Haber Detayı

Ne Yediğini Bilmiyorsun: TSE Neden Sofranı Koruyamıyor?
Mete yolaş gercekgundem.com
19/02/2026 06:00 (5 saat önce)

Ne Yediğini Bilmiyorsun: TSE Neden Sofranı Koruyamıyor?

Türk Standartları Enstitüsü, herkes için geçerli ve zorunlu gıda standartları oluşturma gücünü yitirdi. Bu başarısızlık, sağlık krizlerinden haksız fiyatlandırmaya, bilgi eksikliğinden sofradaki eşitsizliğe uzanan çok boyutlu bir çöküşe zemin hazırlıyor. Bunun bedelini hep birlikte, her öğün soframızda ödüyoruz.

Gıda Standartları Olmayınca Ne Olur?2021-2025 yılları arasında gıda fiyatları yüzde 1508 arttı.

Sorunun kökenini şöyle özetleyebilirim: Serbest piyasa politikaları kamunun denetim gücünü adım adım aşındırdı.

Özel sektörün kendi standartları, kamusal standartların yerini aldı.

Bir avuç sermaye sahibiyse bilgi eksikliğini bir kazanç aracına dönüştürdü.Bu akşam sofrana oturduğunda şunu düşün: Tabağındaki yemeğin gerçekten ne içerdiğini biliyor musun?

Besin değerini, katkı maddelerini, üretim koşullarını ve bunların nasıl bir standarda sahip olması gerektiğini?

Büyük ihtimalle hayır.

Çünkü Türkiye’de bunu sana söyleyecek zorunlu, bağlayıcı bir standart yok.

Bunun faturası sofrana yansıyor.Herkes için geçerli kalite standartları olmadığında, kaliteli gıdayı kalitesizden ayırt edemezsin.

Bu durumda kötü ürün iyi ürünü piyasadan kovar.

Gıda kalitesinin büyük bölümü (besin değeri, üretim yöntemi, katkı maddeleri kullanımı gibi) güvene dayanır.

Tüketim sonrasında bile doğrulanamaz.Gıdada kaliteyi satış noktasında gözümüzle göremeyiz.

Tüketimden sonra bile tam olarak anlayamayız.

Bilgi eksik olduğunda piyasa her zaman israf üretir.

Sahte ve düşük kaliteli gıda rafta kalır.

Kaliteli ürün piyasadan çekilir.

Fiyatlar yanlış sinyal verir.

Sermaye sahipleri bu bilgi eksikliğini artırmanın karlarını büyüttüğünü görür.

Eksikliği sürdürmek için çaba harcar.Kalite gözlemlenemediğinde, kaliteli ürünler maliyetin çok üzerinde bir fiyatla satılır.

Bu fark, markanın itibarından doğan haksız bir kazançtır.

Kritik nokta şu: bu haksız kazanç, yalnızca kalite belirsizliğinin sürdüğü koşullarda var olabilir.

Herkes için geçerli, zorunlu ve kamusal standartlarla bilgi eksikliği ortadan kaldırıldığında, markanın kalite göstergesi işlevi ve dolayısıyla haksız kazanç kapasitesi yapısal olarak çöker.Standart eksikliğiyle bir avuç sermaye sahibinin piyasayı kontrol etmesi arasındaki bağ şöyle işler: Standartlar olmadığında kaliteyi değerlendiremeyiz.

Fiyat, kalite göstergesi olarak kullanılır.

Markalar kalite farkı olmaksızın yüksek fiyat uygular.

Bir avuç büyük sermaye sahibi bu yüksek fiyatı koordineli biçimde sürdürür.

Biz de ya haksız fiyatı öder ya da ne aldığını bilmeden sofraya otururuz.

Türkiye’de ikisini birden yaşıyoruz: hem haksız fiyat ödüyoruz hem de ne yediğimizi bilmiyoruz.Çünkü düşük kaliteli gıda üreten sermaye sahipleri kalite görüntüsünü düşük maliyetle taklit edebildiğinden, kalite sinyalleri güvenilirliğini yitirir.

Markaya bakarak ödediğimiz fiyat farkı, gerçek bir kalite farkını yansıtmaz.TSE Gıdayı Neden Koruyamıyor?Türk Standartları Enstitüsü 1954 yılında Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği bünyesinde, ülkenin en üst özel sektör temsil kuruluşu olarak kuruldu. 1960’ta ayrı bir tüzel kişilik kazandı.

Ama kuruluş genetiği özel sektöre hizmet mantığıyla şekillendi.

Bugün Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’na bağlı olarak çalışıyor.Ama Dünya Ticaret Örgütü’ne ait sistemlerde kamu dışı kurum olarak listeleniyor.

Misyonu açıkça rekabet gücünü artırmak ve ticareti kolaylaştırmak olarak tanımlanıyor.

Sağlığını korumak değil.

TSE, Türkiye’nin tek yetkili ulusal standardizasyon kuruluşu olmasına rağmen TSE standartlarıyla Türk Gıda Kodeksi birbirinden bağımsız işliyor.Bu kurumsal kopukluk, kimsenin kimseye hesap vermediği bir boşluk yaratıyor.

Standartlar kağıt üzerinde var.

Ama uygulamada zayıf.

Türkiye’de gıda standartlarının bağlayıcılığını yitirmesi ve TSE’nin etkisizleşmesi, 24 Ocak 1980 Kararları’yla uygulanan serbest piyasa politikalarının doğrudan sonucu.Devlet, piyasayı halkın yararına şekillendiren ve gıdanın sınırsızca ticarileşmesini sınırlandıran asli aktör olmalı.

Ancak mevcut yapıda, düzenleyici devletin yükselişi adı altında, kamusal kontrol gönüllü standartlara indirgendi.

Bu bir tür ticarete dönüştü.

Bu dönüşüm, standartları bir kamu hizmeti olmaktan çıkarıp sadece bedelini ödeyenlerin erişebildiği bir ayrıcalığa dönüştürdü.Gıda üretimi ve teknolojisi giderek karmaşıklaşırken, kamu kurumlarının teknik bilgisi ve uzmanlığı bu hıza yetişemiyor.

Sermayenin bilgisi devletin bilgisini geride bırakıyor.

TSE de standartları belirlemek için endüstrinin kendisine muhtaç hale geliyor.

TSE’nin standart hazırlama komitelerinde büyük sermaye sahiplerinin ve sermaye lobilerinin ağırlığı, sivil toplum kurumlarının, meslek örgütlerinin, tüketici örgütlerinin ve bilim insanlarının ağırlığından çok daha fazla.Bu dengesizlik, standartların halk sağlığı odaklı değil, endüstrinin işine gelen maliyet ve uygulama kolaylığı odaklı belirlenmesine yol açıyor.Kısacası standartlar bizim yararımıza belirlenmiyor.

Bizim yararımıza standartlar olmadığında hangi gıdanın kaliteli olduğunu bilemiyoruz.

Bu da hepimizin sofrasına fahiş gıda fiyatları olarak yansıyor.

İlgili Sitenin Haberleri