Haber Detayı

Victor Osimhen'den duygusal yazı: Bir daha asla futbol oynamayacağımı düşündüm
Galatasaray aspor.com.tr
18/02/2026 21:26 (2 saat önce)

Victor Osimhen'den duygusal yazı: Bir daha asla futbol oynamayacağımı düşündüm

Galatasaray’ın Nijeryalı yıldızı Victor Osimhen, bir platformda yayınladığı yazı ile hayatı ve kariyeri hakkında duygusal itiraflarda bulundu. İşte 27 yaşındaki futbolcunun çocukluğu, yaşadığı zorluklar, Avrupa’ya yolculuğu ve sarı-kırmızılı kulübe transfer olurken yaşadıkları... | Son dakika GS spor haberleri

Galatasaray'ın dünyaca ünlü yıldız santrforu Victor Osimhen, The Players Tribune plaftormu üzerinden yayınladığı duygusal yazısı ile gündem oldu.

Nijeryalı golcü; çocukluğuna, yaşadığı zorluklara ve kariyerine yönelik samimi itiraflarda bulundu.

İşte Osimhen'in "Bataklıktan Edilen Dualar" başlığı ile yayınladığı o yazı… "ARKA BAHÇEM BİR ÇÖPLÜKTÜ" "Kimse benim adımı bilmemeliydi.

Bunu okuyor olman bile Tanrı'nın lütfunun bir kanıtı.

Annem ben henüz bebekken öldü.

Sanırım 3 yaşındaydım.

Onu hatırlayacak kadar büyük değildim.

Onunla ilgili aklımda kalan tek şey, beni kollarında tutması.

Ben, 6 kardeşim ve babam; Lagos'ta bir gecekondu mahallesinde, tek odalı bir evde yaşıyorduk.

Mahallemin adı Olusosun, belki duymuş olabilirsin.

Afrika'nın en büyüğü olan, meşhur bir atık alanının hemen yanında.

Oraya günde 10.000 ton çöp döküldüğünü söylüyorlar.

Kimyasal atıklar.

Kırık televizyonlar.

Aklına gelebilecek her şey.

İşte orası benim arka bahçemdi." "ÇÖPLÜKTE KRAMPON ARADIK" "Futbol oynamaya başladığımda ve krampona ihtiyacım olduğunda arkadaşlarımla çöplüğe iner ve aramaya başlardık. -Hey, yırtık bir Nike buldum!

Sol ayak! 40 numara! (Bir saat sonra) -Hey, bir tane Puma buldum!!!

Sağ ayak!! 38 numara!

İdare eder.

Aramızda paylaşabileceğimiz bir çift kramponumuz vardı." "TEK ODADA YEDİ KİŞİYDİK" "Mahallemizdeki çoğu insan atık alanında bulduğu çöpleri satarak geçiniyordu ama küçüklüğümde babam şoförlük yapardı.

Annem öldükten sonra bu işi kaybetti ve bir karakolun mutfağında bulaşıkçı olarak çalışmaya başladı.

Ama bu iş kiramızı ödemek için yeterli değildi.

Yaklaşık 12 yaşındayken bir geceyi hatırlıyorum; Ev sahibi artık sabrını yitirmişti ve dairemizin elektriğini kesti.

Tek bir odada, yedi kişi, televizyon yok, ışık yok, kapkaranlık.

Dışarı çıktığımı hatırlıyorum; bir bataklığın yanına oturdum, gerçekten bir bataklık, ve ağlamaya başladım." "HIZLI OLDUĞUM İÇİN SU SATMAKTA İYİYDİM" "Tanrı'ya sordum: Bu nasıl bir hayat?

O zamanlarda aileme yardımcı olmak ve eve ekmek getirebilmek için futbol oynamayı bırakmıştım.

Kız kardeşlerim portakal satıyordu.

Bir markette falan değil, sokakta.

Lagos'ta trafik çok yoğun olduğu için, yol kenarında bekleyip arabaların arasında koşarak meyve ve su satıp para kazanabilirsin.

Ben çok hızlı olduğum için su satmakta iyiydim.

Su satarken on ikilik bir koliyi başına koyar, birinin korna çalmasını ya da el sallamasını beklersin.

Sonra ışık yeniden yeşile dönmeden arabaya doğru depar atarsın.

Kendi kendime, 'Gördükleri en hızlı çocuk olacağım,' diye düşünürdüm.

Aslında bundan keyif bile alıyordum.

Bu benim için antrenman gibiydi." "DROGBA VE ZLATAN'A HAYRAN KALIRDIM" "Bazı günler eve o kadar yorgun gelirdim ki kız kardeşlerime sorardım: Yarın sizinle portakal satmaya gelsem olmaz mı?

Büyük kardeşim Andrew, en zor iş onundu.

Sabah 3'te kalkar ve sokakta spor gazeteleri satardı.

Bazen eve getirdiği gazetelerin kapaklarında Drogba veya Zlatan'ı görür ve onlara hayran kalırdım.

Onlar başka bir dünyada yaşıyor gibiydi.

Benim için futbol sadece çalışmıyorken yaptığım bir şeydi.

Ve ben hep çalışıyordum." "PARA NEREDEYSE BEN ORADAYDIM" "Eğer bir yerde para kazanılabiliyorsa, ben oradaydım.

Hatta bir TV programına bile çıktım.

Bir aile bilgi yarışması gibi bir şeydi ve programın sonunda seyircilerin arasından insanları sahneye davet ettiler.

Tanrı'ya şükür, ben çağırıldım ve başarılı oldum.

Canlı yayında yaklaşık 10.000 Naira kazanmıştım." "E-POSTA ATIP PARA KAZANIYORDUM" "O ana kadar elimde daha fazla para tutmamıştım.

Yaklaşık 8 dolardı.

Ertesi gün okulda arkadaşlarım bana biraz takılıyorlardı.

Dün televizyonda canlı yayındaydın, bugün okuldasın.

Ne iş?

Ama benim umrumda değildi.

Ben ekmeğimin peşindeydim.

Birkaç yıl boyunca Lagos'ta bir papaz için çalıştım.

Çok ünlü biriydi.

Hatta televizyonda bile çıkıyordu.

Kilisede küçük bir dizüstü bilgisayarları vardı ve benim işim insanlara bültene kayıt olmaları için e-posta adreslerini yazdırmaktı.

Her 10 e-posta için yaklaşık 10 cent'e yakın bir para alıyordum.

O kadar iyiydim ki, belki senin bile e-postanı almışımdır." "EVİMİZİN ÇATISI BİLE YOKTU" "Kazandığım her şeyi yemek ve kira için kardeşlerime veriyordum.

Çoğu gece kilisede uyuyordum.

Evimizin neredeyse çatısı bile yoktu.

Ev sahibinin onaracağını söylediği ve çökmek üzere olan bir çatısı vardı evin. "Bir gün eve birkaç adam yolladı ve çatıyı götürüp bir daha geri getirmediler!

Hala çatıyı onarmasını bekliyoruz! 13 yıl geçti! (Ben herkes için dua ediyorum, gerçekten ediyorum.

Ev sahipleri dışında.

Onları dualarımda nedense hep unutuyorum.)" "BEN YUKARIDAKİ ADAM DEĞİLDİM" "Benim için legal bir işin varsa, ben onu yapardım.

Kız kardeşim bana eski telefonlarını verirdi.

O kırılmış, rezil telefon vardır ya; bana gelen telefon hep o olurdu.

Gece saat 2'de bile bir iş için telefonumu arasaydın, açardım.

Drenaj kuyusu iși bile yapıyordum.

Ne olduğunu biliyor musunuz?

Avrupa'da pek yok.

Ama Afrika'da, kazdığın kuru bir kuyu gibi bir şey.

Birinin merdivenle kuyunun çok derinlerine inmesi gerekir.

Bir diğeri de yukarıda, karanlık deliğin içine bakarak durur ve 'Aşağıda her şey yolunda mı kardeşim?' diye bağırır.

Ben yukardaki adam değildim.

Diğer adamdım.

Pis iş." "SEÇMELERE OTOSTOPLA GİTTİM" "Yaklaşık 2 yıl boyunca, sadece kilisenin takımında futbol oynadım. 15 yaşımdayken bir gün arkadaşlarımla oynuyordum ve birisi, 'Super Eagles'ın gelecek hafta Lagos'ta olacağını duydun mu?' dedi. 'Nerede?' dedim.

Otobüsle yaklaşık 90 dakika uzaklıktaydı ve hiç param yoktu.

Bu yüzden otostop çekerdim.

Lagos'ta danfo denen sarı minibüsler vardır.

Mahalle otobüsü gibidirler.

Şoförleri çılgındır.

Çocuksan ya da bir molaya ihtiyacın varsa, insanlar seni alıp kucağına oturtur.

Eğer gerçekten denersen tek bir minibüse 20 kişi sığdırabilirsin.

Ben de birinin dizine oturur, beni bir sonraki durakta indirmesini isterdim.

Sonra bir sonraki durak.

Sonra bir sonrakinde." "HAYATIM PAHASINA KOŞTUM" "Sonunda stadyuma varmıştım ve burada U17 antrenörlerine kendini göstermeye çalışan yaklaşık 300 çocuk vardı.

O kadar fazla çocuk vardı ki top kullanamadılar.

Sadece herkesi koşturabildiler, yavaşsan seni eliyorlardı.

Hayatım pahasına koştum.

Günün sonunda bana, 'Yarın yine gel.' dediler." "ANTRENÖRE YALVARDIM" "Ve yeniden hayatım pahasına koştum.

Bu böyle aylarca devam etti ve sonunda topla oynayabildik.

O kadar iyi oynuyordum ki.

Başardığımı biliyordum.

Üç ayın sonunda, yaklaşık 30'umuza, 'Yarın son seçme için gelin,' dediler.

Antrenman sonrası hepimizi topladılar. 30 kişi arasından 27 ismi çağırdılar.

Sadece 3 kişi dışarıda kalmıştı.

Ben de onlardan biriydim.

Antrenöre bana bir cevap vermesi için yalvardım.

Bana 'Sadece teknik bir karar, üzgünüm.' dedi." "OTOBÜSTE AĞLAMAYA BAŞLADIM" "Bütün emeklerim bir anda boşa gitmişti.

Üç ay süren sıkı çalışma… yok olmuştu.

Eve dönerken, birinin kucağında otobüste giderken ağlamaya başladığımı hatırlıyorum.

Adam bana, 'Ne oldu?' dedi.

Ben de, 'Uzun hikaye,' dedim. -Peki neden ağlıyorsun? -Ben futbolcuyum.

Yani… olmaya çalışıyordum." "ÇOĞU ÇOCUK BIRAKIRDI" "Çoğu çocuk bu noktada bırakırdı.

Ama futbola o kadar derinden aşıktım ki bırakamazdım.

Kendi kendime çalışmaya devam ettim, aylar geçti.

Derken bir gün biri bana, 'Milli takım iki hafta sonra tekrar Lagos'a geliyor,' dedi.

Ben de, 'Ne zaman gelirlerse gelsinler, beni ara,' dedim.

O gün geldi ve işten çıkar çıkmaz koştum, otobüse bindim ve doğruca stada gittim.

Vardığımda… 600 çocuk vardı.

Herkes yalvarıyor, itişiyor, antrenörlerin gözüne girmeye çalışıyordu." "O KADAR ÇOK ÇOCUK VARDI Kİ…" "O kadar çok çocuk vardı ki, antrenör Emmanuel Amunike mikrofona çıktı ve şöyle dedi: Hepinizi bugün göremem.

Bu imkansız.

İki hafta sonra Abuja'da olacağız.

Eğer iyi olduğunuzu -GERÇEKTEN çok iyi olduğunuzu- biliyorsanız; Abuja'ya gelin ve beni orada görün." "HER ŞEY BİTTİ" "Abuja arabayla 9 saat uzaktaydı.

Ve benim arabam yoktu.

Mahalleden tanıdığım, adına belki 'menajer' denebilecek bir adam vardı.

Ama daha çok mahalle menajeri gibiydi.

Ona, 'Her şey bitti,' dedim.

İki hafta sonra beni aradı ve, 'Bir araba ödünç aldım.

Hadi gidelim,' dedi.

Ben de, 'Nerede kalacağız?' dedim.

O ise, 'Merak etme, Abuja'da bir kardeşim var,' dedi." "BABAM 'GİTMELİSİN' DEDİ" "Yola çıkmamız gereken sabah, çok gergindim.

Daha önce hiç şehrimden ayrılmamıştım.

Orası güvenliydi, rahattı.

Dört saat geçti ve o mahalle menajeri beni aramaya başladı.

Ona, 'Boş ver.

Hiçbir yere gitmiyorum.

Burada iyiyim.' dedim.

Tam o sırada babam olup biteni duydu ve, 'Gitmelisin' dedi.

Uzun bir konuşma yapmadı.

Sadece, 'Gitmelisin' dedi." "İLK GÜN SAHAYA BİLE ÇIKAMADIM" "Ve onun haklı olduğunu biliyordum.

Bir sırt çantasıyla evden çıktım; iki parça kıyafetim vardı.

Üzerimde giydiklerim ve çantamdaki yeşil forma.

Uğurlu yeşil.

Hayal edebileceğin en eski arabayla Abuja'ya doğru yola çıktık ve gece yarısı vardık.

Ertesi sabah güneş doğduğunda, hayali olan bir milyon çocuk gördüm.

Belki bir milyon abartıydı ama çok da değil.

Stadyumun dışında en az 900 çocuk bekliyor olmalıydı.

İlk gün sahaya bile çıkamadım.

İkinci gün ise antrenörlerden biri sonunda beni işaret etti: Yeşil forma.

Hadi. 15 dakikan var. "HAYATIMI DEĞİŞTİRMEK İÇİN 15 DAKİKA" "Onlara bir şey göstermek için 15 dakika.

Hayatımı değiştirmek için 15 dakika.

Onları etkilemenin tek yolunun koşmak olduğunu biliyordum.

Bu yüzden kan ter içinde kalana kadar koştum. 15 dakikada 2 gol attım.

Belki bir şansım vardır diye düşündüm.

Ama sonra antrenörler mikrofona geçti ve kalabalığa seslendiler.

Bazı isimler okundu, ama benim adımı duymadım.

Herkes otoparka doğru yürümeye başladı.

Hayalim bitmişti.

Arabaya binmek üzereydim ki bağırışlar duydum: Hey!

Hey!

Yeşil formalı! "O ÇOCUK SEN MİSİN?" "Arkamı döndüm; bazı çocuklar bana el sallıyordu.

Filmlerdeki gibi göğsümü işaret ettim.

Ben mi?

Arkamı kontrol ettim.

Yeşil formalı!

Uğurlu yeşil.

Koşarak geri gittim ve dediler ki: Hey, antrenör seni görmek istiyor.

Takım doktoru, iki gol atan çocuğun sen olduğunu söylemiş.

O çocuk sen misin?" "BİR KUYUNUN DİBİNDE OLURDUM" "Benim! 'O ÇOCUK BENİM!' dedim.

Tekrar stada girdim; doktor beni işaret ediyor, iki parmağını havaya kaldırıyordu. 'Bu çocuk,' dedi.

İki parmak beni kurtardı.

Takım doktoru bunu yapmasaydı, bugün burada olmazdım.

Büyük ihtimalle bir kuyunun dibinde olurdum.

Yine de seçmeler bitmedi; devam etti, uzadı. 'Seçilen' oyuncular takımla birlikte bir otelde kalıyordu.

Ama ben hala menajerimin kardeşinin evinde kalıyordum.

Çocuklarını okula götürmelerine yardım ediyordum, ortalığı toparlıyordum.

O kadar utangaçtım ki, eşinin sofraya koyduğu yemeğin benim için olduğunu bile anlamamıştım.

Antrenmandan eve gelirdim, yemeği görürdüm ve artan yemekler sanırdım.

Ekmeğin bir parçasını koparıp evin arkasına çıkar, gizlice yerdim." "ARTIK BENİM AİLEMSİN" "Bir gün eşi yemek yaparken bana, 'Ne oldu?

Yemeği beğenmedin mi?' dedi.

Ben de, 'Bu… benim için mi?' dedim.

O da, 'Ne?

Evet, tabii ki!

Açlıktan ölüyorsundur!' dedi.

Nihayet gerçekten takıma girdiğimde ve bana otelde bir yatak verdiklerinde, ona şunu söyledim: Teşekkür ederim.

Beni kurtardın.

Senin için her zaman dua edeceğim.

Artık benim ailemsin." "NİHAYET MİLYONER OLMUŞTUM" "Hayatım çok hızlı değişti.

Asla unutmayacağım; antrenmanları U-9 takımıyla yan yana yapardık ve küçük çocukların hepsi beni izlemeyi severdi.

Bana 'Taiwo Awoniyi' derlerdi.

Taiwo benden birkaç yaş büyüktü ve onun gibi oynadığımı söylerlerdi.

Onun lakabını almak benim için büyük bir onurdu.

Bir sonraki yıl Şili'de düzenlenen U-17 Dünya Kupası'na gittik ve adeta patladım. 7 maçta 10 gol attım ve Gol Krallığı'nı kazandım.

Dünya şampiyonu olduk.

Kimse beklemiyordu.

Ben bile beklemiyordum.

Dünya Kupası'ndan döndüğümde bana biraz para verdiler.

Nihayet milyoner olmuştum, ama naira milyoneri.

Yani birkaç bin euro.

Kız kardeşlerimi aradım ve, 'Hepinizi tek odalı bir evden iki odalı bir eve taşıyorum.

Her şey halledildi.

Sizden tek isteğim, beni dualarınıza katmanız.' dedim." "GERÇEK GİBİ DEĞİLDİ" "Dualar işe yaramış olmalı.

Birkaç yıl sonra Wolfsburg'a imza attım ve hayallerimde bile görmediğim kadar fazla parayla kutsandım.

Telefonda banka uygulamasını sürekli yenilediğimi hatırlıyorum.

Yenile.

Hala fakir.

Yenile.

Hala fakir.

Yenile… ve sayı değişti.

Rakam büyüdü.

Gerçek gibi değildi.

Çıldırmıştım.

Gerçekten.

Etrafımda zıplayıp duruyordum." "DİZLERİMİN ÜZERİNE ÇÖKÜP DUA ETTİM" "İki yıl önce, 10 sente su satıyordum.

İyi bir günde belki 2 dolar kazanırdım.

Şimdi telefonda, ekranda bir milyon gördüm.

Gözlerimi sildim.

Rüya mı görüyorum?

Yenile.

Yenile.

Yenile.

Hayır, gerçekti.

Dizlerimin üzerine çöktüm ve Tanrı'ya şükrettim.

Babamı aradım: Artık ev sahibine ödeme yapma konusunda endişelenmene gerek yok.

Seni ev sahibi yapıyorum." "BABAM KALP SORUNLARI OLMASINA RAĞMEN…" "Hatta babam için bir şoför bile tuttum.

Yaşlanıyordu ve kalp sorunları vardı.

Ama o kadar gururluydu ki bana, 'Buna ne ihtiyacım var?

Ben zaten şofördüm!

Paran sende kalsın!' dedi.

Ben de, 'Ama bu adamın da bir işe ihtiyacı var.' dedim.

O da, 'Peki.

Tamam.

Onu yanımda tutarım, maaşını sen ödersin.

Ama arabayı ben kullanırım.' dedi." "TEK İHTİYACIM OLAN ŞEY…" "Şoför yolcu koltuğunda otururken, babam direksiyon başında dolaşırdı; adeta sağ kolu gibi.

Tek yapmak istediği şey, eski dostlarıyla polis karakolunda takılmaktı.

Wolfsburg'dan birkaç yıl sonra Lille'e transfer olduğumda, sağlığı iyice bozulmaya başladı.

Sürekli uzaktaydım.

Sonra COVID'in başlarında hastaneye kaldırıldı.

Ben Fransa'da, tamamen yalnız kalmıştım.

Futbol durmuştu.

Havalimanları kapalıydı.

Nijerya'ya özel bir uçuş ayarlaması için menajerimi arayıp duruyordum.

Hatta havacılık otoritelerinden iniş izni bile almıştım.

Tek ihtiyacım olan şey, kulübün ve menajerimin gitmeme izin vermesiydi." "HER SAAT BAŞI ARAYIP YALVARDIM" "Bekliyordum, bekliyordum, bekliyordum.

O ise giderek kötüleşiyordu.

Sonra paniklemeye başladım.

Her saat başı arıyor, yalvarıyordum.

Ama işte o zaman futbolun karanlık yüzünü anlamaya başladım.

İş tarafını.

Olay şu ki, beni satmak istiyorlardı.

Bir transfer konuşuluyordu.

Bu yüzden eski menajerim bana sürekli, 'İşler karmaşık.

Bekle.

Sadece bekle.' diyordu." "BİR ŞEYLER YOLUNDA DEĞİL" "Delirmek üzereydim.

Uyuyamıyordum.

Bir sabah uyandım ve duş almak için telefonumu aşağıda bıraktım.

Asla unutmayacağım; duştan çıktım, yatağımın yanında her zaman duran annemin bir fotoğrafı vardı.

Fotoğrafa baktım ve içime bir his çöktü.

Ağlamaya başladım.

Şunu düşündüm: Bir şeyler yolunda değil.

Hiç değil." "VEDA ETMEN LAZIM" "Aşağı indim ve ailemden 20 cevapsız arama olduğunu gördüm.

Kardeşimi FaceTime'dan geri aradım ve bana, 'Kaybettik' dedi.

Sonra kamerayı çevirdi ve babamı gösterdi: Veda etmen lazım…" "KONTROLÜMÜ KAYBETTİM" "Telefonu fırlattığımı hatırlıyorum; tamamen kontrolümü kaybettim.

Evin altını üstüne getirdim.

Her şeyi kırdım döktüm.

Kendimde değildim.

Çıkardığım gürültü yüzünden komşularım kontrol etmeye geldi.

Komşularımı çok severim; Fransa'da yalnızken benim için bir aile gibiydiler.

Adam beni sakinleştirmeye çalışıyordu, yaşamak için hala çok şey olduğunu söylüyordu." "FUTBOL BUYSA NE ANLAMI VAR?" "O gün 6–7 saat boyunca yanımda kaldı ve muhtemelen aptalca bir şey yapmamı engelledi.

İçimi en çok acıtan şey suçluluk duygusuydu.

Çünkü babamın bütün çocukları ve torunları yanındaydı.

Yanında olmayan tek kişi bendim.

Çok öfkeliydim.

Patladım.

Şöyle düşündüm: Eğer futbol buysa, ne anlamı var?

Ben sadece ailemin yanında olmak istiyorum." "HER ŞEYDEN TİKSİNMİŞTİM" "Eski menajerimi aradım ve, 'Babamı defnetmeye gidebilir miyim?' dedim.

O da, 'Git.

Ama cuma günü geri dön,' dedi. 'Cuma mı?

Futbolun cehenneme kadar yolu var,' diye düşündüm.

Eve uçtuğumda, belki de bir daha asla futbol oynamayacağımı gerçekten düşündüm.

Her şeyden tiksinmiştim.

İnsanlara hep söylerim: Her şeyi gördüm, kardeşim.

Gerçekten her şeyi gördüm." "NAPOLI'DE KENDİMİ YENİDEN BULDUM" "Ama bunu söylediğimde ne demek istediğimi tam anlamıyla anlamıyorlar.

Sadece bir çöplüğün yanında büyümekten bahsetmiyorum.

Elektriksiz büyümekten de bahsetmiyorum.

Gerçekten kaybetmekten bahsediyorum.

Bu çok derin bir şey.

Lille'den ayrıldığımda kaybolmuştum.

Napoli'ye geldiğimde ise kendimi yeniden buldum.

Bu şehre, taraftarlara ve takım arkadaşlarıma hayatımı tersine çevirdiği için teşekkür etmem lazım." "SPALLETTI'YE SÖYLEDİĞİM İLK ŞEY…" "Geldiğimde yaptığım ilk toplantıyı hatırlıyorum; hocaya, Sayın Spalletti'ye şunu söyledim: İyi değilim.

Şu an çok öfkeliyim.

Çok üzgünüm.

Kafam yerinde değil." "BANA İNANDIĞINA YEMİN EDEBİLİRİM" "Ama o benim için bir baba gibiydi.

Bir şeyi doğru yapmadığımda yakama yapışırdı.

Ama ruhunun derinliklerinde bana inandığına yemin edebilirim.

Dünyanın en iyisi olabileceğimi düşünüyordu.

Bir maçta 2 gol atardım; soyunma odasında yanıma gelir, benimle kafa kafaya gelirdi.

Sana bir şey söylemek istediğinde, başını seninkine çok yaklaştırır, neredeyse fısıldardı: Cazzo!

Bugün 4 tane atabilirdin.

Yarın sana videoyu göstereceğim." "ANTRENMAN SAHASINA NİNELER GELMEYE BAŞLADI" "İlginç olan şu ki, ben geldikten sonra eski çekirdek kadroyu kaybetmiştik.

Koulibaly, Insigne, Mertens… hepsi ayrılmıştı.

Ama 2022–2023 sezonunda Kvara'yı, Raspa'yı ve Kim Min-jae'yi aldık ve herkes, 'Hmm… enteresan' diye düşünmüştü.

Sezona öyle muhteşem bir futbolla başladık ki, hep şunu söylerim: Antrenman sahasına nineler gelmeye başladı.

Napoli'de ne kadar iyi gidiyorsan, sahada gördüğün insanlar o kadar yaşlı olur.

İlk başta sadece taraftar grupları gelir.

Gençler.

Sonra gençler ve babaları.

Sonra oğul, baba ve dede.

Ama Napoli'de ligde zirveye çıktığında, bir anda tekerlekli sandalyedeki nineler bile antrenman sahasına gelmeye başlar." "SPALLETTI ŞAKALAŞMAYA İZİN VERMEZDİ" "Bana, 'Senin için dua ediyorum evladım,' derlerdi. 'Teşekkür ederim' derdim.

Ligde 8 puan öndeydik ve yavaş yavaş, 'Tamam, bu iş oldu.' diye düşünmeye başladık.

Bu çok doğal.

Normalde antrenmanlarda asla şakalaşmayız, çünkü Spalletti buna izin vermez.

Ama o gün biraz fazla öz güvenliydik.

Aramızda maç yapıyorduk; millet kendini yere atıyor, abartıyor, bağırıyordu.

Herkesi güldürmek için eğleniyorduk.

Spalletti oyunu durdurdu ve yardımcılarına, 'Kaleleri kaldırın.' dedi.

Herkes bakakaldı." "SPALLETTI BEŞ AY BOYUNCA EVE GİTMEDİ" "Top olmadan 30 dakika koştuk.

Ertesi gün antrenmanda yine soyunma odasında gülüşüyorduk.

Sahaya çıktık… top yok.

İki gün boyunca top yüzü görmedik.

O güzel futbol topunu yeniden gördüğümüzde, mutluluktan ağlayabilirdik.

Bir daha kimse şaka yapmadı.

Zaten şikayet etmeye de hakkımız yoktu çünkü o dönemde Spalletti ofisinde uyuyordu.

Küçük bir yatak kurmuştu.

Askeriye gibi.

Evde onu bekleyen bir eşi vardı ama beş ay boyunca orada yattı." "SİZİN ADINIZ YAŞLANINCAYA KADAR KONUŞULACAK" "Büyük maçlardan önce bize hep şunu söylerdi: Şampiyonluğu kazanırsanız ne olacağını anlamıyorsunuz.

Ben… Benim adım belki 2–3 yıl konuşulur.

Ama siz oyuncular… Sizin adınız, yaşlanıncaya kadar konuşulacak." "TAM OLARAK İDRAK EDEMEDİK" "Herkes bana hep şampiyonluğu garantileyen attığım son golü soruyor.

Evet, bir gol attım.

İnanılmazdı.

Ama deplasmandaydık.

Ne olduğunu, ne başardığımızı; şehre dönüp insanların duygusunu görene kadar tam olarak idrak edemedik.

Bunu kelimelerle anlatmak mümkün değil.

Sana en yakın şöyle anlatabilirim… Şampiyon olmadan hemen önce, tesisimizin dışında büyük bir taraftar kalabalığı vardı.

Arabayı durdurup insanlarla tokalaştım.

Oğluyla gelen bir adam, telefonunu kaldırmıştı.

Bana bir video göstermek istiyordu.

Maradona'nın olduğu zamanlardan bir videoydu. 80'lerden.

Adam tek kelime İngilizce bilmiyordu.

Gözleri doluydu. 'Ne diyor?' diye sordum.

Birisi gelip çevirdi." "BİN YIL BOYUNCA HATIRLANACAKSINIZ" "Bana 'Bin yıl boyunca sizi hatırlayacaklar.

Hepimiz toprak olduğumuzda bile sizi hatırlayacaklar.' dedi.

İşte bu yüzden futbol oynuyorum.

Bu his için.

Bir kupa kazanmak başka bir şey… Napoli'ye 33 yıl sonra ilk kez bir Scudetto kazandırmak ise tarihtir.

Seçtiğim takımları buna göre seçiyorum.

Napoli'den ayrıldığımda kaç kişinin bana, 'Türkiye'ye gitme.

Delirdin mi?' dediğini biliyor musun?

Eski bir menajerim bile bana, 'Hayır, hayır, hayır.

Oraya gitme.

Akıllıca bir hamle değil.' dedi.

Ama ben kafamla değil, Kalbimle düşünürüm.

Galatasaray'da oynamak istiyordum.

Napoli'de yaşadığım o duygudan sonra, herhangi bir kulübe nasıl gidebilirim?

İmkansız.

Sıkıcı…" "BURUK'LA TELEFONDA KONUŞTUĞUMUZDA…" "Dünyanın en tutkulu ilk 3 kulübünden birine gitmek istiyordum.

Beni gerçekten anlayan insanların onlar olduğunu düşünüyorum.

Futbolu başka türlü yaşayanlar.

Bir iş olarak değil, bir aşk hikayesi olarak.

İmza atmadan önce Okan Buruk'la telefonda konuştuğumda bana şunu söyledi: Sana bir insan olarak, bir teknik direktör olarak ve bir baba olarak seni kulübümde istediğimi söylemek için buradayım.

Ve biliyorum ki bu taraftar seni çok sevecek.

Senin için her şeyi yapacaklar.

Zor bir dönemden geçtiğin zamanlarda bile bu kulüp arkanda olacak." "ANLATSALAR İNANAMAZDIM" "Türkiye'ye giden uçağa binmeden önce her şeyi Tanrı'nın ellerine bıraktım.

Uçak indiğinde, gecenin bir yarısı, beni bekleyen 3 bin Galatasaray taraftarı vardı.

Özel bir havalimanında.

Uçağımı havadayken takip ediyorlardı!

İnsanlar beni kollarını açarak karşıladı.

Bu his paradan daha değerli.

İnanmıyorsan, git Van Dijk'e sor.

Liverpool'la oynadığımız Şampiyonlar Ligi maçından sonra onunla konuşuyordum, bana, 'Adamım, bu nasıl bir atmosfer böyle!?' dedi.

Ben de ona, 'Kardeşim, dürüst olayım; buraya hiç gelmemiş olsaydım ve biri bana anlatıyor olsaydı, buna inanmazdım.' dedim." "G.SARAY'A NEDEN GİDİYOR?" "İmza attığımda herkes, 'Ne yapıyor bu?

Galatasaray'a neden gidiyor?' dedi.

Ama hikayemi biliyorsan, bu sorunun cevabını zaten biliyorsun.

U-17 Dünya Kupası'nda Gol Kralı olduğumda bir muhabir bana şunu sormuştu: Yoktan geldin.

Artık herkes seni tanıyor.

Ne başarmak istiyorsun?" "BENİM GİBİ OLANLAR İÇİN" "Cevabım, 15 yıl önce kuyunun dibinde verdiğim cevabın aynısıydı.

Ne istiyorum biliyor musun?

Büyüklük.

Kendim için değil.

Benim gibi olanlar için.

Bizden milyonlarca, milyonlarca var.

Bir sonraki öğününü kazanmak için çalışmak zorunda olan çocuklar.

Trafikte su satanlar.

Çöplükte satacak bir şey arayanlar.

Hayatta kalmaya çalışanlar.

Dua edenler.

Hayal kuranlar." "BANA HUZURU VEREN ŞEY…" "Bana huzur veren şey para değil.

Virgüller değil.

Saatler değil.

Kesinlikle şöhret de değil; dürüst olmam gerekirse o epey sıkıcı.

Bana gerçek huzuru veren şey; Nijerya'ya eve dönmek ya da İstanbul'da bir sokakta yürümek.

Üzerimde sadece normal bir kapüşonlu var.

Ve ben hala BEN'im." "ADIN BİN YIL BOYUNCA KONUŞULABİLİR" "Çocuklarla konuşabiliyorum ve onlara şunu diyebiliyorum: Hey, ben sendim.

Sana benziyordum anlamında değil.

Hayır, hayır.

Ben direkt sendim.

Bir ayağında Nike, diğer ayağında Puma olan bir çocuk.

Biri 40 numara, diğeri 38 numara.

Tanrı'nın lütfuyla başardım.

Benim hikayem kanıt olsun… Bir bataklığın kenarından başlayabilirsin ve yine de… yine de… Adın, bin yıl boyunca insanların dilinde olabilir."

İlgili Sitenin Haberleri