Haber Detayı
Küba: Ambargo altındaki devrim
ABD, Venezuela’yı ele geçirip petrol zenginliğin el koyduğunun hemen ertesinde Trump, İran’la birlikte başta Küba olmak üzere...
ABD, Venezuela’yı ele geçirip petrol zenginliğin el koyduğunun hemen ertesinde Trump, İran’la birlikte başta Küba olmak üzere Kolombiya ve Meksika’yı da utanmazca tehdit etmiş, bu ülkelerdeki rejimleri değiştireceği mesajı vermişti!En diş bilediği ülke tabii ki Küba idi; 65 sene önce devrimin ikinci yılında ABD, Küba’yı yutmaya çalışmış, tüm gücüyle bu küçük ülkeye saldırmış, halkın inanılmaz savunması sonucu rezil rüsva olarak çekilmek zorunda kalmıştı…İşte o tarihten itibaren ABD o müthiş kuyruk acısını hiç unutmadı ve 65 yıl boyunca Küba’yı akıl almaz bir ambargoyla cezalandırmak için elinden geleni ardına komadı!
Adanın bir bölümünü ise işgal altında tutarak oraya “işkencehane” olarak anılan Guantanamo hapishanesini açtı.
Gelin uzun yıllar önce ziyaret ettiğim bu sıcacık insanlar ülkesini anlatayım sizlere; o ülke ki, ABD’nin yaklaşık 170 yıl diktatörler eliyle yönettiği Latin Amerika’nın arka bahçe olmaktan kurtulmasının baş aktörlerinden biriydi!Atatürk hayranı bir devrim lideri!Birkaç metre ötemdeki büste hayretle baktım bir süre…Sonra yavaşça yaklaştım, durdum...
Memleketten binlerce kilometre uzakta, sevgiyle dokundum...
Sonra altındaki o müthiş, o evrensel ve hiçbir zaman unutulmayacak yazıyı okudum:-Paz en el pais/ Paz el en mundo...-Yurtta barış/ Dünyada barış...Büyük devrimcinin, Mustafa Kemal Atatürk’ün, Havana “eski şehir”deki parkın girişini süsleyen büstüne bakıyordum...-Üstelik, Atatürk’ün büstü Havana’da tek başına da değildi!..Kentin bir başka bölgesinde, büyük şair Nâzım Hikmet’le rölyef olarak buluşmuştu.
Kentin dışındaki bir başka parkta da heykeli bulunuyordu. -Kendi vatanında yasaklanmaya çalışılan büyük devrimci, burada baş tacıydı!..
Castro, Atatürk’ün büyük hayranıydı…Küba ise hep istediğim, bir türlü gelemediğim Fidel Castro’nun ülkesiydi!Fidel gitmeden, bir devir tamamıyla kapanmadan görülmesi, solunması gerekli bu ada ülkesine sonunda gelmeyi başardım...
Küba’yı size birkaç sözcükle nasıl anlatabilirim diye epey düşündüm.Belki şöyle:-Müzik ve dansa deyim yerindeyse ruhunu satmış (!), hem insan, hem kültür olarak rengârenk, 53 yıldır yanı başındaki dev emperyalistin, ABD’nin ambargosu altında bunalmış ve fena halde yoksul bir güzel memleket!Sokaklarda insanlarla hep aynı soru etrafında konuşmaya çalıştım...
Çalıştım diyorum, çünkü ne ben İspanyolca biliyordum ne de insanların çoğu İngilizce!..
Soru şuydu:-Küba’da devrim eskimiş miydi?
Hem de sonunda Latin Amerika’da yükselirken!Gençlerin önemli bir bölümü için biraz öyle görünüyordu!.. 1959 devrimi, diktatör Batista onlar için epey gerilerde kalmıştı… Efsane Comandante Che Guevara ise bir mit, biraz da ticari metaydı şimdilerde!
Orta yaş ve üstünde ise ibre tamamen tersine dönüyordu; devrim coşkuyla sonrasındaki ABD baskısı ve ambargosu ise öfkeyle anlatılıyordu.-Bilmeyenlerle unutmayanlar, hayal kırıklığıyla devrim iç içe, kucak kucağaydı!..
Hayal kırıklığını yaratan ve körükleyen yoksulluktu...Yoksul ve gururlu bir halk!Küba’nın gülümseyen, dans eden, şarkı söyleyen insanları yoksullukta eşitti...
Devrim, ambargoyu kıramamıştı...
Paraları bile ayrıydı; biz turistler, uluslararası paralara eşitlenmiş Peso kullanıyorduk...
Küba yurttaşları ise mahalli parayı...
Bizim paramız her şeyi, onların parası ise ancak devlet mağazalarında satılanları alabiliyordu...
Bazı özel ve diplomatik araçlar hariç, arabalar bile 1950’lerde kalmıştı!..
Gülümsemeyi yaratan ise müzik ve danstı...
Havana’da, Verdura’da, Trinidad’da gece ve gündüz hayat bir karnavaldı sanki.
Bizlerin hayatından söz etmiyorum, onların, Küba insanının dokunmaya çalıştığım yaşamını anlatıyorum..
Her renkten Kübalı adeta yürürken bile dans ediyordu sanki.Anlatacak çok şey var bu güzelim ve sıcacık ülke hakkında ama çok etkilendiğim bir küçük anıyla bitireyim.
Devrimden daha yaşlı bir Kübalıya, Ernesto’yu sordum, anlattı:-Devrimin ikinci yılıydı.
Bir sabah, çok erken, yanı başımızdaki canavar, havadan ve denizden geldi.
Tam üç gün, 72 saat yaktı, yıktı, öldürdü.
Biz, Fidel, Che, ordu ve halk birlikte karşı koyduk.
Silahı olmayan, kazmasıyla, küreğiyle koştu, geldi.
Sonunda defettik canavarı.
Biliyor musun, bu lanet olası canavarın, Latin Amerika’da aldığı ilk yenilgiydi...”Yaşlı adamın anlattığı, 1961 Domuzlar Körfezi sözünü ettiği “canavar”, yani ABD gerçekten Küba’dan rezil olarak çekilmişti...
Ama en etkileyici bölüm arkadan geldi:-İşte bugün Latinlerin zaferi o günün üzerinde yükseliyor, 50 yıl sonra da olsa!Doğruydu tabii!..
Küba çok büyük bedel ödemiş ama Latin Amerika kazanmıştı...