Haber Detayı
Hoş geldin Ramazan! Maneviyat toplumculukta
Ramazan ayında maneviyat adı altında, dini kötüye kullanarak kendi bencilliğinin, çıkarcılığının üzerini örtmeye çalışanlar olduğunu belirten Perinçek, ‘Maneviyat toplumculuktadır, maneviyat paylaşmadadır.’ dedi
Vatan Partisi Genel Başkanı Dr.
Doğu Perinçek, Ulusal Kanal’da yayınlanan Çıkış Yolu programında Ulusal Kanal Genel Yayın Yönetmeni Nadir Temeloğlu ve Aydınlık Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Tevfik Kadan’ın sorularını yanıtladı.
Sayın Perinçek, Ramazan ayı geldi.
Hep derler ya, ‘Nerede o eski Ramazanlar?’ diye… Neden bu soru sorulur, neyi arıyor insanlar? “Eğer eski Ramazanlar aranıyorsa, bu, mâneviyatın kaybedildiğini ifade eder.
Eski Ramazanlardaki mâneviyatı arıyor insanlar.
Yoksa birtakım eğlenceleri, yemek çeşitlerini özlemiyor.
Kaybettiğimiz bazı değerleri arıyor.
Ama kaybetmeyeceğiz onları.
Dayanışma, el ele verme, elseverlik, bencillikten arınma...
Mâneviyat çıkarcılıkta değil, mâneviyat paylaşmada ve toplumculukta.
En önemlisi paylaşmaktır, nefsi terbiye etmektir.
İçimizdeki şeytanı kontrol altına almaktır.
Nefis deyince aklıma Şah Hatayi’nin o dörtlüsü geliyor: “Bunda kibr ile kin olmaz.” Bunda dediği toplumda kibir ve kin olmaz. “Hem sen olup hem ben olmaz.” Yani bir kere sen dedikten sonra, dışarı açıldıktan sonra, toplum dedikten sonra, artık ben olmaz. “Âdem öldürsen kan olmaz / Nefsi öldürürsen kan olur.” Yani âdemi öldürdüğün zaman bir kahramanlık yapmış olmazsın ama nefsini, içindeki canavarı öldürürsen, yani bireyciliği, bencilliği, çıkarcılığı öldürürsen işte sen kahramansın.
Çok güzel bir dörtlüktür.
Yunus Emre de “Çok canavarlar yürür donunda dervişlerin” diyor ya, işte dervişlerin bile içinde bir canavar var.
Evet, en iyi insanın içinde bile bir şeytan var.
Zaten iyi insan da içindeki şeytanla, kendi nefsiyle mücadele eden, onu ezen, işte en iyi insan o.
Şimdi Ramazan’a girdiğimiz zaman mâneviyat diyen bazı çevreler var.
Onların mâneviyatla bir ilgisi yok.
Neden ilgisi yok?
Çıkarcı, para pul peşinde, bütün derdi zenginlik...
Zulüm yapıyor, haksızlıklar yapıyor.
Diğer insanlarla paylaşmayı bilmiyor.
Toplumu sevmiyor.
Toplumla el ele vermiyor, gönül gönüle vermiyor.
Ama bir bakıyorsunuz maneviyat adı altında dini kötüye kullanarak, o kendi bencilliğinin üzerine bir şal çekiyor.
Tabi toplum bunun farkında.
MEB’İN UYGULAMASI MAHKÛM EDİLMELİ Milli Eğitim Bakanlığı okullarda uygulanmak üzere “Ramazan Etkinlik Rehberi” yayınladı.
Bu rehber kapsamında oruç tutanların kayıt altına alınması, bunlara teşekkür belgesi verilmesi gibi uygulamalar da var.
Nasıl değerlendirirsiniz?
Bu uygulama, tartışmanın ötesinde mahkûm edilmesi gereken bir uygulamadır.
Çünkü gönüllere seslenen, inançlara seslenen bir uygulama değil.
Sonunda birtakım mükâfatlar var.
Çocukları şekerle kandırmak gibi.
Burada bir erdem yok, bir eğitim yok.
Milli Eğitim Bakanlığı eğitmiyor.
Eğitmek nasıl olur?
Çocukları bilinçlendirmekle.
Arkadaşıyla paylaşmak, yardımsever olmak, dayanışma içinde olmak, vatanını sevmek...
Bu değerlerle olur.
Yoksa birtakım törenleri aşılayarak, bir de bilincinin ötesinde dayatmalarla olmaz.
Bırakalım bir reşit çağa gelsinler.
Bugün onlara neyi öğretelim: Kardeşliği, paylaşmayı, o paylaşmadan mutlu olmayı öğretelim, çalışkanlığı öğretelim.
Onun için Milli Eğitim Bakanlığı bence burada eğitim yapmıyor, bir nevi dayatma yapıyor.
İslamiyet de böyle yayılmadı.
İslam’a inananlar fedakârlıkla inandı.
Tehlikeleri, tehditleri göze aldılar.
Hz.
Muhammed’in tebliğlerine ilk inananlar ölüm tehlikelerini göze aldılar.
O kıymetli.
Yoksa oruç tut, ben sana şeker vereceğim vs.
Bu tür mükâfatlarla çocuklara öğretilmez.
Nasıl öğretilir?
Nefsimizi terbiye ediyoruz.
Çocuklar nefis ne demek?
İçimizde kötülüğü kışkırtan, bizim doğru yoldan ayrılmamızı isteyen bir şey.
Karanlık eğilimlerdir.
Bununla mücadele edelim.
Bencil olmayalım.
Çıkarcı olmayalım.
Bunları öğretmek lazım Ramazan ayında.
Bırakalım reşit insanlar haline gelsinler ve o bilinçle bazı şeyleri öğrensinler.
İslâmiyet’in değerlerini, zulme karşı başı dik olmayı, boyun eğmemeyi… Komşularımızla dayanışmayı, İran’la dayanışma, Filistin’le dayanışma, yanındaki kardeşiyle beraberlik...
Siz bir yarış içinde değilsiniz, aranızda bir rekabet yok.
Arkadaşının başarısından mutlu olmak, mutluluğu paylaşmak, zorlukları paylaşmak...
Bunları öğretmek lazım.
Burada insanların çıkarcı olmasına yaslanan bir eğitim anlayışı gözüküyor.
Sonuç itibarıyla bir edanın mükâfatı olarak bir şeyi vadettiğin zaman, o İslamiyet olmaz.
Bu bakımdan son derece yanlış, felsefi bakımdan yanlış.
Ramazan’ın erdemleri, terbiyeleri, paylaşmacılığı, onunla ilgisi olmayan tavırlar bunlar.
Çocukları çıkarcı yapmaya çalışıyor.
Mâneviyat, paylaşmaktır, toplumculuktur, omuz omuza vermektir, kardeşliktir, insanları sevmektir, hümanizmdir.
Vatan için kendini feda etmektir.
Kendini büyük davalara, insanlık davalarına adamaktır.
Bunlardır mâneviyat. ‘AMACIMIZ FETÖ’YÜ BİTİRMEK!’ FETÖ’ye yönelik yaptığınız çağrı çok ses getirdi.
Örgüt içinde ciddi kırılma yarattı.
FETÖ merkezinde büyük bir telaş gözüküyor.
Size gelen çok sayıda mesaj olduğunu biliyoruz.
Örgüte karşı bir isyan başlamış durumda.
Bu mücadeledeki son durum nedir?
Bir kere şunu söyleyeyim; biz mağdurları kurtaralım peşinde değiliz.
Amacımız örgütü bitirmek. 1970’lerden beri Türkiye’de Amerika’nın yeraltı örgütü olan Gladyo’nun yönetimi Fetullahçı Terör Örgütü’ne verildi.
Türkiye’ye karşı Amerika’nın planlarında oynadığı roller, Ergenekon tertipleri, Balyoz tertipleri, 15-16 Temmuz’da Türkiye’ye yaptıkları, bunlar suç.
Türk Silahlı Kuvvetlerinin üslerinden uçaklar kalktı.
Ortada bir suç var ve bu suçun üzerine gitti Türkiye.
Çok iyi oldu.
Türk Silahlı Kuvvetlerinin kararlılığıyla ezildi, bastırıldı.
Türk Milleti de onu destekledi.
Ama o terör örgütünün bir şekilde etkilediği insanlarımız var.
Ve o örgüt esas nasıl biter?
Yalnız hapse atarak, yalnız ondan karakolla, polisle, inzibatla bitmez.
Onlara karşı değiliz.
Arada bazı haksızlıklar oluyor, olmuştur.
O ayrı mesele ve küçük bir azınlığı ifade ediyor.
Bizim derdimiz o mağdur dedikleri ile ilgili değil.
O suç işleyen insanlarla da hepimiz eşitiz ve her insanın erdemli olmak, vatanına bağlı olmak gibi sorumlulukları vardır ve o davetleri yaptık.
O davetleri yapmamızın sebebi, o insan kaynaklarımızın heba edilmemesi.
Aynı zamanda bu şekilde örgütün etkisinde olan insanlarımızı kurtarmak ve örgütü böylece bitirmek.
Çünkü insansız kalınca örgüt ne olur?
Biter.
Bir örgütü köklü bitirmenin yolu, onu insansız bırakmaktır.
Böyle bir çalışma yürütüyoruz ve çok güzel yanıtlar almış olduk.
Ve samimi olarak, onların hepsinin samimiyetine inanıyoruz.
İşte Cumhuriyet Gazetesi yazmış, takiye yapmaları için kapı açılıyor falan filan...
Ama o kapının açılmasını istemiyor Cumhuriyet Gazetesi.
FETÖ örgütünün bitmesini istemiyor.
Çünkü Cumhuriyet Gazetesi, Alev abimizi ayırıyorum, hem FETÖ’nün hem DEM Parti’nin, PKK terör örgütünün dostu olan bir özelliğe sahip ve Atlantikçi, yani NATO’cu.
FETÖ’nün tasfiyesini, insanların oradan kurtulmasını istemiyor.
Bugün FETÖ’nün içinde büyük bir isyan başladı.
FETÖ böyle biter.
O insanları FETÖ’ye bağlayarak, Cumhuriyet Gazetesi’nin yaptığı gibi FETÖ’yü bitiremezsiniz.
O insanları kurtararak, bizden yaparak kökten örgütü bitirebiliriz.
O bakımdan çağrımız FETÖ tabanında yer almış, hatta taban da demeyeyim ona, isterse en üst düzeyde yer alsın.
Sonuç itibarıyla insan insandır.
Üsttekilere kapı kapalı değil.
Hazret-i Muhammed, amcası Hazret-i Hamza’yı öldüren Vahşi’ye ne diyor: Müslüman oldu, artık o bizdendir diyor.
Bu insanlar Hazret-i Hamza’yı mı öldürdü yani?
Evet işlenen bazı suçlar var ama her insanın kendini yenileme, değiştirme, düzeltme, vatana bağlanma, milli devlete sadık bir yurttaş olarak sorumluluklarını ve görevlerini yapma gibi hakları var.
Kimseyi sen ondan mahrum edemezsiniz.
Hiç kimse, hiç kimseyi erdemli bir vatandaş olmaktan yoksun bırakamaz. ‘İNSANA GÜVENMEYEN İŞ YAPAMAZ’ Sayın Perinçek, sosyal medyada “FETÖ’ye, PKK’ya hiçbir zaman güven olmaz.
PKK değişmez, FETÖ değişmez.” yorumları çok fazla yapılıyor.
Bu yorumlara ne dersiniz?
Dünyada bir iş yapmayacaksanız, insana güvenmeyeceksiniz.
İş, insanın yaptığı bir çalışmadır, emekle yapılır.
Güvenmediğiniz zaman çalışmadan vazgeçiyorsunuz.
Onun için insana güvenilmez sözcüğü kadar insan karşıtı, eylem karşıtı, mücadele karşıtı, erdem karşıtı bir slogan olamaz.
İnsana güvenilmezse neye güveneceğiz?
Taşa toprağa mı güveneceğiz?
İnsana güveneceğiz ki bir iş yapalım.
O insanlarla vatan savunulur.
O insanlarla üretim devrimi yapılır.
O insanlarla tarlalar ekilir, tezgâhlar çalıştırılır, fabrikaların bacaları tüter.
Ona güvenme, buna güvenme, o zaman üretimi kim yapacak?
Vatanı kim savunacak?
Kim çocuklarımızı eğitecek?
Kim öğretmen olacak?
Kim mühendis olacak?
Kim hâkim olacak?
Hiç kimseye güvenmiyorsan, insana güvenmiyorsan, sana kim güvensin?