleme aldı… Beyin, vücut ağırlığımızın yalnızca yüzde 2’sini oluşturmasına rağmen, günlük enerjimizin yaklaşık yüzde 20’sini tüketiyor.

Kalpten pompalanan kanın da beşte biri beyne gidiyor.

Eğer beynin yüzde 90’ı gerçekten atıl olsaydı, bu kadar yüksek enerji harcayan bir organın evrimsel olarak korunması mümkün olmazdı.

Cerrahi gözlemler de bu gerçeği doğruluyor: Beyinde “işlevsiz” bir alan yok; hangi bölge etkilenirse etkilensin, mutlaka bir fonksiyon kaybı ya da değişikliği ortaya çıkıyor. “Yedek parça” ya da işlevsiz alan yok.

Bu efsanenin iki temel kaynağı bulunuyor.

İlki, 19. yüzyılda psikolog William James’in insanın zihinsel potansiyelinin tamamını kullanamadığına dair sözlerinin yanlış yorumlanması.

William James, “Zihinsel potansiyelimizin sadece küçük bir kısmını kullanabiliyoruz” demişti.

Fakat James anatomik değil, insanın kendini gerçekleştirme kapasitesine atıfta bulunuyordu.

İkinci neden ise erken dönem beyin haritalama çalışmaları.

O yıllarda bazı beyin bölgelerine elektrik uyarısı verildiğinde motor ya da duyusal yanıt alınamayan alanlara “sessiz alan” denildi.

Oysa bugün biliyoruz ki bu bölgeler; planlama, karar verme, sosyal ilişkiler ve soyut düşünce gibi üst düzey işlevleri yönetiyor. “Sessiz” olmaları işlevsiz oldukları anlamına gelmiyordu; sadece o dönemin teknolojisi bu işlevleri ölçemiyordu.

Modern görüntüleme teknikleri, beynin dinlenme halinde bile yoğun bir aktivite içinde olduğunu gösteriyor. “Default Mode Network” adı verilen sistem, kişi dinlenirken ya da uyurken dahi anıların işlenmesi, sinir bağlantılarının düzenlenmesi ve metabolik temizliğin sürdürülmesi gibi görevleri yerine getiriyor.

Eğer beynin büyük kısmı atıl olsaydı, küçük bir inme ya da santimetrelik bir kanama ciddi sonuçlar doğurmazdı.

Oysa klinik pratik bunun tam tersini gösteriyor: Küçük bir hasar bile konuşma, kişilik ya da hareket fonksiyonlarını kalıcı biçimde etkileyebiliyor.

Bilimsel veriler beynin bölgesel bir yapıdan çok, bir bağlantı ağı olarak çalıştığını ortaya koyuyor. “Konnektom” olarak adlandırılan bu ağ, nöronlar arasındaki bağlantı haritasını ifade ediyor.

Ustalık ya da zekâ, beynin daha büyük bir bölümünü kullanmak değil; bağlantıları daha verimli ve organize kullanabilmek anlamına geliyor.

Bir işi ilk kez yapan kişinin beyni yaygın ve yoğun aktivite gösterirken, aynı işi binlerce kez yapmış bir uzmanın beyni daha sınırlı ama çok daha verimli bir aktivite sergiliyor.

Çünkü ilgili sinir yolları optimize edilmiş durumda.Bu nedenle ustalık, “daha çok beyin kullanmak” değil, “enerjiyi doğru ağlara yönlendirmek” demek.

Özetle, beyinde boşta bekleyen yüzde 90’lık bir kapasite bulunmuyor.

Beyin sürekli yeniden yapılanan, ihtiyaçlara göre şekillenen dinamik bir sistem.

Kullanılan bağlantılar güçleniyor, kullanılmayanlar zayıflıyor.

Dolayısıyla mesele beynin ne kadarını kullandığımız değil; bağlantıları ne kadar etkili kurabildiğimiz.

İlgili Sitenin Haberleri