Haber Detayı

Köylüler Akbelen için TBMM'de: 'Köyümü kurtarmak için geleceğim hiç aklıma gelmezdi'
Türkiye cumhuriyet.com.tr
19/02/2026 12:36 (1 saat önce)

Köylüler Akbelen için TBMM'de: 'Köyümü kurtarmak için geleceğim hiç aklıma gelmezdi'

Muğla Akbelen'de yeni arazilerin madene açılması üzerine TBMM'de muhalefet partilerinin grup başkanvekilleri ve bölge halından temsilcileri basın toplantısı düzenleyerek duruma tepki gösterdi.

Muğla Akbelen'de 7 köyün arazilerinin de madene açılması üzerine TBMM'de DEM, Yeni Yol ve CHP Grup Başkanvekilleri ile bölge halkından temsilciler basın açıklaması düzenleyerek verimli tarım arazilerinin madene açılmasına tepki gösterdi. 50-55 BİN AĞACIN YA YERİNDEN SÖKÜLMESİ YA DA KESİLEREK YOK EDİLMESİ DEMEK DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, şunları söyledi: 2024 yılında da bir kamulaştırma yapılmıştı ve o zaman da 190 parsel kamulaştırılmıştı.

Şimdi toplam 850 hektarın aslında kamulaştırıldığını, el konulduğunu görüyoruz.

Ayrıca Akbelen'de maden şirketlerinin satın aldıkları arazileri düşündüğümüz zaman devasa bir yıkımın karşımızda olduğunu görüyoruz.

Sadece 679 hektarın son kamulaştırmayla beraber 622,3 hektarı tek bir kişiye ait tapulu arazi ve buna el konulmuş durumda. 850 hektarın 250 hektarı zeytinlik alan.

Bu da 50-55 bin ağacın ya yerinden sökülmesi ya da kesilerek yok edilmesi demek.

Zeytinimize el koyan, su havzalarımızı yok eden, hayvanlarımızı otlattığımız meraları yok eden bir iktidar zihniyetiyle karşı karşıyayız.

Bütün bunları yapanlar birkaç maden şirketini daha fazla zengin etmek için yapıyorlar.

Biz bu mücadelenin parçası olduğumuzu ve ne olursa olsun halkımızı yalnız bırakmayacağımızı ifade etmek istiyorum.

BU ŞEHİR EKOLOJİNİN ZİRVEDE OLACAĞI AYNI ZAMANDA TURİZMİN ZİRVEDE OLACAĞI BİR KENT Yeni Yol Grubu Grup Başkanvekili Selçuk Özdağ, bu konuda muhalefet olarak bir birliktelik inşa ettiklerini, çünkü bunun herkesi ilgilendiren bir konu olduğunu söyledi.

Özdağ, şunları kaydetti: Sadece Muğla'da bir talan yok, bu Maden Yasası ile Cumhurbaşkanına büyük yetkiler verildi.

Yani hem kamulaştırma yetkisi verildi hem de bu kamulaştırmayla beraber Sayıştay denetiminin dışına çıkartma işleri başladı.

Şimdi de bir Milli Parklar Kanunu geldi.

Buna göre de Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın, Tarım ve Orman Bakanlığı'nın uhdesinde olan bütün işlemler Milli Parkların hemen hemen tüm işlemleri bir Genel Müdürlüğe tahsis edildi.

Buradaki tüm tasarruflar Sayıştay denetiminin dışına çıkartıldı yani 'biz istediğimizi yaparız, hükümet bunun dışında olur' denildi.

Muğla'da madenden edilen gelir 2025 yılı için 60 milyon dolarlık bir para.

Tarımdan elde edilen para 525 milyon dolar civarında.

Turizmden elde edilen gelir ise 2,5 milyar dolar civarında.

Demek ki bu şehir bir turizm ve tarım kenti.

Yani bu şehir ekolojinin zirvede olacağı aynı zamanda turizmin zirvede olacağı bir kent.

Hükümet ise termik santraller inşa edeceğim diyerek köylülerin arazilerine konmak, ekolojik dengeyi bozmak noktasında.

Burada termik santrallerin olmaması gerekiyor.

Verilen maden ruhsatları da ihalesiz veriliyor.

Şeffaf olmayan bir kalkınma anlayışı ile karşı karşıyayız.

Bizler maden aramaya karşı değiliz.

Elbette Türkiye bir maden ülkesidir ama bu maden aramalar vahşi aramalarla, denetimsiz bir şekilde yapılmamalı.

MESELE İNANILMAZ ÖLÇÜDE BİR TALANI TARİF EDİYOR CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın da şunları söyledi: Mesele herhangi bir siyasi partinin öne çıkması değil, tam tersine bir demokratik dayanışma ilişkisi içerisinde birleşmek ve doğayı korumak.

Mesele inanılaz ölçüde bir talanı tarif ediyor.

Yalnızca 2026 yılının Ocak ve Şubat ayları içerisinde MAPEG kararlarıyla 667 yeni maden sahası işletmeye açıldı.

Bunların 34'i Muğla'da.

Bu 164 bin dönümlük bir alanı tarif ediyor.

Yani 23 bin futbol sahası alana yalnızca bu iki ay içerisinde maden ruhsatı verildi.

Muğla'nın 12 bin kilometrekarelik toplam yüzölçümünün yüzde 68'i maden ruhsatına açık durumda.

Yani Muğla diye bir yer bırakmamaya yemin etmiş bir çaba var.

Bu çaba acele kamulaştırma gibi aslında kamusal ülke güvenliğine yönelik zorunluluk nedeniyle çıkartılmış hukuki düzenlemeleri açıkça kamunun şirketlere memleketi talan izni vermesi için kullanıyor.

Yani vatandaşın tarım alanını, orman alanını, zeytinliğine kamu gelip el koyuyor 'yeni sahibi de şu şirkettir' diyor.

Biz bu mücadelede köylülerinizin yanında olmaya devam edeceğiz. 'KÖYÜMÜ KURTARMAK İÇİN GELECEĞİM HİÇ AKLIMA GELMEZDİ' Karacahisar köyünden Ayşe Günay, Topraklarımız, yaşamımız elden gidiyor.

Biz nereye gideceğiz?

Verimli tarım arazilerimiz talan ediliyor.

Bizim kültürümüz, yaşamımız, geleceğimiz, çocuklarımızın her şeyi orada.

Şu anda bizim geçim kaynağımız sadece zeytin.

İlla talan mı edilmesi gerekiyor?

Ben atalarımın kemiklerini oradan oraya taşımak istemiyorum.

Çok üzülüyorum.

Ankara'yı hep merak ederdim ama bu şekilde köyümü kurtarmak için Ankara'ya geleceğim hiç aklıma gelmezdi.

Buraya hep ağlayarak geldik, ağlayarak gittik diye konuştu.

Çamköy'de oturan Hatice Günal ise, Çamköy'ün suyu gittiği zaman yaşam diye bir şey kalmayacak.

Bizim yaşam alanlarımızı bitiriyorlar dedi.

Toprağımızı Vermiyoruz İnsiyatifi temsilcisi Halime Şaman da İktidar bize şunu söylüyor, enerji üretilmesin mi?

Biz kötüler arasında bir seçim yapmak mecburiyetimiz olmadığını, iyileri halkla birlikte düşünerek yaratabileceğimizi deneyimliyoruz.

Umuyorum ki bu karanlık günlerde başka başka alanlarda siyaset ve halk bu komisyonlarla bir araya gelir ve bizlere dayatılan bu karanlık son olur ifadelerini kullandı.

İlgili Sitenin Haberleri